Sözcü Plus Giriş
DENİZ ZEYREK

“Beni buraya getiren…”

5 Kasım 2019

AK Parti Milletvekili Mustafa Yeneroğlu'nun istifası, Barış Pınarı Harekatı'nın unutturduğu iç siyaseti yeniden gündeme getirdi.

AK Parti'de önemli görevler yapmış olan Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan'ın parti kurma çalışmaları yeniden gündemin ön sıralarına çıkmaya başladı.

Yeneroğlu'nun istifasının ardından en çok duyduğum iddia, eski Başbakan ve AK Parti'nin ikinci genel başkanı Ahmet Davutoğlu için 10-15 AK Parti milletvekilinin daha istifaya hazırlandığı yönündeydi.

İstifa edeceği söylenen bazı milletvekillerinin ismini de söylediler ama kendilerinden teyit almadan yazmam doğru olmaz.

Yargıtay Başsavcılığı'nın rakamları da istifa konusunda Babacan ve Davutoğlu ile birlikte hareket eden siyasetçilerin yalnız olmadığını gösteriyor.

Geçmişe küçük bir yolculuğa çıkarsak durum daha da kolay anlaşılır:

2012 yılının Aralık ayında dönemin AK Parti Genel Başkan Yardımcılarından Ekrem Erdem kayıtlı üye sayılarının 8 milyona yaklaştığını belirtip, hedeflerini ilan etmişti: 12,5 milyon üye.

Sonraki gelişmeler Ekrem Erdem'i haklı çıkaracak nitelikteydi. Partinin üye sayısı 10 Ekim 2013 günü itibariyle 8 milyon 83 bin 66'e ulaşmıştı.

AK Parti, üye sayısını artırmaya devam etti. Ahmet Davutoğlu'nun girdiği ikinci seçimde (1 Kasım 2015) oylar yüzde 50'ye, üye sayısı da 10 milyona dayanmıştı. 2018'in Ağustos ayında partinin 6. Olağan Kongresinde üye sayısı 10 milyon 719 bin 234 olarak açıklandı. Bu birçok ülkenin nüfusundan büyüktü ve 2012'de ilan edilen rakama (12 Milyon) çok yakındı. O kongreden sonra AK Parti'nin kan kaybı sandıkla sınırlı kalmadı. Yargıtay kayıtları 1 Temmuz 2019 tarihi itibariyle üye sayısının 9 milyon 931 bin 103'e düştüğünü gösteriyordu. Bu rakam 6 Eylül 2019'da daha da azalarak 9 milyon 874 bin 843'e düşmüştü.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 290 bin üyeliğin ölüm nedeniyle düştüğünü açıklasa da bir yılda boşalan üyeliklerin sayısı 844 bin 391'in üzerindeydi. Üstelik, yaklaşık 60 bin üye, Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu ve onlarla beraber hareket eden isimlerin istifa ettiği son 3 ayda istifa etmiş.

AK Parti'den bir yılda ayrılan üyelerin sayısının CHP'nin toplam üye sayısının (Yaklaşık 1 milyon 250 bin kişi) yarısından fazla olduğunu düşününce bu rakam daha da çarpıcı hale geliyor.

Rakamlar durumu gösteriyor. Üye sayısındaki azalmayı parti yöneticileri de doğruluyor. Peki en yaygın istifa gerekçesi ne?

İstifa edenlere sorulunca genellikle “Kuruluş felsefesinden uzaklaşıldı” yanıtını alıyorum.

Bu çok yavan bir yanıt gibi durduğundan biraz daha üzerine gitmek gerekiyor. Bunu yapınca da ikinci en çok aldığım yanıt, “Bu partide artık bize yer yok. Kalsak da tutunamayız” cümlesiyle özetlenebilir.

Bir başka yanıt daha var ki bu görüşü hali hazırda partide üyeliği olanlar, hatta yönetici konumunda bulunanlar da dile getiriyor.

O da partinin yönetimden (yürütmeden) iyice uzaklaşması.

Şöyle bir örnek vereyim. Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ yıllardır AK Parti'de ve kritik görevlerde bulunmuş. Hali hazırda TBMM'de bir komisyonun başkanı ve uzun süredir adı dahi duyulmuyor. Ancak başka bir Yozgatlı olan Fuat Oktay Cumhurbaşkanı Vekili ve Yozgatlılar tarafından seçilmiş Bozdağ'la karşılaştırılamayacak kadar yönetimde.

Konuya başka bir açıdan ve daha genel bakarak durumu daha net anlatabiliriz.

Biz gazeteciler ordunun siyaset üzerindeki etkisinin kalmadığını (pozitif bir durum olarak) anlatmak için birbirimize “Kara Kuvvetleri Komutanı'nın adını söyle” diye takılırız. Birçok gazeteci söylemekte zorlanır. Artık bu soruya sokakta doğru yanıt bulmak da çok düşük bir ihtimaldir.

Şimdi AK Parti milletvekillerinin ismini bilmeyi bir kenara bırakın, (AK Parti'yi takip edenler dışındaki) gazetecilerin kaçı AK Parti MYK'sının tamamını sayabilir? Bırakın MYK'nın tamamını saymayı, Ömer Çelik, Mahir Ünal, Hayati Yazıcı ve Numan Kurtulmuş dışında kaç isim söyleyebilirler? İkinci İstanbul seçimiyle ilgili tartışma olmasaydı, Ali İhsan Yavuz'un Genel Başkan Yardımcısı olduğundan kaç kişi haberdardı?

Bir çırpıda AK Parti'nin Grup Başkanvekillerinin tamamını sayabilir misiniz?

Parti yönetiminin ve TBMM'nin ülke yönetiminde ön planda olduğu yılları hatırlayın. Durum böyle miydi?

Son olarak Mustafa Yeneroğlu ile İçişleri Bakan Yardımcısı Muhterem İnce'nin son atışmasında dikkatimi çeken ve yazımın başlığını belirleyen konuyu aktarmak istiyorum.

Artık “atanmış” ya da “seçilmiş” ayrımı kalmadı.

Sadece milletvekillerini, bakanları değil, bakan yardımcılarını, en üst düzey bürokratları da Cumhurbaşkanı tek başına belirliyor. Haliyle, yürütme içindeki ya da yasama ile yürütme arasındaki (Bakan yardımcılarıyla milletvekilleri arasında yaşanana benzer) çekişmelerin temelinde “Beni buraya getiren Sayın Cumhurbaşkanı'dır” cümlesi yatıyor. Bakan ile yardımcıları ya da bürokratlar arasındaki hiyerarşi bu cümle nedeniyle ortadan kalkabiliyor.

Sorunun kaynağının milletvekilleri ile bakan ya da bakan yardımcılarının iletişimsizliği olduğu düşünülüyordu. TBMM'de nöbetçi bakan uygulaması, milletvekillerinin Bakanlarla, bakan yardımcılarıyla daha sık buluşması mevcut sorunları çözmeye yetmedi.

Yakında bir kabine değişikliği olur ve yürütmede AK Parti'nin ağırlığı artarsa şaşırmayacağım.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more