Reklamsız Sözcü
EMİN ÇÖLAŞAN

Allah beterinden korusun, amin

16 Aralık 2015

Sevgili okuyucularım, varsayalım Şırnak'ın Cizre ve Silopi ilçelerinde, ya da Güneydoğu'nun herhangi bir yerinde devlet memuru olarak görev yapıyorsunuz.
Asker, polis, hakim, savcı, öğretmen, doktor, gümrükçü, tapucu…
Can güvenliğiniz var mı?
Yok!
Evinizden çıkıp sokakta gezmeniz, ya da bakkala gidip alışveriş yapmanız mümkün mü?
Değil!
Eşinizi, çocuklarınızı ve kendinizi düşünmeden, başka bir deyişle ölümü düşünmeden korkusuz yaşıyor musunuz?
Hayır!

* * *

Eğer bir ülke bu durumlara düştüyse, o ülkeyi yöneten iktidardan hesap sorulur. Bizde ise maşallah tık yok.
Tepki vermesi gereken muhalefet partileri ayakta uyuyor. Muhalefetin herhangi bir konuda etkinliği yok.
Medyanın çok büyük bir bölümü derseniz zaten iktidar tarafından ele geçirilmiş, hiç utanıp sıkılmadan yandaşlık-yalakalık yapıyor.

* * *

Son iki gün içerisinde Şırnak'ın Cizre ve Silopi ilçelerinde yaşananlara bakınız, Türkiye Cumhuriyeti böyle bir rezalete kurulduğu günden beri tanık olmadı.
Ne isyanlar çıktı, ne badireler atlattık ama böylesi hiç görülmedi.
Bu iki ilçede öğretmensiniz… Günün birinde telefonunuza Milli Eğitim Bakanlığı tarafından mesaj gönderiliyor:
“Hizmet için eğitime alındınız. Bulunduğunuz ilçeyi derhal terk edin!..”
Sadece öğretmenlere gönderilen bir mesaj.
Üç bine yakın öğretmen çantasını bavulunu acele toplayıp ilçeyi terk etme, daha doğru bir deyişle kaçma çabasına düşüyor ve apar topar kaçıyor.
Köylerin çoğunda eğitim zaten sıfırlanmış.
Doktorların çoğu daha önceden ve haklı olarak kaçmış, hastaneler boşalmış çünkü hiç kimsenin can güvenliği yok.

* * *

Şimdi soralım bakalım:
Nerede bu hizmet içi eğitim, nerede yapılıyor?.. Öğretmenler bu eğitimi nerede alıyor?.. Ne zaman dönecekler, okullarda eğitim ne zaman başlayacak?
Bu soruların yanıtı yok…
Çünkü böyle bir hizmet içi eğitimin aslı astarı yok. Öğretmenlerin bölgeden kaçmasını sağlamak için uydurulan bir bahane!
Bir devlet ve onun koskoca bir bakanlığı bu duruma düşürülmüş, yazıklar olsun.

* * *

Güneydoğu'da sayabildiğim kadarıyla son birkaç ay içerisinde tam 27 ilçede sokağa çıkma yasağı uygulandı. Bazı yasaklar 10 gün boyunca devam etti.
Çatışmalar oldu, insanlar perişan duruma düştü, ölenler oldu, şehitler verdik.
Yerleşim birimleri PKK'nın silah, cephane ve patlayıcı deposu.
Üstelik bir sürü yerleşim yerinde sokaklara ve caddelere büyük hendekler kazıldı, barikatlar kuruldu, içeriye askerin ve polisin girmesi engellendi.
Bütün bunlar olurken devlet nerede idi?
Bu nasıl bir aymazlıktır ki, gözlerinin önünde kazılan hendekleri ve kurulan barikatları görmezden geldi!
Nedenini söyleyeyim, bu iktidar açılım süreci başlatmıştı. Açılım dediğiniz nesne işte bu idi, görmezden gelmek.

* * *

AKP iktidarı 2008 yılında bir karar aldı… PKK ile görüşme-pazarlık masasına oturacak ve örgütün silah bırakması sağlanacaktı!
Pazarlık buluşması tarafsız Norveç'in başkenti Oslo'da yapıldı. PKK heyetini Oslo'ya MİT'in uçağı götürdü. Bizim heyette o sırada henüz MİT Müsteşarı olmayan, Tayyip'in Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Hakan Fidan da yer alıyordu.
Heyetin başkanı konumunda ise MİT'in Müsteşar Yardımcısı Bayan A.G. yer alıyordu. (İsmi medyada çok yer aldı ama ben yine de yazmak istemiyorum.)
Sonradan örgüt tarafından basına sızdırılan tutanakları okuduk. Bizim heyet toplantılarda Apo'dan sürekli olarak “Sayın Öcalan” diye söz ediyordu.
Bayan A.G. ise örgütün en üst düzey temsilcilerine pazarlık masasında şöyle diyordu:
“Bizim bilmediğimizi mi zannediyorsunuz… Güneydoğu'yu, illeri ve ilçeleri nasıl silah ve mühimmat deposu haline getirdiğinizi, her şeyinizi biliyoruz. Sizi adım adım izliyoruz.”
İyi ki izliyorlarmış!
Yoksa tam anlamıyla mahvolmuştuk!

* * *

O günlerden bu günlere işte böyle geldik…
Açılım süreci dediler, Habur'dan bir sürü üniformalı terörist ithal ettiler…
Sınırda seyyar mahkeme kurup teröristleri akladılar…
“Akil adamlar” diye yeni bir keşifte bulundular, akillerden oluşan çadır tiyatrosunu ülkenin dört bir yanına gönderip nutuk attırdılar…
Ve sonuç ortada…
Sadrazam Ahmet şimdi “Dağlarda başardık, kentlerde de başaracağız” diyor.
Biraz geç kaldınız galiba abicim, atı alan Üsküdar'ı çoktaaan geçti!

* * *

Şimdi ilçelerimizi boşaltıyor, binlerce öğretmeni “Hizmet için eğitim” palavrasıyla oralardan kaçırıyorlar…
Vatanın bir bölümü yangın yeri.
Kimin eli kimin şeyinde, belli değil.
Allah bu Tayipgiller iktidarlarına ve muhalefet partilerine akıl fikir versin, Allah bizi beterinden korusun!
Amin.

Emin Çölaşan
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp