BİLİNÇLİ TERCİH
Şimdi şöyle düşünüyorum. Hem Batı ile kavga etme, hem de IMF’ye gitmeme politikasını izleyenler, herhalde ne yaptıklarını biliyor. Aksi varit olamaz. Bunun tek açıklaması “cari açıksız bir büyüme” modeline geçmeye karar vermiş olmalarıdır. Cari açıksız büyümek için ücretlerin ve diğer gelirlerin döviz cinsinden düşmesi ve bu düşüklüğün uzun müddet sürdürülmesi şarttır. Bir başka değişle ücretler, kiralar ve sair kazançlar uzun yıllar boyunca “devalüasyon” oranında artmayacaktır. Bu sayede Türk ekonomisi daha fazla ihracat, daha az ithalat yapar bir yapıya dönüşecektir. Amaç bu idiyse, krizin kısa vadede yaratacağı “milli gelir azalması” ve “işsizlik artışı” bu yapısal reformun, ödenmesi gereken bedeli olarak hoş görülebilirdi. Ama yine de bu dönüşüm böyle yönetilmemeliydi.
DIŞ BORÇ FAİZİ, BÜYÜME ORANINDAN YÜKSEK OLMAMALIDIR
TL’nin değerinde bir düzeltme gerekliydi. Bu, “düzenli düzeltme” (orderly correction) şeklinde olmalıydı. Mesela Merkez Bankası eski Başkanı Erdem Başçı, böylesi bir “yumuşak iniş” yapmayı hayal etmişti. Bugünkü “düzensiz düzeltme” dış borç faizlerini tam anlamıyla patlattı. Öyle veya böyle 500 milyar dolara yakın dış borç stokumuz var. Büyümenin orta vadede ortalama %5 olacağını varsaysak bile dış borçlara en az %8 faiz ödeyecek hale düşmek, “yurtiçinden-yurtdışına” yılda en az 15 milyar dolar ek “servet transferi” yapılacak demektir. Sırf bu bile, izlenen yolun ne kadar yanlış olduğunun kanıtıdır.
Son söz: Uzun süren hatanın, kestirmeden dönüşü olmaz.