Barones Dambisa Moyo, Büyük Britanya’nın Lordlar Meclisi üyesidir. 1969 doğumlu Dambisa Hanım aslen Zambiya’lıdır. Kimyada lisans, finansta ve kamu yönetiminde (Harvard) iki mastır ve iktisatta doktor (Oxford) dereceleri vardır. Ünlü iktisatçılar, 2026’da dünya ekonomisinde neler bekliyor diye makale taraması yaparken Dambisa Moyo’nun bir yazısı dikkatimi çekti. Kitabından alıntı yapmaya karar verdiğim için onu size tanıttım. Moyo’nun gözlemine göre “fakir Afrika ülkeleri kalkınsın” diye Batılı devletler ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar tarafından bağışlanan büyük miktardaki paralar, bırakın Afrika’da yoksulluğu azaltmayı, tam aksine yoksulluğun sürmesine sebep oluyormuş. Bu tür dış yardımlar, ekonomik olarak uygulanabilir istihdam yaratan faaliyet ve yatırımlara değil, yolsuzluk yapan yöneticilerin ceplerine gidiyormuş. Bu da Afrikalılarda dışa bağımlı olma alışkanlığı yaratıyormuş. Kendisi de Afrikalı olan Dr. Moyo’nun bu gözlemini, yazımın ilk paragrafına bilhassa koydum. Türkiye’de, ister takkeli-entarili-koca sakallı erkekleri ve türbanlı-uzun mantolu kadınlarıyla “gardırop Müslümanı”, isterse dar paça pantolonlu-kocaman pabuçlu, gömlek yerine fanila giyen kirli sakallı erkekleri ve açık saçık kadınlarıyla “gardırop laiki” olsun, hemen herkes “yabancı sermaye gelmeden” iktisadi kalkınma olamayacağına inanmıştır. Soruyorum: Demokrasiyi savunurken bile “yoksa yabancılar para getirmez” demenin alemi var mı?

GENİŞ LİSTE

Makale taraması sonucunda yakın ve uzak vadede ekonomik geleceği şekillendirecek 10 kadar etken belirledim. Bunları sırasıyla, Ukrayna Savaşı, Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulanması ve İsrail’in Filistin’de tek devlet haline gelmesi, Çin-ABD liderlik çekişmesi, Tayvan’ın bağımsızlığı, küresel su kıtlığı ve sıcaklık yükselişi, gelişmiş ülkelerde azalan ve yaşlanan nüfus, ABD dolarının değer kaybı, dünya ekonomide küreselleşmeden, bölgeselleşme kayış, tükenen doğal kaynaklar, uluslararası göçler, Yapay Zeka’nın getirisi ve götürüsü, geometrik büyüyen spekülatif finansal yatırımların dünya servet dağılımını daha eşitsiz kılması, küllenmiş gibi dursa da içten içe süren medeniyetler savaşıdır. Bize özgü risklerin başında da Terörsüz Türkiye projesinin hüsranla sonuçlanması, enflasyonla mücadelenin sekteye uğraması, İran’da çuvallayan siyasal İslam’ın Türkiye’de güçlenmesi geliyor.

DAR LİSTE

Önce nüfus değişimleri hakkında bilgi vereyim. Dünya’nın toplam nüfusu 2080’de 10.3 milyara çıkıp ondan sonra azalmaya başlayacakmış. Bugün 1.4 milyar olan Çin’in nüfusu 2100’de 750 milyona, 123 milyon olan Japonya’nın nüfusu 53 milyona, 60 milyon olan İtalya’nın nüfusu 23 milyona düşerken, bugün 265 milyon olan Nijerya nüfusu 791 milyona çıkacakmış. Yukarıdaki geniş listeden dar listeye 3 etken aldım. 1.Nüfus dağılımı değişimi yüzünden fakir ve geri ülkelerden, zengin ve gelişmiş ülkelere göç artacak. Bu da medeniyetler arası savaşları, ülkeler arasından “ülke içlerinde” taşıyacak. 2. Yapay Zeka’nın üretim süreçlerinde yaratacağı değişim yüzünden sermayenin milli gelir içindeki payı emekten hızlı artacak bu da demokrasiyi tehlikeye sokacak 3. Sanal da olsa değeri hızla büyüyen spekülatif yatırımlar (örnek Bitcoin) bir yandan servet dağılımını daha eşitliksiz kılarken, diğer yandan finansal ekonomide bir krize yol açabilecek.

SON SÖZ: Her çözüm bir sorun, her sorun bir çözümdür.