Foncu listeleri havada uçuşuyor.

Önce tedbir kararı uygulanan 141 şüphelinin yer aldığı bir liste dolaşıma girdi.

Sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı açıklama yaptı.

Sayının 109 olduğunu duyurdu. 

29 kişinin sehven listeye girdiğini belirtti.

141 kişilik listede olup 109’lukta yer almayanlar da var.

Cübbeli Ahmet lakaplı Ahmet Mahmut Ünlü’nün damadı Esat Palazoğlu, mesela.

Fakat listeden çıkması tedbirlerin kalktığı anlamına gelmiyor.

Palazoğlu’nun mal varlığı dondurulmuş.

Hesapları bloke...

İfadesi alınmamış ancak şüpheli sıfatı devam ediyor.

‘NEFSİMİZE YENİLDİK’

Birkaç yıl önce uçak yolculuğunda karşılaştığım Palazoğlu ile geçen gün fon soruşturması üzerine konuştuk.

Palazoğlu, genç bir işadamı.

Geçen nisan ayında sosyal medyada, Pusula tarafından yatırımcılara gönderilen bir e-mail görmüş. E-mailde, bedel yatırmak suretiyle PCS adlı kapalı fona girilebileceği yazıyormuş. O da mayısta yüklü bir bedel ödeyerek fona girmiş.

Palazoğlu, kâr taahhüdünde bulunulmadığını savunuyor. Ancak haziranda yüzde 30, temmuzda yüzde 20, ağustosta yüzde 10 kâr elde etmiş.

Üç ay sonunda kazancı, ana parasının dörtte üçüne yükselmiş.

Neden böyle bir kazanç yolunu seçtiğini sordum.

İşadamı olarak parasını değerlendirdiğini anlatan Palazoğlu, şöyle karşılık verdi:

“Dini anlamda çok uygundur diye iddia etmiyorum. Yanlışsa yanlışımız var, eyvallah. Ama hepimiz bunları yapıyoruz. Herkesin girdiği fonlar da bu kazancı verdi. Nefsimize yenildik diyebiliriz. Tabii böyle olsun istemezdik.”

TEMMUZDA PARA ÇEKMİŞ

Palazoğlu, şirketinin gider ve ödemeleri için 31 Temmuz’da fondan bir miktar çekmiş.

Ağustos sonunda da çekmek isteyince “Şu an sıkışıklık var, bir iki hafta bekleyebilir misiniz” diye yanıt verilmiş.

Cübbeli’nin damadı 16 Eylül itibariyle ana parasının dörtte üçünü kaybettiğini savunuyor.

“Benim çok ciddi bir zararım var” diyor.

Sordum:

“Temmuzda para çektiğiniz için mi şüphelisiniz?”

Şunları söyledi:

“Sebebinin ne olduğunu bilmiyorum. Temmuzda para çekmiş olmam da olabilir. Ama temmuzda para çektiğimi görenin, sonrasında para çekemediğimi de görmesi gerekir.”

Kaynak olarak ekle

Savcılığa başvurduğunu kaydediyor.

İfadesinin alınmadığını, “Süreçle alakalı ileride bilgi veririz” denildiğini belirtiyor. 

‘ALLAHTAN PARAMIZ BATTI’

Tüyo alıp fondan çıkmadığını savunarak, şunları söylüyor:

“Herkes haber aldı, çıktı’ diyorlar ya, benim haber alıp çıkma durumum yok. Kendimi o kadar yakın görsem derlerdi ki, ‘Eylül başında çık, zarar etme.’ Beni içeride bıraktılar. Ben mağdur tarafım. Kazandığımız bir bedel yok, niye şüpheliyim, bilmiyorum, öyle bir durumdayız ki, Allahtan paramız batmış diyoruz. Para alsaydım içeride olurdum muhtemelen. Bu parayı 5-10 Eylül’de çeksem ne olacaktı? ‘Esat kaçtı, sen bu bilgiyi kimden aldın’ diyeceklerdi.”

Palazoğlu, sosyal olarak etkilendiklerini anlatıyor.

“Faiz hassasiyetinden gidiyorlar, ‘Hocanın damadı’ bunu yapar mı diyorlar” diye dert yanıyor.

Pusula’nın patronu Serdar Turhan’ı tanıdığını kabul ediyor. Ağabeyi Ahmet ile Turhan’ın bir şirkette ortak olduklarını söylüyor. Ancak yıllardır görüşmediği ağabeylerinin eylemlerinden dolayı haksız suçlamalara maruz kaldığını ifade ediyor.

CÜBBELİ NE DİYOR?

Cübbeli Ahmet, geçen perşembe sohbetinde fon vurgununa değindi.

“Fon vurgunlarında çok büyük kul hakları yendi” diyor.

Borsada spekülasyonla hisselerin yükseltildiğini ifade ederek, “Bir defa burada yalan var. En büyük haram nedir? Yalan” diye konuşuyor.

“Burada bir kuruşumuz yok, biz bir şey kaptırmadık” diyor.

Fakat vurguna muhafazakarların da dahil olduğunu anlatarak, şöyle devam ediyor:

“Bu spekülasyonu, haramla rakamın yükseltildiğini bilenlerden hacı hoca var mı? Var. Namazlı abdestli var mı? Var.

Başı kapalı çok...”

Erenköy Cemaati’nin fon isyanı  

İslami kesimde fon vurgununa büyük tepki var.

Skandalın şüpheliler ayağında Serdar Turhan gibi mahalle gençleri, sorumluluk mevkisinde AK Parti ve muhafazakar bürokratlar olunca ilk başta sessizlik vardı.

Sessizliği önce Akıncılar’ın eski liderlerinden Mehmet Güney’in İnsan ve Medeniyet Hareketi kırdı. 

Hareket’in açıklamasında şöyle deniliyor:

“Bir kazancın hukuken mümkün ya da piyasa şartları bakımından geçerli olması, onun mutlaka helal ve adil olduğu anlamına gelmez. Dini söylemler, kardeşlik bağları ve kişisel itibar; şeffaflığın, denetimin ve hesap verebilirliğin yerini tutamaz. Mağduriyetlerin giderilmesi, hakların iadesi ve sorumlulukların hukuk içinde belirlenmesi ortak ve en güçlü talebimizdir.”  

Ardından Nakşibendi tarikatının İstanbul kollarından Erenköy Cemaati ya da Topbaş Grubu diye bilinen Aziz Mahmud Hüdai Vakfı tepkisini ortaya koydu.

İktidar çevresinde, bürokraside, eğitim alanında ve iş dünyasında ağırlığı olan Erenköy’cüler şöyle diyor:     

“Fon krizi bir kaza değil, denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur. Suçlular ve sorumlular hesap vermeden kimse güvenden söz edemez.”