1Bir çalışma arkadaşım, Gülse Birsel ile eşi Murat Birsel’i bir yaz tatilinde gördüğünü söylemişti.
İkisi yan yana bir iskelede sessizce oturuyorlarmış, hiçbir şey yapmadan...
“Yakında boşanırlar” dedi iş arkadaşım; “Öylece oturuyorlardı. İki çift laf da etmez mi o manzara karşısında insan?”
Sessiz bir huzurun da paylaşılabilir olduğu, hatta bunun çok derin bir ilişki biçimi olabileceği aklının ucundan geçmemişti belli ki...

SEN KENDiNE BAKSANA

Sartre ile Beauvoir, yıllarca otelde yaşamış.
Bir fotoğrafta görmüştüm; minik birer yazı masaları var. Ne yan yana, ne de sırt sırtalar. Masaları dolu, çalışıyorlar.
Sessizce, birbirlerini engellemeden.
Oysa biz Türkler için bu biraz zor. Konuşmadan, sosyalleşmeden, anlatmadan, yanımızda biri olduğunu unutarak, konsantre olarak çalışmaya çalışmak...
Ya da ‘başkalarının ne yaptığından çok’ kendi yaptığımızla ilgilenmek.

SIKICI MI DEDiN?

Bir genellemeyle söylemek mümkün ki, Kuzey Avrupa ülkelerinde yaşayanlarda durum farklı.
‘En huzurlu ülkeler’ sıralamasında her daim ön sıradalar ama bize sorsan hayatları ‘sıkıcı’!
Norveç’te doğup büyüyen İsmet Uçarlı, Oslo’da uzaktaki bir köprüyü gösteriyor: “Hani Edvard Munch’un ‘Çığlık’ı var ya; işte o tablo bu köprüyü resmediyor.”
Biz hemen “Sıkılmış adam tabii” diyoruz.
Sonra ülkenin meşhur polisiyeleri konuşuluyor. Suç oranı inanılmaz derecede düşük ya... ‘Millet seri katillerle, ustalıkla planlanmış cinayetlerle eğlence arıyor’ sonucuna varıyoruz.
Oslo’da bulunan ve her ayrıntısıyla beni imrendiren opera binasına, dünyanın en büyük heykel parkı Frogner’e, Michelin yıldızları samanyolunu oluşturabilecek kadar çok sayıda olan restoranlara, tasarım harikalarına, müze ve yaşam şekillerine bakınca ‘bizdeki sıkıntı da keşke böyle olsaydı’ diye düşünüyor insan!
İçe dönen insan da bir fayda buluyor demek ki...

HANGiSi iYiLEŞTiRiR?

Bu arada İsmet’in bizi tanıştırdığı renk tasarımcısı Lisbeth Larsen, “Eskiden hangi rengin trend olacağını sorardı insanlar. Şimdi ise dünyanın her yerinde herkes tarafından aynı soru soruluyor: Hangi renk bana kendimi iyi hissettirir?”
Larsen’e göre bazı renkler gerçekten ruh sağlığına iyi geliyor. Mesela o, ‘Yansımalar’ adını verdiği son koleksiyonu için zamanın, ışığın ve toprağın izdüşümlerini kullanıyor. Ve onun hesaplarına göre doğayı özlediğimiz, sanata sarıldığımız, teknolojiden kopamadığımız şu günlerde sofistike maviler, yeşilin nötr tonları ve beyaz bize iyi geliyor.

YETENEKLİ BAY GÜNEŞTEKİN!

2Fi’, ‘Çi’, ‘Pi’ serisi yazayım diye bir başladım mesela, 600, 320 derken üçüncü kitap da 700 sayfa çıktı, bitmiyor! Bitince geç olmaz ise (‘Deniz’i mi seçerdin, Can’ı mı?’ başlıklı oturumlar yapan insanlar tanıyorum çünkü hızlı olmak lazım) onu da yazacağım.

Ahmet Güneştekin son 10 yılda attığı deparla sanırım ülkemizin adından en çok bahsettiren sanatçılardan biri.
Sanat fuarlarında onun yeri dev boyutlarda oluyor. En ünlü isimler onun yanında yer alıyor; hiç sanat yazmayanlar bile o söz konusu olunca eserlerini alkışlıyor... Açık itiraf; bu tür durumlar bende genelde negatif bir önyargı oluşturuyor; tüm ilgime karşın en az onun işleriyle ilgileniyorum.
Monako’dan Venedik’e işlerini yurtdışına da kolaylıkla götürebiliyor, büyük sponsorlar buluyor.
İnternet sitesinde, doğum yılının yanındaki ‘Batman’ın Garzan işçi kampında dünyaya gelir’ cümlesinden gümüş kaşıkla doğmadığını da anlıyorum. Bu cümlenin oraya konuluşunun arkasında bile belli ki esaslı bir hikaye var.

MERAK KEDiYi ÖLDÜRMESiN

Yine uzaktan izlediğim kadarıyla gördüm ki, son sergisi ‘Kökenin Yetisi’ de Barselona’da şaşaa ile açıldı. Ve Ahmet Güneştekin’i yakından izlemeye karar verdim. (Atölyesi evime yakın ama dürbünle çalışmak bana yakışmaz :)
Yaşar Kemal’in onda ne gördüğünü anlamaya, negatif önyargılarımı kırmaya çalışacağım.
Buradan da yazıyorum ki, sözüm söz olsun.

FOTOĞRAFTAKİ EKSİĞİ BULUN!

3Bugün internetsiz kalsam zor, çok çok zor bir hayat yaşarım. Sosyal medya konusunda ‘dozunda bir bağımlı’ olduğumu söyleyebilirim. Ama yine de ‘internet öncesi beynimi’ özlemiyor da değilim.
Hiçbir telefonu, adres ya da şifreyi aklımda tutmuyor, her şeyi arşiv niyetiyle fotoğraflıyor, telefonum olmadan hikaye anlatmakta zorlanıyorum.
Çünkü isim hatırlamıyorum.
Ama telefon bağımlılıklarımızı eski nesil klişe söylemlerle eleştirenlere, yeni cümleler kuramayanlara da ayarım.
Amerikalı fotoğrafçı Eric Pickersgill ise basit olduğu kadar dahiyane bir fikirle, ‘Removed’ adlı fotoğraf serisi ve oluşturduğu bloguyla, elimizden telefon ya da el/cep bilgisayarlarımız alındığında nasıl göründüğümüzü gösteriyor.
Kendini öyle görmek de insana önce komik, sonra da pek bir acıklı geliyor.

NE! HEYKEL ÇIPLAK MI?

4Frogner, turistlerin çok bildiği adıyla Vigeland Park dünyanın en büyük heykel parkı. Oslo’da. 1939-1949 yılları arasında inşa edilen park, Gustav Vigeland’ın 200’den fazla bronz, granit ve demir heykeliyle, gölleri, ağaçları ve ışığıyla çok etkileyici. Heykeller hayatlarımızın döngüsü gibi. Aileler var; bebekler, yaşlılar, aşıklar, heyecanlılar... Tabii park hakkında ‘gugıllama’ yapınca ortaya çıkan Türkçe başlıklar ‘Çıplak heykellerle dolu park’ ve benzerleri... Harbiden saçma ve utanç verici.