Dinde otorite yoktur

Her sorunu din çözer” veya “her konuyu dini düşüncenin içinden konuşmak gerekir” gibi bir tutum, Müslüman aydınlanmasının önünde hala bir engel olarak durmaktadır. Bu durum bilimsel düşünüşü değersizleştirmekte ve nesnel araştırmaların önüne geçmektedir. Tabi burada şu soruyu sormak durumundayız: Dinin böyle bir iddiası var mı? Öncelikle şu tespiti yapalım: İslam öncesi ve İslam sonrası (ta ki 17.yy'a kadar) tüm dünyada toplumları ve kurumları belirleyen yegâne güç dinsel düşünce idi. Bilginin yayılmasıyla ve yeni disiplinlerin ortaya çıkmasıyla birlikte egemenlik anlayışında yaşanan büyük değişiklik; yöneticinin, Tanrı'nın yeryüzündeki temsilcisi olmadığı gerçeğini ortaya çıkararak din-siyaset ayırımını başlattı. Aslında bu durum en başta dinin lehineydi ve onun araçsallaştırılamaz olduğunu söylüyordu.  Böylece kutsal alan (dini alan) olması gereken yere çekildi. Modern tanımlama dini, ahlak alanına taşıdı ve bireyin iç dünyasını güzelleştiren bir olgu haline getirdi. Sonuçta bu tanımın yararlarını göz ardı edip, dini bin yıl öncesinin kültürüyle yoğrulmuş tanımlarına hapsetmek dine de akla da tecrübeye de ihanettir. Zira insanlık, Tanrı'yı kullanan muktedirlerden ve siyasi entrikalardan çok çekti. Din, sade haliyle bireye ulaşmış olsaydı belki de bugün ahlaksız dindarlığı konuşmuyor olacaktık. Hukuk-Ahlak-Din ilişkisi makalesinde bu konuyu tartışan tefsir profesörü Halis Albayrak Hukukla dinde otoriteler farklılaşır, dinde otorite Allah iken hukukta devlettir. Birisi beşeri diğeri ilahidir. Devlete karşı sorumlulukla Allah'a karşı sorumluluğu özdeşleştirmek dinin bireye bu dünyada Tanrı tarafından bahşedilen özgürlük alanının da ciddi anlamda kısıtlanmasına yol açar” der ve hukukun doğasında yer alan dünyevi müeyyideler ve cezalar ile Kur'an söyleminde hesabın görüleceği yer olan ahirete ve aralarındaki temel ayrılığa yani iki ayrı dünyaya dikkat çeker. Demem o ki, Diyanet'in sınırlarını bilmesi ve siyasetten uzak durması dinin işlevi açısından son derece önemlidir. Hele hele Diyanet'in, din-siyaset-ahlak zemininde tarih boyunca iktidarların dayatılarıyla oluşmuş yorumları dikkate alması kuruluş serüveniyle de örtüşmez.

DİN KUŞATILAMAZ

Dini düşüncedeki taşeronluğa “otorite” demek ve taşınan bilgiyi din olarak kabul etmek gafleti, yine Müslüman aydınlanmasının önündeki engellerden biridir.  Oysa dinde otorite yoktur (dini Allah vazeder) dinde uzmanlık yoktur; peygamber dahi ben sadece elçiyim derken bu büyük espriyi ortaya koyar. Otorite Allah'tır, uzmanlık disiplinlerdedir. Kişi tefsir, fıkıh, hadis uzmanı olabilir ama bu insan din uzmanı değildir. Nakilciliğe uzmanlık demek, Hz. Google'ı dünyanın en iyi din uzmanı yapmak olur. Nakledilen bilgiye din demek, dünyayı-eşyayı-varlığı tanımamak olur. Bilgi dönüşen bir şeydir. Sürekli gelişen bilginin içinde din kendini yeniden yeniden muhatabına açar. Kişi bu açılımdan ne kadar pay alabiliyor ise idraki o kadardır. Demem o ki, din kuşatılamaz. Din ne ilahiyatçının zihnine sığacak kadar küçüktür ne de diğer bilimlerden bağımsız anlaşılabilecek kadar büyüktür. Bütün ilimler hakikate ulaşmada bir araçtır, din ise bu hakikatin yalnızca bir parçasıdır. Ayrı bir yazı konusu ama yeri gelmişken şu tespiti de yapmadan geçmeyelim: Aydınımızın en büyük sorunu din taşeronlarının elinden dini alamamış olmasıdır. Multidisipliner yaklaşım içinde sorgulama becerisi ve cesareti olan özgün ilahiyatçıların yok denecek kadar az olması konuşulması gereken bir bahsi diğerdir.

Loading...