68 yıllık ömründe dört kitap yayımladı Yusuf Atılgan. Aylak Adam, Bodur Minareden Öte, Anayurt Oteli ve çocuklar için yazdığı Ekmek Elden Süt Memeden…

Dört kitap yayımladı ama Anayurt Oteli ve Aylak Adam ile Türk edebiyatının en büyük yazarlarından biri olarak kabul edildi. Kitapları çok tartışıldı. Hemen anlaşılmadı. Cem Akaş’ın yayına hazırladığı ‘Atılgan: 1959’dan Günümüze Yusuf Atılgan Üzerine Yazılar”, hacimli bir derleme.

Günümüzün vasatlığında Fethi Naci, Can Yücel, Selim İleri, Füsun Akatlı, Ahmet Oktay, Nurdan Gürbilek, Orhan Koçak, Semih Gümüş, Behçet Çelik, Faruk Duman, Murat Gülsoy, Fatih Özgüven gibi yazarların, akademisyenlerin ve eleştirmenlerin Yusuf Atılgan’ın yapıtlarına yönelik yorum ve değerlendirmeyi okumak adeta bir şölen.

Örneklerle anlatmak isterim.

19 Nisan 1959 Pazar günü, Dost dergisi yazıhanesinde yapılan bir açıkoturumda bakın nasıl değerlendirmeler yapıyorlar.

CAN YÜCEL: Ben, bu romanın senin anladığın yolda (Fethi Naci’ye diyor) bir sosyal davranışın incelenmesinden çok, psikolojik bir çözümleme olduğu kanısındayım. Kahramanı da yolunu bulmamış aydın gençliğin tipik bir örneği olmaktan çok, cinsel refulmanlar içinde kıvranan maraz bir genç adam. Bu bir çeşit gençlik çağı romanı. “Aydın adam bunalımı” diye tanımlayacağımız ve bir noktada toplumsallaşan ruh halini ele almaktan çok uzak bu roman.

FETHİ NACİ: Bence aksine. Genç adam romanı, doğru. Ama sıkıntıları olan bir genç adamın romanı. Yusuf Atılgan toplumsal oluşun henüz bilincine varmamış bir aydını kişinin bunalmalarını, sıkıntısını, yıkımını anlatıyor. İyi anlatıyor hem.

İLHAN BAŞGÖZ: Konuşmanın gelimi Aylak Adam’daki tedirginliğin, sıkıntının nereden çıktığını araştırmaya yöneldi. Bu meseleye ben romandaki kişilerin psikolojilerini ve çevrelerini ele alarak bakmak istiyorum. C. var ilkin, Aylak Adam. Sonra çevresinde Ayşe, Güler, B. Gibi kızlar. Bir de resim atölyesine gelip gidenler. C.’nin çevresindeki kızları hemen daima cinsel davranışlarıyla tanırız. Sinema localarında ele ele tutmalar, buluşmalar, yatıp kakmalar. C.’nin bu yönden onlara yaklaşması, uzaklaşması, C. de dahil, yazar kişilerin hep bu yönüne ışık tutuyor. Bunun dışındaki insan münasebetleri, iş ve okul hayatı, aile düzenleri hakkında hiçbir bilgi verilmiyor. Tiplere buralardan gelen tesirler, değerler yahut değer çatışmaları üzerinden aydınlanamıyoruz. C. romanın başından sonuna kadar bir çocukluk anısının ondan gelen cinsel baskıların elinden yakasını hiç kurtaramıyor. Bu, romanda açıkça izah edilmektedir.

FETHİ NACİ: İlhan Başgöz, romancıdan ille de toplumsal açıklamalar bekliyor. Romancı böyle direkt açıklamalara girmeden de söyleyeceğini söyleyebilir. Atılgan, söylemek istediklerini pekâlâ söylemiş. Belki de söylemek istediklerini daha iyi söyleyebilmek için Aylak Adam’ı toplumdan tecrit etmiştir. Aylak Adam, toplumdan kopmuş, toplum hep fon olarak kalıyor. Atılgan, nedenlerine girmese de bir toplumsal yaşayışın belirtilerini, etkilerini bulup çıkarmak güç değil. Toplumun çözülüş yıllarının aydını olan, bağsız, ülküsüz bir aydın kişiyi gerçek sevgi denen nesnenin kurtaramayacağını görüyoruz. Öyle ki bu koşullar içinde sevgi bile sevgi olmaktan çıkıyor. Sisyphos efsanesindeki kaya gibi bir şey oluyor. Atılgan üst tarafını okura bırakıyor.

CAN YÜCEL: Bunaltı değil bu, can sıkıntısı. Egzistansiyalizmin ortaya attığı bu bunaltı veya bunalım teriminin bu romanla ilgili olarak kullanılması doğru olmayacak. Bundaki aksiyon, karşısında yollardan birini seçme zorunluluğunun, daha doğrusu çıkmazının getirdiği bir bunalım değil. Bu, psikolojik özgürlüğe henüz ermemiş bir adamın dramı.

***

Bu tadımlık bölüm bile eğer edebiyat tutkunuysanız sizi çoktan yakalamıştır. Aylak Adam Peçorin’in aynısı mı?

Aylak Adam, dünyaya kadın olarak gelse idi nasıl olacak idiyse tıpkı öyle birini mi arıyor?

Aylak Adam’ın, Anayurt Oteli’nin romancılığımızın gelişimine katkısı…

Cem Akaş’ın ellerine sağlık.

Can Yayınları’ndan çıkan kitabı mutlaka okuyun derim.