Sözcü Plus Giriş
DENİZ ZEYREK

Hele Sayın Vali hoş musan?

23 Eylül 2019

Birkaç yıl önce evimizin balkonunu kapatarak kendime resim atölyesi yapmıştım. Ne zaman canım sıkılsa, sakinleşmek istesem, oraya kapanır resim yaparım. Tuvaller, boyalar, bitmiş resimler, sanat kitapları yetmiyormuş gibi, atmaya kıyamadığım her şeyi de orada saklarım.

Bu hafta sonu çalışmak istediğimde fark ettim ki adeta hareket edilemez hale gelmiş. Haliyle biraz ayıklamaya, işime yaramayanları atmaya karar verdim.

İlk açtığım kutuda onlarca kaset çıktı.

Tek tek bakarken, sıkışan, kopan kasetleri şeffaf bantla yapıştırıp, tükenmez kalemin etrafından döndürerek sardığım, tamir edilemez olanları bisiklet süslemede kullandığım günler geçti gözümün önünden.

Zülfü Livaneli, Melike Demirağ, Ahmet Kaya ve Selda Bağcan kasetlerini lisede solcu olacağım diye dinlemeye başlamıştım.

Grup Yorum, Grup Kızılırmak, Adalılar, Metin-Kemal Kahraman “devrimci üniversite öğrencisi” olmak istediğim günlerdendi.

Pinkfloyd, Dire Straits, Genesis, Queen, Eric Clapton kasetlerini ODTÜ hazırlıktayken İngilizce öğrenmeme yardımcı olur diye almıştım.

Ruhi Su, Arif Sağ, Belkıs Akkale, Necla Akben, Yaşar Özel aile yadigarıydı. 12 Eylül darbe günlerinde bütün plaklar yakılmış, o kasetler kurtulmuştu.

Elime son aldığım kasetin üzerinde hiçbir yazı yoktu. Ne olduğunu anlamak için yine atmaya kıyamadığım kasetçaları çıkardım, güzelce yerleştirdim ve “play” tuşuna bastım.

Dedemin sesini duyar duymaz dondum kaldım. Kaydettiğimiz gün gözümün önünde canlandı:

Bir kış günüydü. Dedemi sobanın başına oturmuş, bir yandan mavi çinko demliğinde yaptığı çaydan yudumlayıp, bir yandan da Aşık Şenlik, Summani deyişleri söylerken yakalamıştık.

“Dur dede, başla deyince başla” demişim. O da başlamış:

“İster ihtiyar ol ister nevcivan/Bu dünyada baki kalan öğünsün/ Meraksız fikirsiz gamsız her zaman/ Her zaman şâd olup gülen öğünsün.

Müddet ki Hazret-i Ademden beri/Okunmaz defteri bilinmez sırrı/Getti bu dünyadan nice bin biri/Ahretten dünyaya gelen öğünsün

Şenlik der ki bu dünya fâni/ İskender Ürüstem Süleyman hani/Ecel pazarından kurtaran canı/Azrailden mühlet alan öğünsün.”


Sadece dedemin sesi değil, Aşık Şenlik'in dizeleri de beni etkilemişti.

Şenlik, iktidar sahiplerine, devleti elinde tutanlara daha 20. Yüzyıl'ın başında dünyanın kendilerine kalmayacağı mesajını vermiş.

Peşi sıra şu dünyada en sevdiğim iki türküyü, “Acem Kızı” ile “Altın Hızma”Ruhi Su sesinden dinlemeye başladım. Soyadındaki “Su” gibi bir sesi vardı gerçekten. Kanser illetinden bir umut kurtulmak için yurt dışına çıkmak istemiş, 1981'de yaptığı başvuruya rağmen 1985'e dek pasaport alamamıştı.

20 Eylül 1985 günü öldüğünde, gazeteler ölümünü birinci sayfadan duyurmaya cesaret edememişti.

Röportajlarında okumuştum. Hep türkülerin halkın ta kendisi olduğunu söyler, “Bir düzen türkülerden korkmaya başladı mı artık o düzeni kimse ayakta tutamaz” derdi.

Türkülere dalıp gitmişken, bir arkadaşımdan “Bunu gördün mü?” başlıklı bir mesaj gelmişti.

Sabahat Akkiraz'ın Ankara'da vereceği konser, Valilik tarafından engellenmişti.

Elbette ki “güvenlik” ve “kamu esenliği” gerekçesiyle.

Kaderin cilvesine bakın ki bu engelleme Ruhi Su'nun ölüm yıl dönümüne denk gelmişti.

Devlet televizyonu TRT'nin “Hele dadaş hoş musan/Ayakların yan basir/yoksa sen sarhoş musan” türküsünü “Ayakların yan basir/yoksa sen oruç musan” diye değiştirmesini anımsadım.

“Bu çağda böyle kafa olmaz, bu işte bir tuhaflık var” dedim ve konuyu İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya sordum.

Bir süre sonra aradı ve “Orada birkaç günlük bir etkinlik için başvuru yapılmış. Valilik Sabahat Akkiraz konseri olduğunu bile bilmiyordu. ‘İzin verin' diye talimat verdim. Engellemek ne demek” dedi.

Bakan Bey'in talimatı Valiliğe ulaştığında iş işten geçmiş olsa gerek.

“TRT değiştirebiliyorsa ben de değiştirebilirim” düşüncesi ile Erzurum türküsünü ben de Valilik için şöyle değiştirdim:

“Hele Sayın Vali hoş musan? Ayakların yan basir…”

Hepinize “Hoş” bir hafta diliyorum.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more