Sözcü Plus Giriş
SİNAN MEYDAN

Cumhuriyetimizin temel taşı: Anayasalar

19 Ekim 2020

Cumhuriyetimizin temelinde “anayasal meşruiyet” vardır. Anayasanın yok sayılması Cumhuriyetimizi temelinden sarsar.

Anayasa Mahkemesi kararının, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dikkate alınmaması tartışılıyor. “Bir alt mahkemenin, Anayasa Mahkemesi kararını tanımadığı bir ülkede anayasa maddelerinin uygulanmadığını” söyleyen hukukçular var. Anayasa Mahkemesi kararının yok sayılmasının anayasaya aykırı olduğu çok açık.

Tüm uygar dünyada olduğu gibi Türkiye'de de anayasa yaşamsal bir öneme sahiptir. Öyle ki, gelecek hafta 97. kuruluş yıl dönümünü kutlayacağımız Cumhuriyetimizin temelinde 1921 ve 1924 anayasaları vardır.

ANAYASAL DEVLET

Anayasa sözcüğü Latince “kurmak” veya “kuruluş” anlamına gelen “constituo” ve “constitutio” sözcüklerinden gelir. “Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi” (1789) ile anayasa “siyasal iktidarın sınırlanması” anlamı kazandı. (1)

Anayasalı her devlet “anayasal devlet” değildir. Bir devletin “anayasal devlet” olabilmesi için anayasanın iktidarı sınırlaması gerekir. “Anayasal devlet”, anayasanın üstünlüğünün kabul edildiği devlettir. (2)

Türkiye'de anayasacılık, 19. yüzyıla Tanzimat Dönemi'nde “kanun devleti”nin ortaya çıkışıyla doğdu. Türkiye'de modern anlamda yazılı ilk resmi anayasa 1876 tarihli Kanunu Esasi'dir. Osmanlı padişahına -“halife sıfatını vurgulayarak- kutsal bir kişilik kazandıran; halife, padişahı meclisi açma, kapama, istediği milletvekilini sürgüne gönderme, kanun koyma gibi nerdeyse sınırsız yetkilerle donatan Kanuni Esasi ile Osmanlı, “anayasal devlet” değil, “anayasalı devlet” oldu. Çünkü bu anayasa padişahın mutlak iktidarını sınırlandırmıyordu. Buna rağmen anayasanın öngördüğü şekilde seçimlerin yapılması, Osmanlı Mebusan Meclisi'nin açılması, müzakere kültürünün ortaya çıkması halife, padişahı rahatsız etti. Anayasayı ilan eden Halife, Padişah II. Abdülhamit, 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı'nı bahane ederek Meclisi Mebusan'ı kapattı. II. Abdülhamit, 30 yıl sürecek olan mutlak iktidarını anayasaya rağmen değil, anayasaya dayanarak kurdu. Çünkü 1876 Kanunu Esasi, ruhu itibarıyla “sahte” bir anayasaydı.

Türkiye'de, II. Meşrutiyet'in ardından 1909'da Kanuni Esasi'de yapılan değişikliklerle etkili ve yetkili bir parlamento, yetkileri kısmen sınırlanmış bir halife-padişah ve hak ve özgürlüklerin genişletilmesiyle anayasalı devletten “anayasal devlete” geçişin temeli atıldı.

Devlet Kuran Anayasa: 20 Ocak 1921 Anayasası

Türk Kurtuluş Savaşı, başından sonuna kadar “haklı” ve “hukuklu” bir mücadeleydi. Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nı hep yasal zeminde, hukuka, milli iradeye dayanarak yürüttü. 23 Nisan 1920'de toplanan TBMM'ye de yasal bir dayanak bulmak gerekiyordu. Atatürk 24 Nisan 1920'de TBMM'de yaptığı konuşmada “meclisin milli iradeyi temsil eden en büyük güç olduğunu” belirterek hükümet kurmanın zorunlu olduğunu söyledi.

TBMM açıldıktan bir süre sonra yeni anayasa hazırlıklarına başlandı. 4 ay süren uzun ve yorucu görüşmelerden sonra, 20 Ocak 1921'de “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu” adını taşıyan yeni anayasa kabul edildi.

1921 Anayasası, temel hakları, yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin kullanılışını, devlet örgütünün niteliğini her yönüyle ifade eden geniş bir anayasa değildi; 23 madde ve 1 ek maddeden oluşan çok kısa bir anayasaydı. Anayasanın geleneksel bölümlerinden sadece birini, devletin temel niteliğini gösteriyordu. Hak ve özgürlükler bölümü, önsözü ve değiştirilme biçimini gösteren maddeleri de yoktu. (3) Ülke işgal altındayken, savaş devam ederken hazırlanmış 3 sayfalık olağanüstü bir belgeydi. 1921 Anayasası tüm bu niteliklerine karşın Türkiye'de “anayasal devlete” geçişi sağladı.

Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (20 Ocak 1921 Anayasası) orijinal metin. Birinci sayfa, madde 1: Hakimiyet bilakaydüşart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.

TBMM'de 18 Ağustos 1920'de “Büyük Millet Meclisi'nin Kuruluş ve Niteliği ile İlgili Yasa” görüşmeleri başladı. Yasama ve yürütme yetkisinin TBMM'de toplanması tartışılırken, muhafazakârlar, saltanat ve hilafetin kurtarılmasına kadar “geçici bir meclis” kurulmasını savunuyordu. Bunun üzerine 25 Eylül 1920'deki gizli oturumda söz alan Atatürk, “vatan ve milletin bağımsızlığı için çalışırken” halife ve padişahı bu kadar çok konuşmanın gereksizliğini belirterek şöyle dedi: “Eğer amaç, bugünkü halife ve padişaha olan bağlılığı bir daha söyleyip belirtmekse; bu kişi haindir. Düşmanların vatana ve millete kötülük yapmakta kullandıkları maşadır.” (4) 1921 Anayasa görüşmeleri sırasında padişah ve halife ile uğraşmanın gereksizliğini belirten Atatürk, 1921 Anayasası ile padişahlık ve halifeliği “fiilen” ve “hukuken” etkisiz hale getirecekti.

Atatürk, 13 Eylül 1920'de TBMM'ye “egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğunu” belirten “Halkçılık Programı”nı sundu. İşte 18 Eylül 1920'de komisyonda görüşülmeye başlayan bu Halkçılık Programı'ndan 1921 Anayasası doğdu.

1921 Anayasası, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Yönetim biçimi halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayalıdır” diyen 1. maddesi ile Türkiye'de hem “fiilen”, hem de “hukuken” cumhuriyeti kurdu. Taha Parla'nın “Türkiye'de Anayasalar” kitabındaki ifadesiyle “TBMM, 1921 Anayasası'nın 1. maddesi ile cumhuriyet esasını tanımlamış ve kabul etmiş bulunuyordu. (…) Kısacası cumhuriyete giden yolda 29 Ekim 1923 kanunu, önemsiz değil ama esas olarak biçimsel bir aşamaydı.” (5)

1921 Anayasası'nda, 1923'te yapılan ilk ciddi değişiklik ile cumhuriyet ilan edildi.

1921 Anayasası'nın 2. maddesinde “Yürütme gücü ve yasama yetkisi milletin tek ve gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi'nde belirir ve toplanır” hükmüne yer verildi. Böylece yasamanın üstünlüğü ilkesi getirildi. “Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur ve hükümeti Büyük Millet Meclisi Hükümeti unvanını taşır” diyen 3. maddeyle meclis hükümeti (güçler birliği) sistemi kuruldu. 1921 Anayasası'na göre milletvekili seçimleri 2 yılda bir yapılacaktı. Parlamento, Mebusan ve Ayan Meclisi yerine tek meclisten, TBMM'nden oluşacaktı.

Anayasaya göre meclisin bazı görev ve yetkileri şunlardı: “Dine ilişkin hükümlerin (ahkam-ı şeriyenin) yerine getirilmesi; bütün yasaların yapılması, değiştirilmesi, kaldırılması; anlaşma ve barış yapılması ve savaş kararı verilmesi gibi temel haklar…

Böylece 1921 Anayasası'ndaki “milli egemenlik” vurgusu ile siyasi gücü temsil eden saltanat, “ahkamı-ı şeriye” vurgusuyla da dini gücü temsil eden “halifelik” fiilen ve hukuken etkisiz hale getirildi.1922'de saltanatın, 1924'te de halifeliğin kaldırılmasıyla bu filli durum resmileşti. Ayrıca 1921 Anayasası'nda “anlaşma ve barış yapılması, savaşa karar verilmesi” de TBMM'nin görevleri arasında sayılarak hem yeni devlet otoritesinin TBMM olduğu belirtiliyor hem de Osmanlı yönetiminin ülkeyi ateşe atacak kararlar vermesinin önüne geçilmek isteniyordu.

Cumhuriyet Anayasası: 20 Nisan 1924 Anayasası

Cumhuriyetin ilanından sonra kurulan yeni rejime uygun, daha kapsamlı çağdaş bir anayasa hazırlanması gerekiyordu. Yeni bir anayasa hazırlamak için meclisteki Anayasa Komisyonu dışında uzmanlardan bir kurul oluşturuldu. Hazırlanan yeni anayasa taslağı Atatürk'ün de katıldığı toplantılarda tartışıldı. 1924 Anayasası hazırlanırken, birçok Avrupa ülkesi ve ABD Anayasası incelendi. Anayasa Komisyonu Başkanı Celal Nuri İleri, hazırlanan 108 maddelik anayasa taslağını “Türk Cumhuriyeti'nin Anayasası” olarak adlandırdı. (6)

20 Nisan 1924 Anayasası'nın orijinal nüshası. Birinci sayfa, madde 1: Türkiye devleti bir Cumhuriyettir.

TBMM'de anayasa tasarısı üzerinde yapılan meclis görüşmelerinde anayasayı bir Kurucu Meclisin hazırlaması, Millet Meclisi yanında ikinci bir meclisin gerekli olduğu ve cumhurbaşkanına verilmek istenen geniş yetkiler tartışma konusu oldu. İki meclis ve cumhurbaşkanına fesih ve veto yetkileri verilmesi reddedildi. Tasarıda 7 yıl olarak belirlenen cumhurbaşkanlığı süresi de 4 yıla indirildi. Ayrıca Bakanlar Kurulu'nun sadece cumhurbaşkanı tarafından onaylanması yeterli görülmeyerek hükümetin meclisten güvenoyu almasına karar verildi. Bir de tasarıda “30 yaşını dolduran her Türk'ün milletvekili seçilebileceği” ifadesine yer verilerek “kadınlara seçilme hakkı” verilmek istendi. Ancak anayasa görüşmelerinde meclis bu maddeyi, “her Türk” yerine “her erkek Türk” olarak değiştirince 1924 Anayasası ile kadınlara seçilme hakkı verilemedi. (7) Atatürk kadınlara seçme seçilme hakkı verebilmek için 1934 yılına kadar beklemek zorunda kaldı.

20 Nisan 1924'te kabul edilen 105 maddelik Teşkilatı Esasiye Kanunu öncelikle “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” biçimindeki 1. maddenin değiştirilemeyeceği hükmü ile yeni rejimi güvenceye aldı. Yasama ve yürütme yetkilerini meclise, yargı yetkisini bağımsız mahkemelere bıraktı. Meclis, hükümeti her zaman denetleyebilecek, hatta görevden uzaklaştırabilecekti. 1924 Anayasası, “Türkiye halkına, din ve ırk ayırt edilmeksizin vatandaşlık bakımından Türk” denileceği hükmüne yer verdi. (Md. 88). Böylece son derece kapsayıcı, demokratik, “yurttaşlık bağını” esas alan bir millet/ulus tanımı yaptı.

1924 Anayasası'nda, 1921 Anayasası'ndan farklı olarak “yargı” ve “haklar” bölümü vardır. Bu bölümde “yargıç bağımsızlığı”, “yargıç güvencesi”, “yargılamanın açıklığı”, “Yüce Divan”, “savunma hakkı” ve “yargı bağımsızlığı” kavramlarından söz edilir. “Türklerin Kamu Hakları” bölümünde de düşünce, söz, yayın, seyahat, mukavele, çalışma, mülkiyet, toplantı, dernek, şirket kurma hak ve özgürlükleri ile can, mal, ırz, konut dokunulmazlığı, basın, haberleşme özgürlüğü, kanuni mahkeme ilkelerinden söz edilir.

1924 Anayasası'nda, 1921 Anayasası'ndan farklı olarak “yerel yönetimle” ilgili hükümler iyice azaltıldı.

Türkiye Cumhuriyeti, “laik” bir devlet olacaktı. Ancak dönemin koşulları gereği anayasa kabul edilirken laikliğe aykırı bazı maddelere yer verilmişti. Bu anayasaya göre de din işlerini yerine getirmek meclisin göreviydi. (Md. 26). “Türkiye Cumhuriyeti'nin dini İslam'dır” maddesi bu anayasada da vardı. (Md.2) 10 Nisan 1928'de yapılan değişiklikle “Devletin dini İslam'dır” ve “Dini hükümlerin yerine getirilmesi” maddeleri anayasadan çıkarıldı. “Vallahi” sözcüğü de “Namusum üzerine söz veriyorum” biçiminde değiştirildi. Böylece anayasa fiilen ve hukuken laikleştirildi.

5 Aralık 1934'te anayasada yapılan bir değişiklikle “30 yaşını bitiren erkek ve kadın her Türk'ün milletvekili seçilebilmesine” izin verildi. Böylece kadınlara seçilme hakkı verildi. Daha önce 18 olarak belirlenen seçmen yaşı 22'ye çıkarıldı. (Md. 10,11)

5 Şubat 1937'de anayasada yapılan son büyük değişiklikle Atatürk ilkeleri (6 Ok) anayasaya eklendi. Böylece 2. madde şöyle oldu: “Türkiye devleti, Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve Devrimcidir. Resmi dili Türkçedir, Başkenti Ankara'dır.” Laikliğin anayasaya girmesi ile Türkiye Cumhuriyeti resmen Laik bir Cumhuriyet halini aldı.

Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin temelinde 1921 ve 1924 anayasaları vardır. Meclis tarafından yapılan, yasama yoluyla değiştirilen bu anayasalar Türkiye'ye öncelikle “meclis meşruiyeti”, “milli iradenin üstünlüğü” ilkesini getirdi, Türkiye'de “anayasal devlet” geleneğini başlattı. (8) Bu anayasalarla, 600 yıllık mutlak monarşi, 10 yıllık meşruti monarşiden, sadece 27 yılda çok partili bir demokratik Cumhuriyet çıkarmayı başardık.

Diyeceğim o ki, Cumhuriyetimizin temelinde anayasal meşruiyet vardır. Anayasanın yok sayılması,  Cumhuriyetimizi temelinden sarsar.

Dipnotlar:

1- İbrahim Ö. Kaboğlu, Türkiye'nin Anayasa Gündemi, s. 14

2- Kaboğlu, s.14

3- Taha Parla, Türkiye'de Anayasalar, s.9

4- Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi, 2. Kitap, s. 253, 254.

5- Parla, s.9

6- Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi, 3. Kitap, s. 73.

7- Turan, Türk Devrim Tarihi, 3. Kitap, s. 74-77.

8- Parla, s.107.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more