Sevgili okurlarım, karşımızda koskoca 23 yıllık bir iktidar var. Hem de tek parti iktidarı. Meclis’te kesin çoğunluğa sahip.

Devletin tamamı ellerinde.

Ekonomi, sağlık, eğitim, savunma ve aklınıza ne gelirse her şey onlara bağlı.

Üstelik yanlarında maşallah dev gibi bir devlet adamıyla birlikte partisi var!

Devlet Bahçeli ve MHP...

Türkiye gibi bir ülkede bir iktidarın bu koşullar altında çalışıyor olması muazzam bir şans. İyi de bu ortamda vatandaş ne yapıyor, neler hissediyor?

İşçi, memur, esnaf, çiftçi, sanayici, emekli kesimi sabah uyandığında ne diyor, ne düşünüyor?

Bunları bu memlekette refah içinde yaşayan kitleler için sormuyorum. O kesimlerin tuzu zaten kuru.

Ama geri kalan büyük çoğunluk eziliyor.

Hangimiz bir sabah uyandığımızda yatağımızdan biraz olsun mutlu ve umutlu kalkıyoruz?                                 

Tam tersi oluyor.

★★★

Çok basit bir örnek vereyim. Her şeyi bırakın bir yana, sadece haberleri izleyin. Açın gazetenizi, geçin televizyonun karşısına ve memleketin içine düşürüldüğü içler acısı durumu oralardan görün.

Toplum cinnet geçiriyor.

Karşımıza her gün çıkan cinayetler, toplu kavgalar, tecavüzler, kadın cinayetleri, yolsuzluklar, soygunlar, pislikler akıl alacak gibi değil. Biz böyle değildik, bu duruma nasıl düştük?

Yanıtı gayet basit!

Çünkü ekonomi çöktü, her kesimden milyonlarca insanımız şu veya bu nedenle sıkıştı, enkaz altında kaldı, darboğaza girdi.

İktidarın oyuncağı yapılan yargıya bile güven kalmadı.

Herkes hakkını sokaklarda aramaya başladı. Piyasaya 16 yaşında katiller çıktı. Yeni mafyalar türedi. Karı koca kavgaları bile artık cinayetle sonuçlanıyor.

Ama daha da önemlisi var.

Bu iktidar döneminde toplumun ahlâk anlayışı değişti ki, en önemli sorun budur.

Çevrenize bakın, artık kimse kimseye güvenmiyor. Ortaklar birbirini vuruyor, alacak verecek kavgaları, milyonlarca icra dosyaları milleti canından bezdiriyor.

Siyaset bile çürüdü.

Her gün tanık olduğumuz siyaset kavgaları, piyasaya çıkan siyasi dönekler, karşılıklı hakaretler hepimizin önünde oluyor.

★★★

Evet, biz geçmişte böyle değildik. İnsanlar birbirine güvenir ve saygı gösterirdi.

Ne oldu bize, bizi bu durumlara kimler düşürdü?

Peki bu sarmaldan kurtulmanın çareleri yok mu?

Elbette var ama başımızdaki iktidar bunu istemiyor. Kavga dövüş ve kargaşa ortamı her zaman onların işine geliyor.

Her yeni sabaha kuşku ve mutsuzlukla uyanıyoruz çünkü milyonlarca insanımız o gün ya da birkaç gün sonra neler olacağını düşünüyor.

İşte o kuşkular bizim akıl sağlığımızı elimizden resmen alıyor.

Peki ama biz nasıl kurtulacağız? Kurtuluş öyle kolay değil. Olsaydı zaten 23 yılda bu rezil ortama sürüklenmezdik. Başımızdaki çapsızlar dini falan kullanıp başımıza bu çorapları öremezdi.

Onlarda biraz utanma sıkılma olsa milletten özür dilerlerdi. 

İngiltere’den yediğimiz kazık 

Sevgili okurlarım, bugün size çok önemli bir tarihi gerçekten kısaca söz edeyim. Asla unutulmaması gereken bir devlet vurgunudur. Vurgunu yapan İngiltere’dir

Yıl 1914. Osmanlı hükümeti donanması güçlensin diye İngi ltere’ye iki adet zırhlı savaş gemisi sipariş ediyor. Gemilerin parası halktan toplanıyor çünkü devletin o kadar parası yok. Gemilerin yapımı İngiliz tersanelerinde bitiriliyor,

Parası çok büyük ama onlar peşin isteyince ödüyoruz. Üstelik Türkiye’ye gelirken yolda yakacakları kömürün bile parası ödeniyor.

Günün birinde gemilerin yapımı bitiyor. Rauf Orbay başkanlığında yaklaşık 1.500 subay ve askerden oluşan mürettebat İngiltere’ye gidiyor. Gemileri teslim alıp yurda getirecekler.

Zırhlıların adı Sultan Osman ve Reşadiye.

Anlaşma uyarınca bizim mürettebat orada gemileri öğrenecek, ayrıca birkaç tanıma talimine çıkılacak. 

★★★

Komuta heyetimiz ve mürettebat gemileri öğreniyor. Türkiye’ye harekete birkaç gün kala İstanbul’daki İngiltere büyükelçiliği Osmanlı hükümetine bir haber iletiyor:

“Yakında savaş çıkabilir. Kusura bakmayın ama o yüzden bu iki zırhlıya biz el koyduk. Size vermeyeceğiz!”

İngiltere’ye bu iş için büyük bir servet ödemiştik. İstanbul’da önemli görüşmeler oluyor ama değişen bir şey yok. Sonuç bir süre sonra kesinleşiyor.

İngiliz hükümeti paramızı bize iade etmeyecek! 

Bunun adı resmen devlet eliyle yapılan bir soygundur. Madem el koydun, paramızı iade etsene!

Nitekim bir süre sonra 1. Dünya Savaşı çıkıyor ve İngiltere bizim gemileri donanmasında kullanıyor.

Bu gemilere ödediğimiz paralar 1923 yılında Lozan Anlaşması görüşmelerinde de gündeme geliyor. Heyet başkanımız İsmet Paşa bu parayı ısrarla istiyor ama karşı taraf çamura yatıyor, hiçbir gerekçesi olmadığı halde vermeyi reddediyor.  

Aradan uzun yıllar geçti, hiçbir zaman alamayacağız.

★★★

Dünkü yazımda bizim tersanelerimizde yapımı biten, Türk donanmasının envanterine giren ve personeli bile atanmış olan üç savaş gemimizden söz etmiştim. Para uğruna bunlardan biri Romanya’ya, ikisi Endonezya’ya satılmıştı. Donanmamızın denizdeki gücü bile bile zayıflatılmıştı. Önerim şu.

İade edelim şimdi onların verdiği paraları ve gemilerimiz bizde kalsın. Nasıl olsa karşımızda bir İngiltere örneği var.

Bizimkiler bunu yapar mı?

Elbette canım, mutlaka yaparlar!