Aytunç ERKİN
Aytunç ERKİN

Suçlamalar, şapkadan tavşan çıkarmak gibi!

İLKER BAŞBUĞ'UN AVUKATI SEZER, BAŞBUĞ'A AÇILAN İKİ DAVAYI SÖZCÜ'YE DEĞERLENDİRDİ…

Genelkurmay eski Başkanı Org. İlker Başbuğ'la ilgili İstanbul ve Ankara'da iki dava açıldı. Suçlamalar, “Kamu görevlilerine hakaret, halkı kin-düşmanlığa tahrik”. Başbuğ'un avukatı İlkay Sezer, başlıktaki tespiti yaptı ve ekledi: “Başbuğ, somut olayın incelenmesini istedi.”

18 Eylül Cuma günü Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ hakkında bir iddianame hazırladığı haberi medyada yer aldı. İddianame Başbuğ'un 28 Ocak 2020 günü  bir televizyon programında yaptığı konuşmayla ilgili. Hatırlayın: Başbuğ, 19 Eylül günü bir sosyal medya paylaşımıyla konuyu şöyle değerlendirdi: “2011'de terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlanan ve yaşamından 26 ay çalınan 26. Genelkurmay Başkanı on yıl sonra da açılan iki ayrı davada, kamu görevlilerine hakaret ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmekle suçlanmıştır!” Başbuğ'a yönelik bu iki ayrı soruşturmayı avukatı İlkay Sezer ile konuştum.

ÖNERGELERİ KİM HAZIRLADI?

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan ikinci iddianameyle başlayalım. Başbuğ hakkında 4 yıl hapis cezası isteniyor. 

SEZER: 25 Haziran 2009 günü gece yarısı; TCK Ceza Kanunu ile “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” Meclis'te görüşülürken “önergeler” veriliyor. Önergeler ile askerlerin her halükarda özel yetkili mahkemelerde yargılanmasının yolu açılıyor. İlk önce bu önerge Anayasa'nın 145. maddesine aykırı. Önergeler ile aynı zamanda, sivil şahısların askeri mahkemelerde yargılanmasına da son veriliyor. Şimdi burada iki temel soru var? Birincisi, bu “önergeleri” kim hazırladı? İkincisi, bu yasa değişikliklerinin “sonuçları” ne oldu? Önergeye imza atan 6 AKP milletvekili davaya müşteki durumunda. Müştekilerin savcılığa verdiği dilekçede İlker Başbuğ'un televizyon programında şu soruyu sorduğuna yer verilmiş: “Bu iki konuyu içeren kanun teklifini (aslında önergeleri kastediyor) kim hazırladı?”

MSB YETKİLİSİ MECLİS'TEN AYRILMIŞ

-Esas soru bu: Kim hazırladı?

Askeri şahısların, özel yetkili mahkemelerde yargılanmasının önünü açan “önerge” çok ince, çok hesaplı hazırlanmış. Hazırlayanın bu işi çok iyi bilmesi gerekiyor. Önergeyi TBMM'de işleme koymak başka bir şey, önergeyi yazmak, hazırlamak başka bir şey. AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş bu konuya açıklık getiriyor. “Adalet Bakanlığı'nın hazırladığı yasa tasarısındaki o madde değişikliği, TBMM'den geçti.” Bu olması gereken doğal bir sonuç. Önergelerin Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanmış olması… Zaten, Adalet Bakanlığı'ndan İbrahim Okur da bu önergeler görüşülürken, Meclis'te. Buna karşın, Milli Savunma Bakanlığı temsilcisi TBMM'den ayrılmış. Başbuğ, televizyon programında önemle bu önergenin kimin hazırladığını, yani kaleme aldığına dikkat çekiyor. Hazırlanıp kendilerine verilen önergeyi TBMM'ye sunanlara ilişkin bir ifadesi yok.

KAYSERİ SORUŞTURMASI KAPATILDI

– Peki, bu yasa değişikliğinin bazı sonuçları ne oldu?

SEZER: Cinayet davalarına bakan dedektifler hep şu sorunun cevabını arar: Bu cinayetten kim ve kimler faydalanacak? Albay Dursun Çiçek, sözde “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” kapsamında 17 Haziran'da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ifadeye çağrılıyor. Genelkurmay itiraz ediyor. Çiçek gönderilmiyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı geri adım atıyor. 25-26 Haziran 2009 gecesi bu değişiklik yapılıyor. 30 Haziran'da ifadeye çağrılan Çiçek tutuklanıyor. Aslında, ortada Anayasa'nın 145. maddesi var. Bir de Anayasaya aykırı olan bu yasa değişikliği. Diğer bir olay ise, Kayseri'de Hava Kuvvetleri Savcılığı tarafından yürütülen ve ucu FETÖ'cü beş sivile dayanan bir soruşturma. Evet, bu beş sivil o güne kadar arandı ve bulunamadı. Muhtemelen kaçmışlardı. Ancak, bu yasa değişikliği ile onların Askeri Mahkemede yargılanmalarının da önü kapatıldı. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'ya aykırı olan bu yasa değişikliğini 21 Ocak 2010'da iptal ediyor.

FETÖ'NÜN SİYASİ AYAĞI

-Başbuğ ne demişti?

İlker Başbuğ'un söz konusu televizyon programında söylediği şu. Bu husus, müştekilerin savcılığa verdiği dilekçede var: “…FETÖ'nün siyasi ayağı var mıdır? Vardır. Yok dersek bu bir gerçeği inkâr olur. Askeriyeye, polise, yargıya, üniversitelere sızmış bir örgütün siyasi partilere sızmadığını düşünmek akla ziyandır. Her partide olabilir. Ha bu kimlerdir? Bu konuda ben karar verici veya yorum yapıcı olamam. Bunu yargının çıkartması lazım. Siyasi iradenin ağırlığını koyması lazım… Bu somut olayı incelesinler, üzerine gitsinler. Siyasi ayakla ilgili olarak bir sonuca da ulaşabilirler, ulaşamaya da bilirler.” Başbuğ, sözleri ile somut olarak bir olayı ortaya koyup, onun incelenmesini istiyor. İnceleme sonucunda da mutlaka bir sonuca ulaşılabileceğini de söylemiyor. Bütün bu değerlendirmeler sonucunda insana şunu söylemek kalıyor: Bu sözlerden suç çıkarmak, biraz da şapkadan tavşan çıkarmaya benziyor.

İstanbul'daki davanın duruşması 26 Ekim'de olacak.

“İddianame yarım sayfa ve suç yok”

– İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan birinci iddianamede, Başbuğ “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” etmekle suçlanıyor. Nedir bu dava?

İlkay Sezer: Davanın açılma nedeni; Güç Odaklarının Mücadelesi kitabının (1961-1980) tanıtımı için verilen bir gazete röportajı. Söyleşide kullanılan manşetlerden birisi şöyleydi: “Eğer Menderes erken seçim kararı alsaydı, 27 Mayıs darbesi olmazdı.” Bu tarihi bir olaya ilişkin bir tespittir, değerlendirmedir. Ayrıca bu değerlendirme kitabın tanıtımı röportajında yapılıyor. Yani öyle hiçbir şey yokken pat diye tek başına söylenmiş bir söz değil.

– Bu değerlendirme daha önce başkaları tarafından da yapılmadı mı?

SEZER: Evet yapılmıştır. İşte size birkaç örnek: Prof. Dr. Ergun Özbudun 2003 yılında basılmış “Demokratik Pekişmenin Önündeki Engeller” isimli kitabında şöyle demektedir: “Gözlemcilerin çoğu 1960 ilkbaharında dahi, hükümet tarafından yapılacak bir erken seçim çağrısının durumu kurtarabileceği konusunda mutabıktı.” Numan Esin, 2005 yılında basılmış, “Devrim ve Demokrasi, Bir 27 Mayısçının Anıları” isimli kitabında; “DP erken seçime gitseydi ihtilal olmazdı” diye yazmıştır. Anadolu Ajansı da 22 Mayıs 2019 günü yayımladığı bir haberde, Menderes döneminde Ulaştırma Bakanlığı yapan Arif Demirel'in oğlu Mehmet Ali Demirer'in Alparslan Türkeş'le olan bir konuşmasına yer vermiştir: “Türkeş, babanın da içinde olduğu grup seçim kararı alalım, ilan edelim, Menderes de yeni bir hükümet kursun diyordu. Eğer bu yapılabilseydi, biz 27 Mayıs'ı yapamayacaktık.” 2021 yılında yapılan bir değerlendirmeden nasıl bir suç unsuru çıkartılır, anlamak gerçekten zor.

– İşin hukuki durumuna bakarsak…

SEZER: İlgili TCK maddesi 216. Bakın ilgili madde, net şekilde suçun oluşumu için şu hususun oluşunu zorunlu görüyor: Kamu güvenliği açısından “açık” ve “yakın” bir tehlikenin ortaya çıkması: Bu gazete röportajından etkilenen ve kamu güvenliğini tehdit edecek açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması gerekiyor. Bu arada; “açıklık” tehlikenin kuşkuya yer vermeyecek ölçüde olması demektir. Yakınlık ise, somut tehlike, yani zarar yaratma olasılığının ve zararın kaçınılmaz ölçüde yüksek olması demektir.

Peki… Böyle bir durum oldu mu?

SEZER: Hayır. İşin hukuk açısından esas üzücü noktası, suçlamanın yapıldığı iddianame. Yarım sayfa. Açık ve yakın bir tehlikeye ilişkin bir kelime bile yok, yazılmamış. Bu durumda, bu suçun olması söz konusu bile olamaz. Beraat kararının verilmesini bekliyoruz.