Sözcü Plus Giriş
SONER YALÇIN

Suçun derebeyleri

3 Haziran 2021 Yazarlar

Jean Ziegler (d.1934)…

İsviçreli sosyolog…

Gençliğinde Kübalı devrimcilere hayrandı; Che Guevara'nın Cenevre'de gönüllü şoförlüğünü yaptı.

İsviçre Ulusal Konseyi'nde uzun yıllar sol milletvekili olarak bulundu. Birleşmiş Milletler'de gıda hakkı özel raportörü ve insan hakları danışma konseyi üyesi olarak on küsur yıl görev yaptı.

Halen beyaz yakalı suçları hedef alan Business Crime Control danışma kurulu üyesi. Ülkemizde, “İsviçre Daha Beyaz Yıkar”, “Suçun Derebeyleri”, “Dünyanın Yeni Sahipleri” kitaplarıyla tanındı…

Suçun Derebeyleri kitabında şunu yazdı:

-“ABD Stratejik Hizmetler Bürosu (OSS/ ClA) İkinci Dünya Savaşı döneminde 1943'te Sicilya'ya çıkartma yapmak için mafya ile anlaştı. Mafya, çıkarma kuvvetlerini karşılayacak ve hedeflerine varmalarında rehberlik yapacaktır.

OSS, başta Lucky Luciano olmak üzere New York'taki Sicilya asıllı mafya babaları ile görüşür. Sonuçta Alman garnizonlarının tam yerini gösteren yerel mafya sayesinde büyük başarı elde ederler.

Savaştan sonra Sicilya'nın babası Calogero Vizzini, Amerikan komutana ‘onurlu insanları' belirten liste verir. Amerikan karargâhı listede adı geçen ‘mafioso'ları adanın çeşitli kent ve kasabalarına belediye başkanı olarak atar!

Ardından İtalya'da Sicilya mafyası şaşırtıcı dokunulmazlığa sahip olur. Komünizme şiddetle karşı olan babalar, İtalya'yı 1945'ten 1992'ye kadar yöneten Hıristiyan Demokrat yöneticiler tarafından el üstünde tutulur. Mafya (ve din kurumu), Soğuk Savaş boyunca müttefik olarak tanınır…”

Böylece…

İtalya'da devlet mafya olurken, mafya da devletleşir! Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra İtalya “Beyaz Eller” operasyonuyla bunun önüne geçmeye çalışsa da tam başarı kazanamaz.

Ya Türkiye?

KURTLAR VADİSİ

Jean Ziegler kitapları size önemli farkındalık sağlar.

Türkiye'de “mafya” olgusu konusunda önemli bir hata yapılıyor.

Deniyor ki:

Ülkedeki meşru güç odağı devletin, ülkedeki gayri meşru güç odağı mafya ile ilişkisinin her devirde kullandığı gerekçesi devletin bekasını sağlamaktır.

Bu yargıya itirazım var! Devlet mafya ilişkisini salt güvenlik sorununa indirgemek neoliberalizmin örtüsüdür!

Bakınız:

Kanlı 1990'lardan çıkmıştık. Raci Şaşmaz-Bahadır Özdener ile buluştuk; “Bir Amerikan dizisinin uyarlamasını yapacağız, birlikte çalışalım” istediler.

Dedim ki:

-“Türkiye'de ‘kabadayı' nedir, ‘tetikçi-çeteci' nedir, ‘mafya' nedir; tanımlar birbirine karıştırıldı. Tetikçiye- çeteye ‘mafya' deniyor. Bunu anlatacak yerli dizi yapalım.”

“Kurtlar Vadisi” bu tartışmalardan doğdu.

Dizi, Türkiye tarihinde ilk kez mafya olgusunu, saygın işadamı “Mehmet Karahanlı” karakteri ve onun oluşturduğu “Baronlar Konseyi” üzerinden anlattı.

Mafya-kapitalizm ilişkisini gözler önüne seren dizi bu sebeple, (Andy Garcia ile Sharon Stone oyunuyla) suçun derebeyleri Amerikan Konseyi'ne kadar uzandı…

Jean Ziegler kitaplarında önemli tespitte bulunur:

Kişiye değil, sisteme odaklanmak gerek; kapitalizm, mafyasız yapamaz! Bu ekonomi-politik, ihtiyaç duyduğunda zora dayalı yeraltı dünyasını müttefik görür, işbirliği yapmaktan çekinmez.

Her türlü adaletsizliğe göz yumulmasının sebebi, mafyanın yarattığı ranta ihtiyaç duymalarıdır.

Kuklaya değil, kuklayı oynatan ipi tutan ele bakılmalıdır yani…

SEDAT PEKER

12 Eylül 1980 darbesi Turgut Özal ile birlikte neoliberalizmi Türkiye'ye dayattı. Piyasayı “özgürleştirmek” adına gayri meşru yapılara operasyon düzenlendi, hapse atıldılar. Ki bu çevrelerle “ittifak” yapan işadamlarım da cezaevine boyladı.

Piyasa temizlendi! Sonra ne oldu?

Önce bankerler sonra hayali ihracatçılar ortaya çıktı. Ardından çek-senet çeteleri türedi. Sistem yürümüyordu çünkü. Uyuşturucu ticareti ve legalleştirilen kumarhanelerden kurtuluş yolu arandı. Ki bu arada hedef şuydu:

Neoliberalizmin amacı; hukuk-emniyet gibi tüm kurumlarıyla ulus devleti yıkmaktı.

O dönemin faili meçhullere “izin verilmesinin” sebebi sadece güvenlik gerekçesiyle açıklanamaz. (Ki bu tespit emniyet gerekçesiyle cinayetler işlendiği gerçeğini yok etmez.)

-Bilinçli ya da bilinçsiz- devlete güveni yıkarak ülkeyi bölmek istediler.

Bugün görüyoruz: İktidarlar değişse de neoliberalizm ekonomisinden beslenenler- bu sisteme muhtaç olanlar, suç endüstrisiyle işbirliğini sürdürmeye devam ediyor…

Şunu demek istiyorum:

Sedat Peker yara üzerindeki irini patlatıyor.

Yaranın bir ekonomik-politik sistem ürünü olduğunu gözden kaçırmayınız.

Suçun derebeyi, neoliberalizmdir…

Kolunu mafyaya kaptıran İtalya'nın hâlâ kurtuluşu sağlayamamasının sebebi de budur.

YAZARIN TÜM YAZILARI