Yeni bir faiz haftasına daha giriyoruz. Özellikle döviz rezervlerinde devam eden erime nedeniyle, piyasadaki “faizin artması lazım” baskısı giderek artıyor.
19 Mart’ta piyasalarda başlayan “İmamoğlu paniği” hâlâ önlenemedi. Trump’ın tarifeleri bir ara “ateşe su dökme” etkisi yarattı ama Trump çark edince, bu etki yumuşadı. Dış etkinin azalmasına rağmen devam eden siyasi gerilim, piyasaları tehdit etmeye devam ediyor.
19 Mart’ın üzerinden 1 ay geçmişken, Merkez Bankası nisan toplantısını yapacak. İmamoğlu krizi yaşanmasaydı bile, Merkez’in bu toplantıda faiz indirmesi çok zorlaşmıştı. Çünkü enflasyonda beklenen düşüş sağlanamamış, piyasaların enflasyon ve faiz beklentileri yükselmeye başlamıştı.
Hâlâ bastırılamayan İmamoğlu paniği, tüm dengelerin değişmesine yol açan büyük zararlar verdi. Kurlardaki sıçrama biraz indirilse bile, 38 TL’lik dolar kurunu koruyabilmek için, Merkez Bankası neredeyse 1 yılda topladığı rezervin tümünü kaybetti.
Kuru tutabilmek için sadece rezervler eritilmedi, yüzde 42.5’e indirilen politika faizi, fiili olarak, 3.5 puan artışla, yüzde 46’ya çıkarıldı. Satılan yüklü döviz karşılığı TL piyasadan çekildiği için, 1.1 trilyon TL’yi aşan piyasadaki fazla para kurutuldu. Merkez Bankası, sıkışıklık olmasın diye, piyasaya yaklaşık 300 milyar TL para veriyor. Tüm para çekilmesine rağmen dövize talep önlenebilmiş değil.
Bu sonuçlar piyasanın bütün dengesini altüst etti. Piyasada para kalmadığı, yani likidite tümüyle kurutulduğu için, şirketlerin birbirleriyle alacak-borç ilişkisinde aksamalar başladı. Yani ödemelerde sıkıntıyı piyasalar hissetmeye başladı.
FAİZ KARARINDA SİYASİ ETKİ
Merkez Bankası yönetimini zor bir karar bekliyor. İktisatçılar, normal koşullarda “zaten fiili olarak artan politika faizinin, resmen artırılması gerektiğini” söylüyorlar. Politika faizi artırılmazsa döviz talebinin devam edeceği, rezervdeki erimenin süreceği görüşündeler. Bu gerekçelerle Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 45, ya da fiili oran olan yüzde 46’ya çıkarması gerektiğini söylüyorlar.
Buna karşılık rezervlerdeki erimenin hâlâ tehlikeli bir noktaya inmediğini belirten bazı iktisatçılar, “faiz artırımına gerek olmadığını, yüzde 46’lık fonlama faizinin yavaş yavaş geri çekilip, birkaç ay içinde politika faizine indirilebileceği” görüşündeler. Yani faizleri artırmadan da mevcut rezervle kurun tutulabileceğini söylüyorlar.
İktisatçıların tartışması teknik açıdan yürüyor ama bir de “siyasi gerçeklik” var. Cumhurbaşkanı’nın faiz anlayışının “Yüksek büyüme için sürekli faiz indirimi” olduğu göz önüne alındığında, Merkez Bankası’nın faiz artırım kararı vermesi çok zor.
Çünkü 19 Mart’tan bu yana kredi faizleri yaklaşık 8 puan arttı. Zaten zor durumdaki, KOBİ’ler başta, özel işletmelerin daha fazla faiz artırımlarına dayanmaları çok zor.
İşte bu nedenle Merkez Bankası’nın, teknik olarak gerekse bile, siyasi baskı nedeniyle faiz artırımına gitmesi mümkün gözükmüyor. Faiz artırımı yapılırsa döviz talebindeki talep iyice azaltılabilir. Faiz artırımı yapılmadığı takdirde, döviz talebinin canlılığı ve rezerv erimesi devam edecektir.
Bakan Mehmet Şimşek, “enflasyon düşüyor, düşecek” diye açıklamalar yapıp, programın devam ettiğini söylemeye çalışıyor. Ancak artık sözün hükmü pek kalmadı; insanların enflasyon ve buna bağlı faiz inecek sözüne inandırılması çok zor.