Sözcü Plus Giriş

‘Salgını öngören adam’ konuştu, sihirli formülü verdi

Corona virüsü salgını tüm dünyada alışılagelmiş düzeni alt üst etti. Herkesin aklındaki soru şu: “Ne zaman normale döneceğiz? Ya da dönebilecek miyiz?” Voice of America'dan (Amerika'nın Sesi) Begüm Dönmez Ersöz, dünya için asıl tehlikenin solunum yoluyla bulaşan virüsler olduğu yönündeki önceki uyarısı sebebiyle "salgını öngören adam" olarak bilinen pandemi uzmanı Dr. Dennis Carroll'la konuştu. Dr. Carroll, “Yeni normal artık bu" diyor. Ona göre salgını durduracak formül belli: “Sihirli formül ne aşı ne de ilaç. Her şey bizde bitiyor. Salgını durdurma sorumluluğu da gücü de bizde."

Sozcu.com.tr
15:02 -
‘Salgını öngören adam’ konuştu, sihirli formülü verdi

Dr. Dennis Carroll, uzun yıllar ABD'de Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) bünyesinde kıdemli pandemi danışmanı olarak görev yaptı. Geçen yıla kadar, ABD Uluslararası Kalkınma Dairesi’nin (USAID) Pandemi ve Yeni Ortaya Çıkan Tehditler birimini yönetti. Sıtma ve kuş gribi alanındaki çalışmaları sebebiyle 2006 yılında, CDC ve USAID’in Bilim ve Teknoloji Ödülü’ne layık görüldü.

USAID bünyesinde oluşturulan ve dünya çapında salgına yol açması muhtemel virüsleri araştıran “Predict” (Tahmin) adlı programın kurucusuydu. Programa sağlanan kaynak geçen yıl kesilince emekliye ayrılan Dr. Carroll, şu anda Global Virome Project adlı projenin başında. Amacı ise hala aynı: Virüs bizi bulmadan virüsü bulmak.

SALGINI ÖNGÖREN VİRÜS AVCISI

Yaptığı önceki çalışmalarda dünyanın bir virüs salgınıyla karşı karşıya kalacağı uyarısında bulunması sebebiyle, ABD basınında çıkan haberler Dr. Carroll için “Salgını öngören adam” diyor. Netflix’te şu sıralar bir hayli popüler olan “Pandemi” belgeselinde de yer alıyor.

lobal Virome Project, gelecekte dünyanın karşı karşıya kalabileceği olası salgınları anlayabilmek, bu salgınlara yol açabilecek virüsleri önceden tespit etmek ve daha da önemlisi bu virüs ya da virüs gruplarına karşı aşıyı önceden geliştirebilmek için bir “virüs atlası” oluşturmayı amaçlıyor. Projeyi ekibiyle birlikte yöneten Dr. Carroll’ın bir diğer adı da “virüs avcısı”.

Son 15 yıl içinde dünyada kuş gribi, domuz gribi ve ebola gibi virüslerin yol açtığı salgınların yaşanmasına rağmen, “geçmişte yaşananlardan ders almıyoruz” diyen Dr. Carroll'ın en büyük kaygısı uluslararası toplumu oluşturan ülkeler arasında yeterli düzeyde işbirliği ve eşgüdüm olmaması.

ÇARE ARIYOR, MUCİZE BEKLİYORUZ

Corona virüsüne karşı, aralarında tütün ve ilaç firmalarının da olduğu 40'tan fazla kuruluş aşı geliştirmeye çalışıyor. Her biri farklı aşamada. Çoğu uzman, aşı geliştirilmesinin en az 12-18 ay alacağını ifade ediyor. Dr. Carroll da bir istisna değil. Aşı çalışmaları devam ederken, “önümüzde salgını yavaşlatmakla geçecek en az bir yıllık bir dönem var” uyarısında bulunuyor.

SİHLİR FORMÜLÜ VERDİ

Dr. Carroll, ortada henüz etkisi kapsamlı bilimsel araştırmalarla kesin olarak kanıtlanmamış olmasına rağmen kullanımı teşvik edilen hidroksiklorokin gibi ilaçlar konusunda karamsar bir tablo çiziyor:

* Çaresiziz. Tedavisini henüz bulamadığımız ama yana yakıla çaresini aradığımız bir virüs bu. Bir mucize umuyoruz. Piyasada olan, güvenli bir şekilde kullanmayı bildiğimiz bir ilacın bu yeni virüsün enfekte ettiği hastaların hayatını kurtarabilecek ilaç olmasını umuyoruz.

* Gerçek şu ki bu ilaçlara ilişkin raporların hiçbiri bilimsel açıdan güvenilir değil. Etkisi kanıtlanmamış ilacın kullanılmasını teşvik etmek yanlış. Üstelik işe yaradığını bildiğimiz kurallara insanların uymasını sağlamakta zorlanıyorken.

Bu yüzden de şu mesajı veriyor: “Virüs kendi kendine yayılmaz. Virüsü insan yayar. Virüsü yaymayı bırakırsak, salgın da biter. Ne aşı ne ilaç. Sihirli formül biziz.”

VOA Türkçe'den Begüm Dönmez Ersöz'ün Dr. Dennis Carroll ile yaptığı röportajın tamamı:

Virüsün laboratuvar ortamında üretildiğine ilişkin komplo teorisi bilimsel araştırmayla çürütüldü. Ancak 1 hafta önce Washington Post'ta David Ignatius imzalı bir bilim insanından da görüş alınarak yapılan haberde, “Çin'de virüsle ilgili araştırma yapılırken laboratuvarda bir araştırmacının yeterli düzeyde önlem almayıp kazara virüsü kendisine bulaştırmış olabileceği” teorisi gündeme geldi. Böyle bir şey mümkün mü?

Yeni bir virüs keşfeden bir bilim insanının yapacağı ilk şey bu veriyi derhal yayımlamaktır. Virüsün Çinli bilim insanları tarafından tespit edilip, laboratuvara inceleme için getirilmiş olması ihtimali, bilimsel araştırma kültürünün keşfe ve bilimsel makale yayınına dayalı olması sebebiyle çok mantıklı gelmiyor.

Virüsün kazara laboratuvar ortamından çıkabilme ihtimali var. Tehlikeli patojenlerle yapılan araştırmalar arttıkça, bu ihtimalin hafife alınmaması gerektiği haklı bir nokta. Ama Covid-19 gibi daha önce bilinmeyen bu virüsün, henüz dünya bundan haberdar olmadan laboratuvarda araştırmaya konu olmuş olması ve orada kazara birilerinin enfekte olmuş olması bana çok çok düşük bir ihtimal gibi geliyor.

YARASADAN NASIL BULAŞTI?

Virüsün ilk konağının yarasalar olduğu biliniyor. Oradan pangoline geçti, sonra da insana deniliyor. Hayvandan insana bulaşma süreci nasıl oluyor? Ne yaşanmış olabilir sizce?

Virüsün Çin'deki yarasalardan başka yere nasıl geçtiğini kesin olarak bilmiyoruz. Şu ihtimalden söz edildi: Çin'de yemeklerde kullanılan pangolin hayvan pazarına getirildi. Pangoline muhtemelen yarasa dışkısı/idrarından virüs bulaştı ve virüs hayvan pazarından yayıldı.

Şöyle bir ihtimal de var: Bir çiftçi doğrudan yarasanın sıvısıyla temas etmiş olabilir. Yarasa virüsü, tükürüğü ya da dışkısı/idrarı aracılığıyla insanlara bulaştırır. Örneğin yarasa ağaçtaki bir meyveyi ısırmıştır. O meyve yere düşer. Meyvede artık virüs vardır. Yarasanın tükürüğü ile temas enfeksiyona yol açmış olabilir.

VİRÜSLE İLGİLİ NELERİ BİLMİYORUZ?

Virüsün ortaya çıkması bilim insanları açısından sürpriz değil belki. Ama hala virüsle ilgili bilinmeyen şeyler var. Neyi hala bilmiyoruz?

Virüsün enfekte ettiği insanların kaçının asemptomatik (belirti göstermeyen) olduğunu bilmiyoruz. Sağlıklı görünen kişilerin kaçının taşıyıcı olduğunu bilmiyoruz. Grip virüsünde en savunmasız yaş grubuyken, bu virüste çocukların neden en az etkilenen grup olduğunu bilmiyoruz.

Enfekte olduktan sonra iyileştiniz. Virüse karşı doğal bağışıklık kazanmış olduğunuzu varsayıyoruz. Ama henüz belgelemiş değiliz. Belgelesek bile bağışıklığın ne kadar süreceğini bilmiyoruz. Birkaç hafta, birkaç yıl ya da ömür boyu sürebilir.

ANTİKOR TESTİ NEDEN ÖNEMLİ?

ABD'de kısıtlı da olsa işe dönme süreci başlamalı tartışması var. Ama acele edilmemesi gerektiği konusunda uyarılar çok. Ne yapılmalı?

Zorunlu personel işe dönecekse yapılması gereken şey antikor testi. Kişinin kanından örnek alıp virüse karşı bağışıklığının olup olmadığını göreceksiniz. Varsa kişi virüse maruz kalmış demektir. Bu da bu kişinin gelecekte olası bir enfeksiyon kaynağı olmayacağı anlamına gelir.

Asemptomatik vakaların olduğu düşünülürse, işe dönecek kişinin virüse yakalanıp yakalanmamış olduğunun tespit edilmesi daha önemli hale gelir. Antikor testi zorunlu iş gücünün işe dönmesi için ön koşul olmalı. Yoksa enfeksiyon kaynağı olabilecek kişileri yeniden sokağa döndürmüş olursunuz.

NORMAL DÜZENE DÖNÜŞ MÜMKÜN MÜ?

Herkes “Ne zaman normale döneceğiz?” diye soruyor. Normale dönmek gibi bir şey mümkün mü?

Bir tahminde bulunmak imkansız. Ama hijyen önlemlerinin ve sosyal mesafe kurallarının yakın zamanda gevşetilmeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu virüsün havalar ısındığında ortadan kalkması olasılığı son derece düşük. Sonbaharda grip mevsimiyle birlikte tırmanışa geçmesi olasılığı ise bir o kadar yüksek.

Bu virüs dolaşımdayken ve virüse karşı bağışıklık geliştirilmemişken normal düzene yeniden dönüleceğini düşünemiyorum. Aşı bulunana kadar normale dönüş olmayacak. Dünya nüfusunu aşılayacak miktarda aşı üretilmesi de ancak 1-2 seneye mümkün olabilecek. O yüzden yeni normal artık bu.

AŞI NE ZAMAN GELECEK?

Tütün şirketleri dahil pek çok firma aşı geliştirmeye çalışıyor. Ama hepsi farklı aşamalarda. Mikro-iğne bant yöntemiyle aşı farelere enjekte edildi ve farelerde bağışıklık sistemini tetiklediği görüldü. Aşı konusunda umutlu musunuz?

Aşıda üç önemli aşama var. Bir aşı adayının önce güvenli olduğunu göstermek zorundasınız. Kritik bir yan etkisinin olmadığını klinik olarak kanıtlamanız lazım. İkinci olarak etkili olduğunu göstermeniz gerek. Birkaç gün değil, en azından bir mevsimi hastalanmadan atlatmanızı sağlayacak sürdürülebilir bir bağışıklık sağladığını kanıtlamanız lazım. Üçüncü aşama üretim.

Milyarlarca doza ihtiyaç olacak. Dünya nüfusu 8 milyar. Bu miktarda üretim kapasitesi geliştirmek olağanüstü zor. En iyimser tahminle, henüz kayda değer miktarda üretime geçmeden, 12-18 aylık bir süreçten söz ediyoruz. Bu da, önümüzde virüsü yavaşlatmakla geçireceğimiz bir yıl daha var demek. Bu demek değil ki, mesafe kurallarını bir yıl daha bu düzeyde uygulayacağız. Ama 50-60 bin kişilik futbol stadyumlarına bu süre içinde gitmeyeceğimiz kesin.

AŞI DAĞITIMI NASIL YAPILACAK?

Bir de aşının dağıtımı aşaması var. Nasıl olacak? Kimler önce alacak? Aynı anda dağıtım olası mı?

Virüse karşı küresel düzeyde müdahale etmeye hazır olmadığını göstermiş bir dünyada, geliştirilecek aşıya herkesin eşit derecede erişimi olmayacağından çok endişeliyim. Zengin ülkelerin ilk partiyi satın alıp, yoksul ülkelerin sona kalması olası. Böyle bir durum küresel toplumun parçalanmasının reçetesi. Tam bir felaket.

Şimdiden bunun planlamasını yapmalı ve en savunmasız olanların aşıya önce erişmesini sağlamalıyız. Herkesin uyacağı, aşıya satın alma gücüne göre değil ihtiyaç ve aciliyete göre erişimi sağlayacak bir sistem olmalı.

KULLANILAN İLAÇLAR ETKİLİ Mİ?

Hidroksiklorokin gibi bazı ilaçların kullanımı teşvik ediliyor. Başkan Trump sık sık ilacı gündeme getirmişti. Bilim insanları sıtma hastalığı için kullanılan bu ilacın corona virüsüne karşı etkili olduğunun kesin olarak kanıtlanmadığını söylüyor. Bu ilaç konusunda sizin yaklaşımınız nedir?

Şurası çok açık. Çaresiziz. Tedavisini henüz bulamadığımız ama yana yakıla çaresini aradığımız bir virüs. Bir mucize umuyoruz. Hali hazırda piyasada olan, güvenli bir şekilde kullanmayı bildiğimiz bir ilacın bu yeni virüsün enfekte ettiği hastaların hayatını kurtarabilecek ilaç olmasını umuyoruz. Ama gerçek şu ki, bu ilaçlara ilişkin raporların hiçbiri bilimsel açıdan güvenilir değil. Tedavi denemelerinin hiçbiri, sonucun ilacın etkisi mi yoksa başka bir faktörün etkisi mi bunu gösterecek şekilde yapılmadı.

Etkisi kanıtlanmamış ilaçların tedavide kullanılması son derece yanlış. Başkan Trump diyor ki “Deneyelim ne kaybederiz?” Şunu kaybedersiniz. Böyle yaparak, şu aşamada büyük önem taşıyan sosyal mesafe, kişisel hijyen ve en başta enfekte olmaktan kaçınma çabasından dikkatleri başka yöne çekmiş olursunuz.

Enfekte olursam en azından tedavisi var diye düşünmek ve olmadığını görmek çok tehlikeli. Etkisi kanıtlanmamış ilacın kullanılmasını teşvik etmek yanlış. Üstelik işe yaradığını bildiğimiz kurallara insanların uymasını sağlamakta zorlanıyorken. Etkisi teyit edilmiş tedavi yöntemlerine yatırıma odaklanmak gerek.

SALGINI KONTROL ALTINA ALACAK FORMÜL VAR MI?

Sizi bu salgınla ilgili olarak en çok çok kaygılandıran şey ne? Geceleri ne uykunuzu kaçırıyor?

Hiçbir ülke ya da kurum daha kırılgan sağlık sistemine sahip ülkelere destek için öne çıkmış değil. Benim en büyük endişem virüsün bu ülkeler üzerindeki etkisi.

Son iyimser mesajım şu: Virüsler kendi kendine yayılmaz. Virüsü insan yayar. Bu salgının ne kadar süreceği bize bağlı. Virüsü yaymayı bırakırsak salgın da biter. Ne aşı, ne ilaç. Sihirli değnek biziz.

Bu salgını durdurma sorumluluğuna ve gücüne sahibiz. Ama bu kişisel hijyen ve sosyal mesafe kurallarına tam bir taahhüt gerektiriyor. Enfekte olduğunuz varsayımıyla hareket ederek virüsü başkalarına yaymaktan kaçınmalısınız.

Son güncelleme: 07:47 13.04.2020
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more