Reklamsız Sözcü
SONER YALÇIN

Aziz Nesin’in güncesi

4 Mart 2016

Her kitabevini gezdiğimde Nesin Yayınevi'nin yeni çıkardığı Aziz Nesin'in eserini satın alırım.
Evet bunu Nesin Vakfı'na yardım için yaparım. Ancak…
Aziz Nesin'i okumanın zenginlik olduğunu da bilirim. Son olarak “Aziz Nesin'in Güncesi-Mum Hala” adlı kitabı okudum. Mum Hala'yı altı-yedi yıl önce okumuştum. Çünkü, Aziz Nesin'in hayatını dizi yapmak için küçük bir grup aylarca çalışmıştık.
Yani… Aziz Nesin'in yaşamını bildiğimi sanırdım. “Aziz Nesin'in Güncesi”ni okuyunca anladım ki, büyük yazarları tanımak pek kolay değil… Örneğin, hangi yazarları seviyordu?
Sultanahmet Cezaevi'nde iken yazdığı, 7 Ocak 1951 tarihli güncesinden öğrendim ki; Dostoyevski'nin eserlerini pek sevmiyor. “Budala”, “Kumarbaz” ve “Ölüler Evinin Hatıraları” kitaplarında hayal kırıklığına uğradığını yazıyor.
Keza. Üsküdar Cezaevi'nde iken 25 Ekim 1951 tarihli güncesine şunu yazıyor:
“Şu Balzac, Shakespeare, Bernard Shaw, denen zevata neden dolayı büyük sanatkar, dahi denildiğini bir türlü anlayamıyorum… Kendi hükümlerimden şüphe etmiyor değilim. Acaba diyorum kendi kendime, ben bitakım kötü ihtiraslarla, bu hakikaten büyük adamları biliçaltımda kıskanıyor muyum? Bu soruyu yalnız sormuyorum, kendimi adamakıllı yokluyorum da. Katiyen hayır. Ben bunları kıskansam, daha öbürlerini de kıskanmam lazım gelmez mi? Çehov niçin benim için büyük sanatkar? Zola'yı neden bu kadar fazla seviyorum.”
2 Kasım 1951 tarihli güncesine; “Bu Goethe'nin neden büyük adam olduğunu bitürlü anlayamıyorum” diye yazıyor.
7 Şubat 1987 güncesinde ise bu kez Goethe'yi okuduğu için mutlu olduğunu yazıyor.
Yıllar beğenileri değiştiriyor demek ki…
Tolstoy'un romanlarını güçlü buluyor. En sevdiği roman ise sanırım Don Kişot.

Sevdiği besteciler

Aziz Nesin çalışırken genelde klasik müzik dinliyor.
Ravel'i beğeniyor. Günlüğüne yaşam öyküsünü bile yazıyor!
5 Şubat 1980 tarihli güncesine şunu yazıyor: “Şopen'le Mozart'ın müziklerini sevemedim bitürlü. Ya sevdiklerim? Ravel, Çaykovski, Beethoven, Stravinski…”
Beş gün sonra güncesine şunu ekliyor:
“Ayıp değil ya -belki de ayıp- Mozart bana bişey söylemiyor. Zorla değil ya ne yapayım? Çok merak ediyorum, Mozart'tan anlamayan, müziğini sevmeyen başka biri daha var mı? Söylemeye de utanırım, sormaya da korkarım.”
Beste olarak Carl Off'un eseri Carmina Burana'yı sık dinliyor. Carl Off'un hayatını araştırıyor. Sözlerini günlüğüne yazıyor; vakıftaki çocuklara aktarıp defterlerine yazmasını istiyor.
Hayal kırıklığına da uğruyor! 9 Ağustos 1991 tarihli güncesini Singapur'a giderken uçakta yazıyor:
“Kimi sevdiğim, hayran olduğum kişilerin eşcinsel olduğunu öğrenince öyle üzülüyorum ki. Daha baştan bunu bilirsem önemi yok, üzülmüyorum, sevgim, saygım sürüyor. Örneğin Çaykovski gibi… Ravel'in, o hayran olduğum Ravel'in eşcinsel olduğunu yeni öğrendim. Öyle üzüldüm ki. Elbet gözümden düşmedi, yine hayranım. Ama ah nasıl üzüldüm. Vara eşcinsel olmasaydı diyecek değilim. Bu çok saçma olurdu. Ama onun da eşcinsel olduğunu baştanberi bilseymişim böyle üzülmezdi.”
Aziz Nesin bizden Ulvi Cemal Erkin'in bestelerini seviyor, övüyor.
Ya ressamlar? “Picasso, o büyük sanatçı, tek başına diktatör Franco'yu yendi.”
Goya'yı seviyor; “Benim için resimde Goya, müzikte Ravel.”

Zübük'ün gerçek kimliği

Zübük gerçek yaşamda kimdi?..
Abdi İpekçi'ye niye kızgındı?..
Nazım Hikmet'in hayatının yazılmasına neden karşıydı?..
Yaşar Kemal'i niye sevmiyordu?..
Ve nicesini güncesinden öğrendim.
Örneğin… Aziz Nesin'in iki düşü olduğunu bilmiyordum:
Tiyatro kurmak ve orman yapmak.
Ne acı; tiyatroya ve ormana düşman bir iktidar var başımızda!
Bu duruma nasıl geldiğimizi Aziz Nesin'in satırlarından anlayabiliyoruz:
3 Mart 1951: “Siyasi koğuşumuzun mühim hadiselerinden biri de yeni gelenlerdir. Hele bir akşam arka arkaya üç kişi birden geldi. Üçü de komünistlikten sanık olarak gelen bu adamların üçünün de komünistliğe ait tek kelime bilgileri yok.”
21 Nisan 1951: “Bir akşam dokuz kişi birden geldi… Bir akşam da dört kişi geldi.”
5 Ağustos 1963: “Hayatımın en korkunç rüyasını gördüm. Cezaevindeymişim.”
20 Mart 1966: “Gericiler evleri basacaklarmış. Sosyalist arkadaşların hemen hiçbiri evlerinde kalmadılar.”
Sanırım… Yine de bugün gibi değildi saldırganlıkları. Baksanıza…
1 Ocak 1968: “Taksim'de Necip Fazıl'ı gördüm. Yürüdük. Bir akrabasını gördü. Sonra para istedi benden…”
Uzatmayayım. 9 Kasım 1986 tarihli güncesinde şöyle diyor:
“Bütün yaşamım boyunca, ama en çok 1980 yılı 12 Eylülünden sonra neden çırpınıp durduğumu çok kişi -hemen kimse- anlamıyor, anlamak da istemiyor. Ben de bu aşırı çabamı anlatmaya, açıklamaya kalkmıyorum. Bunu gereksiz buluyorum… Başka türlü yapamadığım, bu kötülükler, baskılar, alçaklıklar karşısında suskun kalamadığım için heryana, herişe, heryere, herkese koşturup duruyorum… İkincisi de, beynimden, anladığımdan hiç çıkmayan halkıma olan borcu (ödemek değil) ödemeye çalışmak duygusu… Başka türlü davranmak elimden gelmiyor. Sessiz ve suskun kalamıyorum…”
Aziz Nesin'in güncesini okuyunuz…
Nesin Vakfı'na destek çıkınız…

 

Yazarın Diğer Yazıları Soner Yalçın
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet