Yüzen sergi

İşte 95 yıl önce hayata geçirilen, Türkiye'nin en özgün ve öncü tanıtım projesi “yüzen sergi”nin unutulan gerçek öyküsü

Cumhuriyeti kuranlar, kurdukları yeni devleti sadece kalkındırmakla ve çağdaşlaştırmakla yetinmediler, bu yeni devleti dünyaya tanıtmaya da çalıştılar. Öyle ki, tarihimizin en özgün ve öncü tanıtım projesi “yüzen sergi” 95 yıl önce bu günlerde, 12 Haziran 1926'da Atatürk Türkiye'since düşünceden uygulamaya geçirildi.

KARAKÖY İSKELESİNDEKİ VAPUR

Cumhuriyetin ilanının üzerinden henüz 3 yıl bile geçmemişti. 1926 yılının bahar aylarıydı. Bir süredir İstanbul Karaköy İskelesi'nde bekleyen büyük bir vapur dikkat çekiyordu. Bu sıradan bir vapur değildi. İçinde, 3 ayda özel olarak hazırlanmış bir “seyyar sergi” vardı. Bir vapur, -daha önce benzerine rastlanmadık biçimde- adeta bir “yüzen fuara” dönüştürülerek Avrupa limanlarına gönderilecekti.

Peki, ama bir vapurda “seyyar sergi” açarak o vapuru adeta bir “yüzen fuara” dönüştürüp Avrupa limanlarına göndermek de neyin nesiydi? Bu kimin fikriydi? Amaç neydi? O vapurda neler sergileniyordu? O yolculukta kimler vardı?

İşte yüzen serginin (seyyar serginin) unutulan gerçek öyküsü…

İçindeki seyyar sergiyle 86 gün boyunca Avrupa limanlarını dolaşan Karadeniz Vapuru.

Seyyar Sergi Projesinin Ortaya Çıkışı

Atatürk, peşi sıra devrimlerle Türkiye'yi değiştirmeye başlamıştı. Halifelik kaldırılmış, medreseler kapatılmış, eğitim öğretim birleştirilerek akılcı ve bilimsel temele oturtulmuş, sanat okulları ve çeşitli enstitüler açılmaya başlanmıştı. Bir taraftan kıyafet devrimi, diğer taraftan Medeni Kanun hazırlığı yapılıyordu. İzmir'de bir iktisat kongresi düzenlenmiş, tarım, ticaret, sanayi konularında önemli kararlar alınmıştı. Aşar kaldırılmış, İş Bankası kurulmuştu. Türkiye Cumhuriyeti üretmeye kararlıydı. Bunun için ülkede yeterli kaynak vardı. Ancak Türkiye'nin ürettiklerini satacak yabancı pazarlara, yabancı alıcılara ihtiyacı vardı. İşte Atatürk, 1925 yılında, hem çağdaşlaşan yeni Türkiye'yi, hem de Türkiye'nin sahip olduğu kaynakları, ürünleri dünyaya tanıtacak “büyük çaplı bir sergi projesi hazırlanmasını” istedi.

Karadeniz Vapuru'ndaki seyyar serginin (Seyri Türkiye'nin) logosu.

Mart 1925'te mecliste Ticaret Bakanlığı'nın bütçesi görüşülürken söz alan Ticaret Bakanı Ali Cenani Bey, bütçeye sergi masrafı olarak konulan 15 bin lirayla büyük bir “ticaret sergisi” yapmanın mümkün olmadığını belirterek bunun yerine bir “seyyar sergi” düzenlemeyi önerdi. Ali Cenani Bey, şöyle dedi: “Bendeniz düşünüyorum ki Seyri Sefain'den bir vapur alalım, mesela Karadeniz Vapuru'nu düşündüm. Bunun içinde 130 yatak vardır. Tüccarlarımızdan 130 kişiyi alabilir. Ambarlarında elektrik tertibatı yaparak bir sergi haline getirebiliriz. Bütün ürünlerimizi de bu vapurda sergileyebiliriz.” Ali Cenani Bey, bu iş için 80 bin lira gerektiğini, vapurdaki TEKEL ürünlerini satışa sunarak 10-15 bin lira gelir elde edilebileceğini, bu nedenle “seyyar sergi” için 60 bin liralık bütçenin yeteceğini belirtti.

Seyyar sergi fikri kabul edildi. TBMM bu iş için 100 bin lira bütçe ayırdı. İTO da 500 bin lira katkıda bulundu. Böylece serginin finansmanı sağlanmış oldu.

Karadeniz Vapuru'ndaki seyyar serginin iki amacı vardı: Birincisi, Türkiye'nin belli başlı ürünlerini Avrupa'ya tanıtmak ve Türk tüccarları Avrupa'daki ilgililerle tanıştırarak ticaretin gelişmesi sağlamaktı. İkincisi ise cumhuriyetin ilanı sonrasında kısa sürede çağdaşlaşmaya başlayan yeni Türkiye'yi Avrupa'ya tanıtmaktı. Atatürk için ikinci amaç çok daha önemliydi.

Karadeniz Vapuru'ndaki Türkiye

Seyyar serginin açılacağı Karadeniz Vapuru, asıl adı S.S Wilis olan 1905 Hollanda yapımı, 4731 grostonluk, 120 metre boyunda 14 metre eninde bir yolcu ve yük gemisiydi.

Karadeniz Vapuru, Mart 1926'da Haliç Tersanesi'ne çekilerek orada adeta bir yüzen fuara dönüştürüldü. Bu dönüşüm, Asım ve Naci adlı iki mimarın çizimlerine göre yapıldı. Adı gibi siyah olan Karadeniz Vapuru önce beyaza boyandı. Sonra vapurda ürünlerin sergileneceği ve satılacağı iki salon özel olarak düzenlendi. Salonların tavanları alçı oymalarla süslendi. Türk tarzı işlemelerle bezenen duvarlara diyagramlar, istatistikler, grafikler, haritalar asıldı. Vapur özel bir elektrik tesisatıyla aydınlatıldı. Kamaralar gözden geçirilip yenilendi. Vapura, Sanayi Nefise Mektebi öğrencilerince yapılan resim, heykel ve biblolar yerleştirildi. Sergi salonunun en güzel yerine Çallı İbrahim'e yaptırılan Atatürk'ün yağlıboya bir tablosu konuldu. Vapurdaki salonlar kendi içinde sanayi, tarım, maden, halıcılık gibi bölümlere ayrıldı. TEKEL idaresi için de özel bir bölüm tasarlandı. Vapurda Kütahya çinilerinden Hacı Bekir lokumlarına, madenlerden türlü tarım ürünlerine, Bursa kumaşlarından Hereke halılarına, hatta doldurulmuş bir tiftik keçisine kadar Türkiye'yi tanıtacak pek çok ürün sergilendi. Sergilenen ürünlerin üzerine dört dilde bilgi veren etiketler yapıştırıldı. Satış bölümündeki İş Bankası gişeleri renkli ampullerle aydınlatıldı. Sergide bir büfe ve hemen yanında da tüccarların ürünlerini tanıtmaları amacıyla bir sinema hazırlandı.

Atatürk, 13 Haziran 1926'da Mudanya'da Karadeniz Vapuru'nda seyyar sergiyi gezerken…

Sergi için ressam Namık İsmail Bey tarafından bir logo tasarlandı. Logoda, Ticaret ve Haber Tanrısı Hermes, elindeki büyülü asası yerine, Seyri Sefain İdaresinin amblemini taşımakta ve İstanbul'dan uzaklaşan Karadeniz Vapuru'na yol göstermekteydi. Arkada Türk bayrağı ve İstanbul silüeti vardı. Bu logo zarflara, kağıtlara, yemek menülerine işlendi, logonun yer aldığı hatıra pulları bastırıldı.

Serginin, ticari ürünleri sergilemek dışında önemli bir amacı daha vardı. O amaç, yarı bağımlı ve geri kalmış bir imparatorluğun küllerinden doğup yüzünü çağdaş dünyaya dönmüş yeni Türkiye'yi Avrupa'ya tanıtmaktı. Bu nedenle sergiye katılacak isimler özenle seçildi. Tüm katılımcılar en şık ve son moda giysiler içindeydi. Yolcular arasında Avrupa'da öğrenim görmüş, birkaç yabancı dil bilen Seniha Hanım (Protokol Müdiresi), ilk kadın heykeltıraşımız Nermin (Faruki) Hanım, Milli Eğitimi temsilen Mebrure (Gönenç) Hanım, Celal Bayar'ın oğlu (Sergi Başkanı) Refi (Bayar), Anadolu Ajansı temsilcisi şair Kemalettin (Kamu), İstiklal Marşı'nın bestecisi Osman Zeki (Üngör), ilk Türk kadın gazeteci, Resimli Gazete muhabiri Bedia Celal (Arseven) Hanım, gazeteci Vala Nurettin, yazar Mahmut (Baler), Sanat Tarihçisi Celal Esat (Arseven), Özbekler Tekkesi Şeyhi Ata Efendi gibi çok sayıda tanınmış isim vardı. Sergide tercümanlık görevi, Robert Kolej'den seçilen öğrencilere verilmişti.

Osman Zeki Bey'in başkanlığında 47 kişilik Riyaseti Cumhur Orkestrası da vapurda sergiye eşlik edecekti. Bu nedenle Avrupa'dan müzik aletleri sipariş edilmişti. Orkestra, demirlenen her limanda konserler verecek, Türk musikisini tanıtacak ve İstiklal Marşı'nı çalacaktı. Ayrıca demirlenen liman hangi ülkeye aitse o ülkenin milli marşı da çalınacaktı.

Seyyar sergiyi taşıyan Karadeniz Vapuru, Gülcemal'in kaptanı Lütfü Kaptan'a emanet edildi. İkinci kaptan Süreyya Gürsü'ydu.

Seyyar Sergi Avrupa Limanlarında

Karadeniz Vapuru, içindeki seyyar sergiyle ve toplam 285 yolcuyla 12 Haziran 1926'da saat 19.30-20.00 arasında Galata rıhtımından hareket etti. O gece Haydarpaşa'da demirledi. Ertesi gün, 13 Haziran 1926 sabahı saat 06.30'da Mudanya'ya ulaştı. Vapurun Mudanya'da çok özel bir misafiri vardı. Seyyar serginin son durumunu görmek isteyen Atatürk, Mudanya'da Karadeniz Vapuru'nu ziyaret etti. Hazırlanan salonları, sergilenen ürünleri büyük bir dikkatle inceledi. Uğranılacak limanlar, yapılacak etkinlikler, törenler, konuk edilecek misafirler, hatta ikramlar hakkında bilgi aldı. Atatürk, sergideki incelemelerini tamamladıktan sonra vapurun hatıra defterine şunları yazdı: “Sergi, başarıya ulaşmış bir eserdir. Bende gayet iyi izlenimler meydana getirdi. Sunuş tarzı çok iyidir. Hazırlayıcısını takdir ve tebrik ederim.”

13 Haziran 1926'da Akdeniz'e açılan Karadeniz Vapuru, 86 gün boyunca, yaklaşık 10 bin mil yol kat ederek 12 Avrupa ülkesinin 16 limanında 65 bin ziyaretçiyle buluştuktan sonra 5 Eylül 1926'da İstanbul'a döndü.

Kömür almak için uğranılan Cezayir'in Bona (Annaba) limanını saymazsak seyyar sergiyi taşıyan Karadeniz Vapuru, Barselona, Le Havre, Londra, Amsterdam, Hamburg, Stockholm, Helsinki, Leningrad, Danzig, Gyndia, Kopenhag, Anvers, Marsilya, Cenova, Napoli limanlarına uğradı.

Hazırlanan programa göre Karadeniz Vapuru, demirlediği limanlarda vapuru gezmek isteyen ziyaretçileri kabul edecekti. Vapurda davetler, balolar ve resepsiyonlar verilecekti. Riyaseti Cumhur Orkestrası vapurda ve bazı Avrupa kentlerinde konserler verecekti.  Yolculuk boyunca vapurda 16 balo düzenlendi, dışarıda 36 ziyafete iştirak edildi.

Karadeniz Vapuru Avrupa'da büyük ilgiyle karşılandı. O karşılamalardan biri…

Karadeniz Vapuru, demirlediği limanların çoğunda büyük ilgiyle karşılandı. Örneğin, sergiyi Londra'da 6 günde 25 bin kişi, Leningrad'da günde 9000 kişi ziyaret etti. Ancak özellikle Fransız limanlarında, örneğin Marsilya'da beklenen ilgiyi göremedi. O sırada Fransa-Türkiye arasındaki Bozkurt-Lotus Davası, Lozan'da kapitülasyonların kaldırılması (malum kapitülasyonlardan en çok Fransa yararlanıyordu) vb. nedenlerle Fransa-Türkiye ilişkileri hayli gergindi. Ancak yine de Karadeniz Vapuru, Fransızlar üzerinde de gerekli etkiyi yarattı.

Örneğin, vapur Marsilya limanına yanaştığında şehir bandosu marşlar çalıyordu. Liman, sosyetenin akınına uğramıştı. Bembeyaz, yüksek güverteli ve tek bacalı Karadeniz Vapuru, üzerindeki al bayrakla limana yanaşırken rıhtımdaki Fransızlar şaşkınlıkla vapura bakıyordu. Çünkü onlar, klasik oryantalist bakışla, fesli erkekler, peçeli kadınlar beklerken güvertelerden kendilerine el sallayan Türk kadın ve erkeklerinin hiç de öyle olmadığını gördüler. Erkekler koyu renk takım elbiseliydi; beyaz gömleklerini, genelde zarif bir iğneyle süslenmiş boyun bağları tamamlıyordu. Kadınlar ise siyah ağırlıklı şık ipek elbiseler içinde, dalgalı ve kısa kesilmiş saçlarıyla dikkat çekiyorlardı. Vapur rıhtıma yanaşınca Fransızlar sergiyi gezmek için vapura çıkarken bu sırada orkestra güzel müziklerle onlara eşlik ediyordu.

Dr. Evrim Şencan Gürtunca'nın araştırmasına göre o zamanki yabancı basında Karadeniz Vapuru'ndaki seyyar sergi hakkında çok sayıda yazı çıktı. Özellikle İngiliz basınındaki yazılar dikkat çekiciydi. Örneğin, 5 Temmuz 1926 tarihli Belfast News Letter, “Modern Türkiye” başlığıyla sergiyi tanıttı. 5 Temmuz 1926 tarihli The Daily Mirror, “Türkiye'nin yüzer endüstri sarayının Londra'ya geldiğini” yazdı. İngilizce, Fransızca, Almanca konuşan çağdaş Türk kadınlarına vurgu yaptı. 11 Temmuz 1926 tarihli The Sunday Post, “Kısa Saçlı Türk Kadınları” başlıklı haberde Türk kadınlarının çok iyi eğitimli olduklarını, dil bildiklerini, ticaretten anladıklarını, modern iş hayatında yer aldıklarını belirtiyordu. 10 Temmuz 1926 tarihli The Graphic'te Frank Scudamore, “Thames Nehri'nde Bir Türk Pazarı – Avrupa'nın Hasta Adamı Kendini Nasıl İyileştirdi?” başlıklı yazısında “seyyar serginin” Türkiye'nin uyanışını simgelediğini anlatıyordu.

Atatürk Türkiye'sinin 1926'daki“yüzen sergisi” özgün ve öncü bir projeydi. Sonraki yüzen fuarlara örnek oldu. Japonlar “Sakura Maru” adlı yüzen fuar projesini gerçekleştirmeye karar verdiklerinde yıl 1962'ydi.

KAYNAKLAR:

 Celal Esat Arseven, Seyyar Sergi İle Seyahat İntibaları, İstanbul, 1928.

Evrim Şencan Gürtunca, Genç Cumhuriyet Karadeniz Vapurunda, İstanbul, 2020.

Hakan Adıgüzel, Çağdaş Pazarlamanın Modern Yüzü Yüzen Fuarlar, Haliç Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yayımlanmamış) Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2009.

Lemi Özgen, “Bir Millet Kendini Tanıtıyor”, Skylife, İstanbul, 2007.

Sinan Meydan, Aklı Kemal, Atatürk'ün Akıllı Projeleri, C.5, İstanbul, 2014.

Soner Sevgili, Gülay Orhan, “Karadeniz: Seyr-i Türkiye” Belgeseli, 2006.