Asuman ARANCA-ANKARA

MHP, artan terör olayları ve art arta gelen şehit haberleri üzerine, AKP hükümeti tarafından başlatılan "açılım süreciyle" ilgili ikinci kez suç duyurusunda bulundu. Dilekçede, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Davutoğlu ve AKP Kurmayları "vatana ihanet etmekle" suçlandı. Dilekçede, "Müebbet hapis cezası alan ya da alacak olan teröristlerin, ülke topraklarında Dönemin Başbakanı’nın sözlü talimatıyla silahlarıyla gezmesi, elini kolunu sallayarak sınırdan geçmesinin sağlanması, örgüte eleman toplaması suçtur.Ülkenin bir bölgesinin patlayıcı ve silah deposu yapılmasına göz yummak suçtur" denildi.

DİYARBAKIR'DA DEVLET YOKTUR

MHP Genel Sekreteri İsmet Ataman ve parti Avukatı Hamit Kocabey tarafından Ankara Başsavcılığına verilen 22 sayfalık suç duyurusu dilekçesinde, çok ağır ifadeler kullanıldı. Dilekçede, 2012 yılında PKK'nın şehir yapılanması olan KCK'ya yönelik operasyonlara atıfta bulunularak, "Bölücü terör örgütünün adli operasyonlar sonucu dağılmaya ve çöküşe doğru gitmeye başladığı aşamada hükümet eliyle PKK'ya can suyu verildiği, bir taraftan terörist başı Abdullah Öcalan ile görüşmelere başlanırken, bir taraftan da KCK mensuplarının yargı paketleri ile cezaevlerinden tahliye edildiği" belirtildi. Nevruz kutlamaları sırasında Öcalan'ın hazırladığı bildirinin Diyarbakır Meydanı’nda milletvekillerine okutulduğu, Öcalan'ın açıklamalarının Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından övüldüğü kaydedilen dilekçede, "Diyarbakır Meydanı’nda Türk Devletinin bayrağı tahrik nedenidir. Devlet yoktur. Devam eden Nevruz günlerinde de aynı kepazelikler yaşanmıştır" denildi.

KARAYILAN İSTEDİ, ERDOĞAN YAPTI

Dönemin Başbakanı Erdoğan'ın, Murat Karayılan'ın istekleri doğrultusunda PKK'nın çekilmesi sırasında asker ve valilere talimat vererek, silahlı çıkışa izin verdiği ve mecliste komisyon kurdurduğu anımsatılan dilekçede, örgütün yurt dışına çıkmak yerine yurt içinde alan hakimiyeti sağladığı ifade edildi. Dilekçede özetle şöyle denildi:

"Aynı günlerde açılımdan sorumlu olan Beşir Atalay “Kandil’le yaptığımız görüşmelerde BDP’den daha makul olduklarını görüyoruz” diyerek ve Kandil’deki teröristleri överek açılımın artık son noktaya geldiğini de söylemektedir. Yurt içinde sözde mahkemeler kurulmuş ve bölge halkı buralarda yargılanmış, sözde vergi daireleri kurulmuş, halktan zorla para toplanmıştır. Bölgeye tonlarla ifade edilen patlayıcılar depo edilmiş ve şimdi vatan evlatlarının şehit edilmesinde kullanılmaktadır.

BİR BİR İTİRAF EDİYORLAR

"Siyasi iktidarın iftihar kaynağı olan "çözüm sürecinin" sonucu nedir? Bitme noktasına gelen bölücü terör örgütü tarihinin en güçlü durumuna getirilerek millet evlatlarına saldırtılmıştır. Her gün vatan evlatları şehit düşmektedir. Her gün millî servet yakılıp yıkılmaktadır. Kamu düzeni sağlanamamaktadır. Ülkeyi 13 yıldan beri idare eden siyasi iktidar sahipleri, üzerine düşen görevleri bilerek ve isteyerek yerine getirmemişlerdir. Hükümetin ve AKP’nin en yetkili isimleri bir bir itiraflara başlamıştır.

PKK'YA GÖZ YUMDULAR

Dilekçede, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başdanışmanı Burhan Kuzu, AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Siirt Milletvekili Yasin Aktay’ın, Dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun bazı açıklamalarına yer verilerek, bu açıklamaların vatana ihanet suçunu oluşturduğu belirtildi. "PKK’ya göz yuman, devlet görevlileri olduğunda suç unsuru ortadan kalkmakta mıdır? Bugünkü Cumhurbaşkanı, Başbakan, Başbakan Yardımcıları, Bakanlar, Valiler bile isteyerek işledikleri bu suçları PKK bizi kandırmış diyerek örtebileceklerini mi zannetmektedir? AKP’nin kandırılması sebebiyle bugün vatan evlatları AKP’nin el sıkıştığı vatan hainleri tarafından şehit edilmektedir" denilen dilekçede, "Sayın Abdullah Gül’ün “Çok güzel şeyler olacak” Cümlesi meğer bize değil vatan hainlerine bir müjdeymiş. Şimdi kalkıp şehidin babasına “karaktersiz” diyenler, şehidin annesine “Ne mutlu evladınız şehit oldu” Diyenler dün PKK’lıların babasına bunun hesabını soracağız, annesine “Analar ağlamasın” demekteydi" ifadeleri kullanıldı.

SAVCILAR DA SORUMLU

MHP'nin çözüm süreci konusunda hükümeti defalarca uyardığı, konuyla ilgili suç duyurusunda bulunduğu ancak soruşturmanın takipsizlikle kapatıldığı anımsatılan dilekçede, bu kararlar verilirken, MHP'yi incitici dönemin Başbakanı ve valilerini ise yüceltici ifadeler kullanıldığı belirtilerek, "Bu kararları verirken dayandıkları siyasi güçleri arkasında bulamayacak olan savcıların şimdi ne yapacağını merak etmekteyiz. Bize göre bu savcılar da siyasi iktidar mensupları ve valilerle birlikte sorumludur" denildi.

AF YÖNTEMİ GELİŞTİRİLDİ

Herkesin Anayasa ve kanunlara uymak zorunda olduğu ifade edilen dilekçede, şunlar kaydedildi:

"Çözüm süreci olarak ifade edilen bu çözülme döneminde gerçekleşen akıl almaz gelişmeler, beraberinde değişik bir af yöntemini gündeme getirdi. Bu nev’i şahsına münhasır usul, esas itibariyle hukukun herhangi bir yerinde yazılı da değildir. (...) Bir suç işlenmişse devlet bu suçu ve faillerini takip etmek, yakalamak, adalet önüne çıkarıp yargılanmalarını sağlamak zorundadır. Yargı, dürüst yargılanma hakkı kapsamında göreceği davalarla suçu ve suçluyu bulmalıdır. Suçlu ile müzakere ve anlaşmanın hukuka aykırı olduğu, Anayasa ve yasalarda dayanağının bulunmadığı, “hukuk devleti” ilkesinin ise yasal dayanaktan yoksun olan yetki kullanımına izin vermeyeceği tartışmasızdır.

ANAYASAL SUÇ İŞLEDİLER

"Teröristlerin adeta ülkeyi baştan başa silahları ile adımlayarak sınır dışına çıkmasına ve girmesine seyirci kalmak suçtur. Bunlara dokunmayın diye talimat verenler, bölge patlayıcı deposu haline getirilirken göz yumanlar, bölgeye 80 bin uzun namlulu otomatik silah yerleştirilirken ses çıkarmayın diyen siyasetçiler ve valiler anayasal suç işlemişlerdir. Teröristlerin, ülke topraklarında Dönemin Başbakanı’nın sözlü talimatıyla silahlarıyla gezmesi, elini kolunu sallayarak sınırdan geçmesinin sağlanması, örgüte eleman toplaması suçtur.Ülkenin bir bölgesinin patlayıcı ve silah deposu yapılmasına göz yummak suçtur. (...) Bunları yapanlara işlem yapmamak da suçtur. Vatan evlatlarının şehit düşmesi için terör örgütüne zaman, kaynak ve silah sağlanmasına fırsat tanımak suçtur. Bütün bu suçları soruşturmakla görevli Cumhuriyet’in savcılarının suç duyurumuzun dosyasını işleme konulmamasına karar vermesi de suçtur"

ANAYASA İHLAL EDİLDİ

Dilekçede, bebek katillerinin Anayasa'da hiç bir değişiklik yapılmadan dokunulmazlık zırhına kavuştuğu öne sürülerek, dönemin Başbakanı ve hükümet sorumlularının, Anayasa'nın 2, 6, 10, 11, 14, 19, 129, 137, 138'nci maddelerine, TCK'nın ise, 24, 37, 39, 81, 82, 174, 220, 221, 257, 260, 279, 281, 284, 302, 313, 314, 315, 316, Terörle Mücadele Kanunu'nun, 3, 4, 8, Polis Vazife Ve Selahiyet Kanunu'nun 2, Jandarma Teşkilat Görev Ve Yetkileri Kanunu'nun 7, 11, CMK'nın 90, 160 ve 161. maddelerini ihlal ettiği ve edilmesine neden olduğu öne sürüldü.