Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Bunların yatacak yeri yok

27 Mayıs 2018

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

BUNLARIN YATACAK YERİ YOK

İktidar üniversiteler üzerine yıllardır oyunlar oynuyor. Koca koca üniversiteler neredeyse “disiplinli yüksek liseler” haline getirildi.
Bütün üniversitelerin başına imam hatip kaynaklı, öyle olmasa da siyasal İslamcı ve en önemlisi adeta birer Erdoğan fedaisi kesilen kişiler oturtuldu.
Bütün fakülte ve bölümler bu zihniyetteki kişiler tarafından dolduruldu.
Üniversite özerkliği kaldırıldı.
Araştırma geliştirme kavramları toprağa gömüldü.
Üniversiteler niteliksiz eleman yetiştiren sözde eğitim kurumları haline getirildi.
Nitelikli bütün öğretim üyeleri, araştırma görevlileri, üniversitelerin iş bilen deneyimli kadroları yok edildi, yerine akademik unvanları nereden ve nasıl aldıkları tartışmalı isimler yerleştirildi.
Şimdi son oyun üniversitelerin parçalanması.
Bahane olarak çok sayıda öğrenci olmasını göstererek örneğin İstanbul Üniversitesi parçalara ayrılıyor.
Doğal olarak İstanbul Üniversitesi'nin hâlâ görevde kalabilen nitelikli kadroları buna karşı çıktılar.
Tabii karşı çıkmalarının bir anlamı olmuyor ne yazık ki. Çünkü bu iktidar “ne yapılacaksa ben yaparım benim yaptığım da en iyisidir karşı çıkanın da kafasını koparırım” mantığında olduğu için hiçbir eleştiri ve öneriye kulak asmıyor.
Geçtiğimiz perşembe günü CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce bölünmesine karar verilen İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ni ziyarete gitti.
Bu ziyaret iktidar çevresinde çok ciddi bir rahatsızlık yarattı. Önce üniversitenin güvenlik şirketine görev verdiler.
Şirket yöneticisi dekana bizzat giderek “Bu adam üniversiteye girmeyecek, girerse bunun bir bedeli olur” tehdidi yaptı.
Ancak dekan davet sahibi olmadığını, gelen kişinin cumhurbaşkanı adayı olduğunu, buna kendisinin izin verme ya da vermeme yetkisinin olmadığını söyledi.
Muharrem İnce geldi, dekanı beş dakika ziyaret etti, sonra dışarıda toplanan öğretim görevlisi ve öğrencilerle kısa bir konuşma yaptı ve gitti.
Ardından Erdoğan'ın YÖK'ün başına oturttuğu kişinin talimatı ile dekan görevinden alındı.
Resmi olarak dekan istifa etti tabii.
Ama etmemesi halinde başına neler gelebileceğini bu ülkede yaşayan herkes biliyor tabii.
Konunun sosyal medyada dallanıp budaklanması üzerine YÖK'ün başına konulan kişi açıklama yaptı.
Dedi ki “Burası üniversite, burada siyasetçi olmaz.”
Fedailiğine soyundukları Erdoğan'a fahri doktora verirken siyaset üniversiteye girmemiş mi oluyor?
Marmara Üniversitesi'nin yeni yapılan binalarına bir parti başkanının Recep Tayyip Erdoğan'ın adı verilirken siyaset olmuyor mu?
Bir üniversitenin adına bir parti başkanı olan Erdoğan'ın adı verilirken siyaset olmuyor mu?
İktidar ve yandaşları, yalakaları seçimler yaklaştıkça “seçim kaybetme riskine” karşı olağanüstü hassaslaştılar.
Şu önümüzdeki sayılı günlerde bu zihniyet Türkiye'ye yönelik her türlü şeyi yapabilir.
Çünkü biliyorlar ki seçimde bekledikleri sonucu alamazlarsa yaşadıkları bu ayrıcalıklı hayatın, kazandıkları olağanüstü paraların, güç sarhoşluğu ile yarattıkları hasarın, yok ettikleri, dağıttıkları ailelerin, mahvettikleri tüm değerlerin hesabı mutlaka sorulacak.
Sorun şu; kazanırlarsa düşmanlık besledikleri kesimlere bugünkünden farklı bir şey olmayacak, belki hayatlar biraz daha daralacak, biraz daha zorlaşacak onlar için.
Ama kendileri kaybettiklerinde, gerçekten kaybedecekler.
Normalde yatacak yerleri olmayacak olanların bugünkü panikleri bundandır.
Türkiye'nin yeniden demokrasiye, hukuk düzenine ve özgürlüklere dönebilmesi için çok az daha sabretmek gerekiyor.

YENİ ÖĞRENDİM

BİZ SÖYLÜYORDUK DA ERDOĞAN SÖYLEYİNCE İNANDILAR

Yıllardır dilimizde tüy bitmişti.
Ülke iyi yönetilmiyor.
Ekonomi söylendiği gibi parlak değil.
İşsizlik artıyor.
Kalite düşüyor.
Demokrasi bir kenara atıldı.
Hukuk sistemi neredeyse ortadan kaldırıldı.
Yargı bağımsızlığı bitirildiği gibi bütün yargı sistemi bir kişinin emrine sokuldu.
Bunları söyledikçe, nedenlerini de ayrıntılarıyla anlattıkça iktidar ve yandaşlarının saldırısına uğradık sürekli.
Ne postal yalayıcılığımız, ne darbeciliğimiz, ne teröristliğimiz, ne hainliğimiz, ne alçaklığımız kalmadı.
Şimdi seçime gidiyoruz.
Türkiye'nin kader seçimidir bu.
AKP ve ondan beslenenlerin de kader seçimi elbette.
Ve bu seçim sayesinde bugüne kadar söylediklerimizin ne kadar gerçek olduğunu öğreniverdik.
Üstelik bu iktidarın en tepesindeki isimden, AKP'nin Genel Başkanı'ndan öğrendik bu gerçeği.
Partisinin seçim “manifestosunu” açıkladı Erdoğan ve neredeyse yukarıda yazdığım her şeyi tek tek sayarak “Bitecek bunlar” dedi.
“Ekonomi düzelecek” dedi, demek ki çok kötüymüş.
“Demokrasi gelişecek” dedi olmadığını söylüyorduk.
“Yargının üzerindeki baskı kaldırılacak” buna söyleyecek sözü olan var mı?
Sonuç olarak Erdoğan 16 yıldır ülkeyi yöneten biri gibi değil de sanki yeni kurulmuş “devrimci bir partinin” seçim manifestosunu açıkladı.
Her işte bir hayır vardır.
Yıllardır söylediklerimizi bugün AKP'nin başı “vaat” diye anlatıyorsa demek ki işin sonuna geliyoruz artık.

KOMİK

BU HAFTANIN DUVAR YAZILARI

Mizah yazarı İbrahim Ormancı'dan bu hafta gelen komik cümlelerden derlediğim bir demeti sizlerle paylaşıyorum;

Akaryakıttaki zamlar seçimlere kadar ÖTV'den düştüğü için pompaya yansımayacak. Ama seçimden sonra sanırım vatandaşı ÖTTÜRECEKLER.

* * *

Artık çocuklarınıza uyumaları için masal anlatmayın. Yandaş bir kanalı açın yeter.

* * *

Karım aldığım çiçeği görünce bana “Kafana taş mı düştü senin?” diye sorunca “Ne yapayım çiçekçi kız güzeldi” deyiverdim. Şimdi evde sinir harbi son sürat.

* * *

Kul hakkını bilmem ama dövizdeki önlenemez artıştan sonra KUR FARKI ödenmiyor kesin.

* * *

Benim oğlan bile dövizdeki artışı görünce, benden alacağı harçlığı dolara endeksledi yahu.

* * *

Sanırım artık bu lafı da güncellemek gerek. Ben sana TROL olamazsın demedin oğlum adam olamazsın dedim adam.

* * *

Hadi gel köyümüze geri dönelim. Fadime'nin düğününde gelin arabasının önünü keselim!..

* * *

Politikacılar asla kitap kurdu olamazlar. Onlar olsa olsa hitap kurdu olabilirler.

* * *

Ne acıdır değil mi ? Torun torba sahibi olmuş emeklilerin pazara giderken torbaları dolmuyor.

* * *

Artık rüyalara bile kamu spotu koyarlarsa hiç şaşırmayacağım nedense.

* * *

Bülbülü altın kafese koymuşlar. “Altının gramı 200 lirayı geçti değil mi?” diye sormuş.

* * *

Muharrem İnce yüzünden Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Rektörü görevden alınıyor, Muharrem İnce ile fotoğraf çektiren Solo Türk ekibinin gösterisi iptal ediliyor. Sanırım bu gidişle “İnce giyerim ince” türküsü de yasaklanacak.

* * *

Bence marjinal değil insan Orijinal olmalı, orijinalı.

* * *

Kutuplaşmış bir ülkede , bu yaz sıcakları da hiç çekilmiyor yahu.

* * *

O kadar bahtsızım ki. Turnayı bile gözünden vursam, yasak avlanmaktan bana ceza keserler.

* * *

Üç kuruşluk insanların otuz üç kuruluşu birden idare ettiğini görmek istemiyoruz.

* * *

İnsanın yalnız başına yemek yemesi mutsuzluk veriyormuş. Ben on kişiye yemek ısmarladım. Hesap için cebimden çıkan para beni bir mutlu etti, bir mutlu etti sormayın.

* * *

Bir kamuoyu yoklama şirketi kuracağım. Adını PİNOKYO koyacağım. Tam on ikiden, isabet değil mi?

* * *

Ela gözlerini sevdiğim dilber. Gözlerinde renkli lensli olduğunu niye söylemedin?

* * *

Galileo Türk olsaydı “Dünya dönüyor” deseydi , çevresinde “Bu kadar içersen döner tabi. Hadi fondip diyecek birileri mutlaka olurdu elbet.

* * *

Sana tepeden bakacak bir münhal yer bulamadım aziz İstanbul. Bir rezidanstan baksam olur mu?

* * *

Kraldan çok kralcı değilim çok şükür. Benim favorim her zaman kraliçe.

* * *

Her şeyi taksitle alan yurdum insanının bu kadar peşin hükümlü olması ne yaman bir çelişkidir?

ÇOK GÜLDÜM

PAZAR İÇİN 4 FIKRA BİRDEN

Bu pazar da bizleri yalnız bırakmadı Yıldırım Tuna. 4 güzel fıkra ile gülümseyelim

Sadece burayla ilgilen

Zengin iş adamının acilen 1 milyon dolara ihtiyacı olmuş, tam bunun için kilisede diz çöküp dua etmeye başlayacakken bir bakmış ki hemen yanı başında gözyaşlarıyla 100 dolar için dua eden bir başka bir adam daha.
Hemen cebinden çıkardığı bir yüzlüğü adamım eline usulca sıkıştırıp onu göndermiş, sevinçle havaya zıplayan adam oradan uzaklaşınca tekrar diz çökerek gözlerini yummuş ve duasına başlamış; “Evet Tanrım” demiş “Şimdi bana, ama sadece bana  konsantre olarak maddi ihtiyacım ile acilen ilgilenir misin?”

İyi iktidar

Genç politikacı iktidarı eleştirmek için Meclis kürsüsüne çıkıp “Halkımızın kuvveti mali politikalarınız sayenizde inanılmaz artıyor” demiş ve eklemiş; “Siz iktidara gelmeden önce pazardan 100 liralık alışveriş yapıldığında satın alınanlar eve ancak sırtı küfeli hamal ile zar zor taşınırdı, şimdi aynı miktar parayla pazardan alınanları 5 yaşında bir çocuk elinde zıplatarak evine getirebiliyor.”

İşadamı ve falcı

İşadamı maddi sıkıntılarına çözüm bulmak için falcıya gitmiş, önündeki kristal küreye bakan iri dudaklı, kırmızı rujlu yaşlı falcı kadın “Tam üç yıl sonra şirket olarak rahatlayacaksınız” demiş adama.
“Yani üç yıl sonra çok mu para kazanacağız?” diye sormuş adam heyecanlanarak.
“Yok” demiş falcı kadın, “Üç yıl sonra tamamınız böyle sefil ve ezik bir şekilde yaşamaya alışacaksınız.”

Dolar kuru

Gencecik, fıstık gibi sarışın hafta sonu seyahatinden ülkesine dönmüş, şehrin merkezindeki döviz bürosuna gidip çantasından iri bir para balyasını zorlukla çıkartarak veznedarın önüne koymuş. Veznedar para balyasını önce desteler halinde ayırmış, daha sonra desteleri tek tek saymış, yarım saati geçen sayım sonunda bir yerle telefon görüşmesi yapıp kasasından 82 doları alıp sarışına uzatmış. Hayretten gözleri irileşip sinirden nefes nefese kalan fıstık “ B.. Bu.. Dolara çevrilmesi için size verdiğim dağ gibi paranın karşılığı bu mu?” diye sormuş şaşkınlıkla.
Yetkili “Evet bayan” diye cevap vermiş “Verdiğiniz paranın uluslararası kuru bu.”
Sarışın “Kahretsin” demiş dişlerini sıkarak, “O ahlaksıza üç gün, her sabah kahvaltı da hazırlamıştım.”

sozcu-banner-1
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more