2013’te, Türkiye’de “İkinci Açılım Süreci” rüzgârı estirildi.

★★★

15 Kasım 2013...

Nusaybin’de görev yapan askerî araçlara, PKK’lı teröristler ateş açtı.

Askerler karşılık verdi.

★★★

Genelkurmay Başkanlığı bu konuda şu açıklamayı yaptı:

“Açılan bu ateşe, meşru müdafaa kapsamında taktik tekerlekli zırhlı araçlar üzerindeki makineli tüfekler ile derhâl karşılık verilmiş, unsurlarımızın karşı ateşi üzerine, terörist ateşi kesilmiştir.”

★★★

Bu açıklama, bir yardımsever derneğinin protestosuna cevap verir gibiydi.

“Açılım Süreci” iklimi, işte bu kadar etkiliydi.

★★★

Oysa...

Aynı günlerde terör örgütü, bazı şehirlerde silah ve mühimmat depoluyor, patlayıcıları tuzaklıyordu.

★★★

8 Haziran 2014...

Diyarbakır’da bir terörist, gündüz saatlerinde tel örgüleri aşarak askeri kışlaya girdi.

Türk bayrağını gönderden indirdi ve kışla dışına attı.

★★★

15 Ağustos 2014...

Diyarbakır Lice ilçesinde bir teröristin heykeli dikildi.

Heykel, ancak dört gün sonra mahkeme kararıyla kaldırıldı.

★★★

PKK ve yandaşları, “Açılım Süreci”nde işte bu kadar cüretkardı.

Devlet de, hoşgörüde sınır tanımıyordu.

★★★

Yıllar geçti...

2025’te “Terörsüz Türkiye”, “Barış” süreci fırtınası estirilir.

★★★

Ve tarih, bir kez daha tekerrür eder.

Bu yeni “Barış” sürecinde, PKK ve yandaşlarının hadsizliği sınır tanımaz.

20 Ocak 2026’da, Mardin Nusaybin’de, sınırda Türk bayrağı indirilir.

★★★

Oysa bayrak...

Bir ülkenin bağımsızlığıdır.

Bir ulusun milli değerlerinin en yüce sembolüdür.

Milletin namusunu, şerefini ve onurunu temsil eder.

Vatan toprağını kanlarıyla yeşerten, aziz şehitlerin kutsal emanetidir.

★★★

Şimdi, bazı tarihi gerçeklere bakalım...

★★★

Yıl 2020...

Azerbaycan, Ermenistan işgalindeki Karabağ’ı kurtarmak için harekât başlattı.

PKK teröristleri, Azerbaycan’a karşı Ermenistan’ın yanında yer aldı.

★★★

PKK; Türkiye’de bebekleri, çocukları, kadınları öldürdü.

Köylüleri kurşuna dizdi.

Ama, “İkinci Cumhuriyetçiler”, hep körlüğü tercih etti.

“Barış”, “demokrasi”, “eşit yurttaşlık” dedi.

★★★

Vesayet” diye diye, Türk ordusunun tasfiyesine alkış tuttular.

Tarihin en hukuksuz “Kumpas” davalarını desteklediler.

★★★

“İkinci Cumhuriyetçiler” sınır tanımaz...

Kürt siyasetini eleştiren herkesi, inkârcı ya da faşist ilan ederler.

Bu anlayışı, entelektüel makyajla örtmeye çalışırlar.

Atatürk milliyetçiliğini yerden yere vururken, Kürt milliyetçiliğine sonuna kadar kucak açarlar.

“Kürt Şovenizmi”nin gönüllü neferleridir.

★★★

“İkinci Cumhuriyetçiler”in sevmediği Uğur Mumcu, şöyle der:

“Kimse kimseyi aldatmasın. Batı desteği ve koruması altındaki ‘Kürt devleti’, açıkça bir ‘SEVR’ modelidir.”

Belgelerle ortaya konmuş bu tarihi gerçek, “İkinci Cumhuriyetçileri” hiç mi hiç ilgilendirmez.

Çünkü, Sevr’e itirazları yoktur.

★★★

Uğur Mumcu, “Kürt şovenizmi”ni şöyle tanımlar:

“Şovenizm, emperyalist devletlerce bir araç olarak kullanılır. Kurtuluş Savaşı öncesi ve sonrasında Arap-Kürt liderleri, İngiliz gizli istihbarat servislerince kullanıldılar.

Bugün, açıkça görülüyor ki ülkede bir ‘Kürt şovenizmi’ yaratılmak isteniyor. Bu ‘Kürt şovenizmi’, din ve mezhep ayrımlarını da kullanıyor.

PKK gibi Marksist-Leninist olduğunu ileri süren bir örgüt, ‘Kürt-İslam sentezi’ silahına sarılıyor.”

★★★

Bu satırlar, 2026 Türkiye’si için yazılmış gibi...

Bugün “İkinci Cumhuriyet” zihniyetinin konumlandığı yer, açıkça “Kürt-İslam sentezi”dir.

Ve bu cephede, en ön safta yer alırlar.

★★★

Medreselere yasal statü isteyen; Şeyh Sait, Said Nursi ve Seyit Rıza gibi Atatürk düşmanı gericileri kahramanlaştıran DEM Partisi...

İkinci Cumhuriyetçilerin, vazgeçilmez kara sevdasıdır.

Laikliği, işte böyle savunurlar.

★★★

Uğur Mumcu’nun, şu saptaması özellikle önemlidir:

“PKK’nın yurtdışındaki kendi yayınlarını inceledim. İlk kez ikinci Cumhuriyet fikrini ortaya atan Öcalan’ın bizzat kendisi olduğunu gördüm.

Çünkü, devleti kuran siyasal düşünce Atatürkçülüktür. Bu düşünceyi, bu yollarla yıpratmak da, örneğin PKK gibi terör örgütlerinin başlıca amaçlarıdır...”

İşte bu yüzden, “İkinci Cumhuriyetçiler” PKK’ya ve terörist başına sevdalıdır.

★★★

Uğur Mumcu, bugün hayatta olsaydı...

Siyasal İslam’a karşı durduğu gibi, PKK’ya ve onun uzantısı DEM Partisi’ne de açık şekilde karşı çıkardı.

Atatürk’ün penceresinden, “Komisyon”a yer olmadığını haykırırdı.

★★★

“İkinci Cumhuriyetçiler”, “eski sol, yeni liberaller”, işleri Lozan’la altüst olan emperyalistler, işbirlikçiler, “Kürt sorunu” diyerek “Kürt şovenizmi” peşinde koşar dururlar...

Ve en büyük zararı, yine Kürt yurttaşlarımıza verirler.

★★★

Ve yeni bir “sol” türedi...

Atatürk’ün milliyetçilik anlayışına mesafeli duran...

Atatürk’ü ve Cumhuriyeti anlamamış bir sol...

Aslında, “Siyasi İslam”a, “Kürt-İslam” anlayışına hizmet eden bir sol.

★★★

Uğur Mumcu’nun, bu konuda önemli bir uyarısı vardır:

“Atatürkçülüğü ve milliyetçiliği yadsıyarak solculuk yapma gafletine düşen bir sol, Türkiye’de hiçbir zaman başarılı olamadı, olamaz da...

Türk milliyetçiliği Türk halkının alın terini yabancı çıkarlara karşı korumak demektir...”

★★★

İkinci Cumhuriyetçilerin Türkiye’ye bedeli, o kadar ağırdır ki...

Gelecek kuşakları da derinden etkileyecek ölçüde ağır...