Bin terler! Bir yazardı.

Canım Bekir, yazıyı beste yapar gibi yazardı. Zor iştir. Bilek ister. Yürek ister. Bir kelime yazabilmek için bin terlemek (çalışmak) ister. Tüm hayatı kaleme zincirlemek, katkısız bir tutarlılık ve diz çökmeyen duruş ister.

Bin terler.

Bir kelime yazardı.

Ama Bekir yazardı.

Yazıyı beste yapar gibi yazmak ne demek, size anlatayım.

Orman yanar.

Herkes dumanı yazar.

Alevi, ateşi yazar.

Zararı, ziyanı yazar.

Bekir, ağacı yazardı.

Ağaçların yanarken çıkardığı feryadı, figanı, acıyı, ağacın gözyaşlarını yazardı. Herkes Başbakan'ın ya da ilgili Bakan'ın “orman köylümüze sahip çıkılacaktır” diyen üfürükten demecini yazar ama Bekir, yanan ormanlarda anne sincabın yavrularına sarılmış kavruluşunu yazardı.

Kimsenin taklidi değildi.

Kimseye benzemez.

Özgün bir yazardı.

Milyonlar onu sevdi.

★★★

Gizlenen ne?

İşte yazı o.

Saklanan ne?

İşte haber o.

Gizleneni bulurdu.

Saklananı hissederdi.

“Yakalayın, kaçıyor” diye iki kelime ile ihaneti bütün çıplaklığı ile yazardı. Mizahı taş yapar, yazının sapanına yerleştirir ve gerçeği saklayanların vitrinlerine atar, tuz buz ederdi. Bekir, istihbarat örgütlerinden, gizli kaynaklardan dosya bekleyip yazan bir gazeteci olmadı. Açık kaynaklardan ve herkesin gözü önünde olup biten olaylardan beslendi. Bu olayların halktan gizlenen yanlarını yazardı. Bu yüzden iktidarlarla, mafyayla, para babalarıyla, delege ağalarıyla, makam, mevki, koltuk sevicileri, devletten çalıp çırpanlarla, emek ve doğa sömürücüleri, Allah ile aldatanlar ve adaletin boyunu vuranlarla kalemi hiç uyuşmadı.

Kalemini satmadı.

Kimseyi vurmak için.

Kimseyi korumak için.

Yazmadı.

Sadece gerçeği yazdı.

★★★

Egemenin dalkavuğu olmadı ama okurun dalkavuğu da olmadı. Sırası geldiğinde okuruna “göbeğini kaşıyan” diyen azarlayıcı yazılar da yazdı.

Horladığı için değil.

Aşağıladığı için değil.

Tıpkı bir annenin çok sevdiği çocuklarını “göbeğinle değil aklınla düşün” diye uyarması gibi azarladı. Halkı ayrım yapmadan çok sevdi.

Bekir, doğaseverdi.

Hayvanseverdi.

Vatanseverdi.

Halkın içinden geldi.

Halkı da çok severdi.

Halkına güveniyordu. Elinde sonunda Cumhuriyete halkın sahip çıkacağına inanıyordu. Gardırop Atatürkçüsü olmadı. Atatürk'ü “topluma bir gecede bin yıllık adım attıran devrimci bir değişimin öncü lideri” olarak gördü ve okurlarına şunu yazdı:
“Babalar, anneler;

Birer okul olun.

Okul artık sizsiniz.

Laikliği,

Cumhuriyeti,

Cumhuriyet sevdasını,

Devrimlerini,

Çocuklara siz öğretin”

★★★

Bekir, ciğerlerine yapışandan kurtulmayı çok istiyordu. Kendisi için değil “yazı yazmak” için daha uzun yıllar yaşamak istiyordu.

Ciğerine yenildi.

Pencerelerini kapadı.

Türkiye'de gazete yazarlığı ağacına silinmez bir çentik attı ve dün gitti doğduğu köyde çok sevdiği toprağın koynuna girdi.

TARİHLE RÖPORTAJ (Unutkanlığa ilaç)

Bekir Coşkun'un bir sığınağı vardı!

Bekir Coşkun, sadece bu iktidarla değil bundan önceliklerle ve hatta muhalefet liderlerini de zaman zaman sarsıp, sallayan yazılar yazardı. Böyle bir yazısından ötürü Tayyip Erdoğan, başbakanlığı sırasında Bekir Coşkun için “O zat, ne yazık ki bütün kaleminden pislik akan bir zat olduğu için böyle yapıyor…” demişti. Bekir'in cevabı ise şuydu: “Benim kalemim hep şefkat, merhamet, sevgi istedi… Kine, nefrete, merhametsizliğe kızdım… Beni eleştirirken “kaleminden pislik akan” demesi asıl Başbakan'a yakışmadı… Dava açacağım… Yargı yoksa o zaman sığınacağım tek yer kalır; siz okurun vicdanı…”