Dedesi Atatürk’ün kaptanıydı, kendi şehir hatları kaptanı

Atatürk’ün kaptanlığını yapan İsmail Çetin’in torunu İlker Çetin, “Herkes dedemden Atatürk’ün özel hayatını anlatmasını istemiş. Para bile teklif etmişler. Hepsini reddetmiş” diyor...

Dedesi Atatürk’ün kaptanıydı, kendi şehir hatları kaptanı

Mustafa Kemal Atatürk'ün kaptanı İsmail Çetin'in torunu İlker Çetin, üçüncü kuşak olarak denizcilik mesleğini İBB'ye bağlı Şehir Hatları A.Ş'de sürdürüyor. Çetin, Atatürk'e 4 yıl boyunca kaptanlık yapan büyük dedesi İsmail Çetin'i SÖZCÜ'ye anlattı.

Çetin büyük dedesini hiç tanımamış, kendisi 1-2 yaşlarındayken 1978 yılında büyük dedesi hayatını kaybetmiş. Büyük dedesi İsmail Çetin'i, oğlundan yani dedesi Osman Çetin'den dinlemiş. Büyük dedesinin anılarıyla büyüyen İlker Çetin, denizciliğe de böyle merak sarmış. İlker Çetin, “Büyük dedem ayakları yere bastığından beri teknelerin üzerinde büyümüş. Hayatı Anadolu Hisarı'nda geçmiş. Balıkçılıktan Atatürk'ün kaptanlığına giden bir hayat hikayesi olmuş. Ben 1999'da kaptanlığa başladım, 22 senedir bu işi yapıyorum. 10 yıl kadar yurt dışında çalıştım. 13 senedir de Şehir Hatları A.Ş'de kaptanlık yapıyorum” diyor.

ABİSİ SAVAŞTA ÖLÜYOR

İlker Çetin, gurur duyduğu büyük dedesi İsmail Çetin'in Atatürk ile tanışma hikayesini şöyle anlatıyor: “Büyük dedemin ailesi Çanakkale'de yaşıyor. Büyük dedemin abisi Balkan Savaşı'na gidiyor. Kardeşini bırakacak kimsesi olmadığı için İstanbul'da Anadolu Hisarı'nda yaşayan dayısının yanına kardeşini bırakıp savaşa gidiyor. Savaşta şehit düşüyor, bir mezarı bile yok. Büyük dedem de Anadolu Hisarı'nda balıkçılıkla uğraşmaya başlıyor. 1920'lerin sonu 1930'ların başında Cumhuriyet'in ilk yıllarından genç bir delikanlı olarak askerlik çağı gelince Çanakkale'ye askere gidiyor. Denizci olarak askerliğini yapmaya başlıyor.”

ANKARA'DA BİR DENİZCİ

“Dedemin anlattığına göre bir gün askerliği sırasında Ankara'dan yüksek rütbeli askerler geliyor birliğe. ‘Kim tekne kullanmasını biliyor' diye soruyorlar. Herkes binip nasıl kullandığını göstermiş. Büyük dedem binip bir iki kürek çekince işi bildiği için onu seçmişler. Kimseye bir şey söylememişler. Ailesini araştırmışlar, sorgu sual… Sonra ‘Ankara'ya geliyorsun' demişler. Denizci askerin Ankara'da ne işi var diye o da şaşırmış. Gidene kadar kimse bir şey söylememiş. Temiz elbiselerini giydirmişler, Ankara'ya gitmişler. Beyaz elbiseli bir denizci askeri olarak Atatürk Orman Çiftliği'ne bizzat Atatürk'ün yanına götürüyorlar. 4 senelik askerliği boyunca Atatürk'ün yanında kalıyor. Çiftliğin içinde göl var oradaki tekneyi kullanıyor. Atatürk ile birlikte gittiği her yerdeki tekneleri, deniz vasıtalarını büyük dedem kullanıyor.”

‘DENİZCİ OLMAK İÇİN DOĞDUM' Torun İlker Çetin, üçüncü kuşak olarak denizcilik mesleğini İBB'ye bağlı Şehir Hatları A.Ş'de sürdürüyor. Çetin, “Ben denizcilik için doğmuşum. Genlerimde var” dedi.

“GELİP BENİ ALACAK”

İsmail Çetin askerliğini bitirince Anadolu Hisarı'na geri dönüyor. Yıllar geçiyor ve bir kez daha Atatürk'le yolları kesişiyor. İlker Çetin o dönemi şöyle aktarıyor: “Anadolu Hisarı'nda Göksu deresinin kıyısındaki evlerinde oturuyorlar. Atatürk'ün de o civarda denizcilik işletmelerinin müdürü ile bir toplantısı varmış. Büyük dedem sabah kalkmış tıraş olmuş gömleğini giyip kravatını takıp camın kenarında beklemeye başlamış. ‘Atatürk gelip beni alacak' demiş. Evdekiler biraz alay etmişler ‘Atatürk gelip seni niye alsın' diye. 1-2 saat sonra bayraklı bir araba yanaşıyor evin önüne. Askerler inmiş. ‘İsmail Çetin nerede' diye sormuşlar ve alıp götürmüşler. Dedemler ‘Babamı alıp götürdüler, çocuğuz tabi ağlamaya başladık babamı götürüyorlar' diye anlatıyor o günü. Deniz yollarının genel müdürü, Atatürk ile köşkte oturuyorlar. Atatürk, İsmail dedemi çağırıyor yanına ‘Bu benim askerimdi, 4 yıl yanımda kaldı. Çok güvenilir biridir' diyor. Büyük dedem böylece denizcilik işletmelerinde kaptan olarak işe başlıyor. Devlet büyüklerini taşıyan teknede kaptanlık yapıyor. Denizcilik işletmelerinde bir gelenek var, iş babadan oğula geçer. Dedem de makineci olarak denizcilik işletmelerinde çalışmaya başlıyor. Babam tekstil işiyle uğraştı, o jenerasyon boş geçmiş. Bir kuşak atladı. Ama bize nasip oldu. Genlerimde vardı herhalde, denize karşı çok istekliydim. 2 kızım var, daha küçükler bakalım onlar ne olacak.”

YÜKSEK SADAKAT…

İlker Çetin, büyük dedesinin Atatürk'e olan sadakatini şöyle anlatıyor: “Küçük bir sandıkta fotoğrafları ve mektupları, hatıra olarak sakladığı şeyler varmış. Kimseye göstermemiş de vermemiş de. Geriye hiçbirini bırakmadı. ‘Benimle geldi, benimle gitsin' demiş. Ölmeden önce o sandığı yok etmiş. ‘Bunu reklam malzemesi yapmam' demiş, kimseyle konuşmamış.”

İsmail Çetin, Atatürk'ün yanından hiç ayrılmamış.

“PAŞAM DEMİŞ KOŞMUŞ SİLAH DOĞRULTMUŞLAR”

İlker Çetin, aile içinde hala anlatılmaya devam eden anılardan birini de şöyle aktarıyor: “Haydarpaşa'da ya da başka bir yere Atatürk askerleri ile geliyor. Büyük dedem de teknesinde ‘paşam' diyerek elini öpmeye koşuyor. Üstüne askerler silah doğrultmuş suikast zannetmişler. Atatürk de ‘bırakın o benim askerim' demiş. Gitmiş Atatürk'ün elini öpmüş.”

SOYADINI ATATÜRK VERMİŞ

Aileye soyadını da Atatürk vermiş… “Soyadları ‘Aga' olacakmış, Çanakkale'de öyle diyorlarmış bizimkilere. Atatürk ‘sen çok çalışkan, düzgün bir adamsın soyadın Çetin olsun' diyor. Soyadımız da böyle konuluyor.”