Almanya’da yiyecek bulamıyorlar!

Asrın liderimiz “Almanya'da Fransa'da yiyecek bulamıyorlar” dedi…

Bunu söylediği gün, Almanya'da dünyanın en büyük gıda fuarı açıldı!

Dünyanın en büyük gıda fuarı Anuga, tee 1919'dan beri, 102 yıldır Almanya'da düzenleniyor!

Dünyanın en büyük ikinci gıda fuarı Sial ise, Fransa'da düzenleniyor!

Almanya'yla Fransa aralarında anlaştı, bir yıl Anuga, bir yıl Sial düzenleniyor, böylece tarihler çakışmıyor, dünyanın bütün gıda firmaları bir yıl Köln'e gidiyor, bir yıl Paris'e gidiyor.

Yani, sadece tarımı değil, fuarı bile planlı yapıyorlar.

Türkiye'de ise, iki gıda fuarı düzenleniyor, aynı tarihte düzenleniyor, ikisine de katılmak zorunda kalan firmalara ekstra yük oluyor.

Yani, sadece tarımı değil, fuarı bile planlayamıyoruz.

Peki, Almanya'daki dünyanın en büyük gıda fuarında bu yıl neler var?

Her zaman yaptığım gibi, tarım konusunda Türkiye'nin en yetkin gazetecisi olan değerli arkadaşım Ali Ekber Yıldırım'a başvurdum.

Çünkü, düzenli olarak takip ettiği Anuga Fuarı'na bu yıl da gitti, bizzat yerinde inceledi.

E, ben de kendisinden rica ettim, yiyecek bulamayan Almanya'da (!) neler gördüğünü aktarmasını istedim.

Varolsun kırmadı, muhteşem notlar aktardı, buyrun…

■ Fuarda en çok konuşulan sorun, navlun… Taşıma ücretlerinde büyük artış var, gıda fiyatlarına yansıyor, önceki fuarlarda bu konu gündeme bile gelmezdi. Navlun öylesine yüksek ki, bazı ürünlerde konteynerin içinde taşınan ürün, navlundan ucuz hale geldi! Türkiye yüklü miktarda tarım ithalatı yaptığı için, navlun bizi fazlasıyla etkiliyor.

■ Bu yılki fuarın temel kavramı, dönüşüm… Hem teknolojik dönüşüm, hem öze dönüş hedefleniyor. Doğala, organiğe, yerele dönüşüm var. Her ülke kendi özüne, kendi kaynaklarına, kendi biyoçeşitliliğine dönüyor. Gıda ürünleri artık, sadece barkodla değil, üretildiği yer, geçmişi, kültürü, yani hikayesiyle birlikte sunuluyor.

■ Bitki bazlı “et” yaygınlaşıyor. Et kullanılmadan, bitkisel ürünlerden elde edilen hamburger köftesi ve benzeri ürünlerde ciddi artış var. Organik üretilen nohuttan, bezelyeden köfte yapılıyor.

■ Vegan pazarı büyüyor. Hayvansal ürün tüketmek istemeyenler artıyor, vegan ürünlerdeki çeşitlilik fuarda dikkat çekiyor. Et, köfte, peynir, yoğurt, hayvanlardan değil, bitkilerden üretiliyor.

■ “Yüzde 100 bitki bazlı şirket” sloganını kullanan bir Polonya şirketi, fuara damgasını vurdu. Hindistan cevizi sütü, badem, fındık, mango gibi bitkisel ürünlerden, yoğurt ve krema üretiyor. 1924 yılından beri yoğurt üreten bir şirket bu… Üçüncü kuşak böyle radikal bir karar almış, hayvan sütünü terkedip, bitkisel ürünlere yönelmiş.

■ Organik ürün pazarında ciddi büyüme var, organik ürünlerin fuarda kapladığı alan her yıl genişliyor. Sebze, meyve, bakliyat, balık, et, süt, ekmek, baharat, yağlar, her alanda organik ürünlerin ağırlığı var. Pandemiyle birlikte organik ürüne talebin patladığı konuşuluyor.

■ Fuara en fazla firmayla katılan ülke, İtalya… Dünya gıda endüstrisini İtalya yönlendiriyor. Sadece zeytinyağı, makarna, şarap gibi klasik ürünlerini değil, bu yıl özellikle bakliyat ve mantar ürünlerini ön plana çıkardı. Mantar ürünlerini mücevher gibi sergiliyorlar, kilosu 400 euro olan mantarları var. Aslında, mantarda bizim de büyük potansiyelimiz var ama, maalesef değerlendiremiyoruz.

■ Yenilikçi ürünlerde artış var. Bulgaristan'dan katılan bir firmanın “yeşil ketçap”ı büyük sükse yaptı. Acılı ve acısızı var. İçeriğinde, yeşil domates, jalapeno biberi, şeker, elma sirkesi, hardal tohumu, fesleğen, sarımsak, maydanoz bulunuyor.

■ Alkolsüz mojito meraklısı tesettür sosyetemizin gözü aydın… Bu yılki fuarda “alkolsüz şarap” var! Danimarka şirketi üretiyor. Bildiğin köpüklü şarabı alıyorlar, içindeki alkolü sıfırlıyorlar, tadı şarapla aynı kalıyor ama, alkol yok.

■ Niye böyle bir şey üretmişler derseniz… Aslında “din”le alakası yok. Sağlıklı yaşam için alkolden uzak duran insan sayısı hızla artıyor. Ama insanların sosyalleşme ihtiyacı da var. Şarap içen arkadaşlarınızla aynı sofrada otururken, içmeden durabilmeniz zor, alkolsüz şarapla eşlik etmeniz cazip… Firmanın yetkilisi “alkolsüz şarapla herkese şarap içme özgürlüğü tanıyoruz” diyor. Müslüman ülkelere değil, şimdilik, İsveç, Norveç, Finlandiya, ABD, Almanya, Fransa ve Avustralya'ya ihraç ediliyor.

■ Bakliyat, fuarın parlayan yıldızı… Sağlıklı yaşam kavramı geliştikçe, sağlıklı besin kaynağı bakliyata olan ilgi artıyor. Dünyada bir yıl içinde, kuru fasulye üretimi yüzde 6, nohut üretimi yüzde 7, mercimek üretimi yüzde 13 arttı. Türkiye'de ise, ithalatı artıyor!

■ Dünyadaki mercimek üretimin yüzde 40'ını tek başına Kanada yapıyor. Dünyanın mercimek ihracatının yüzde 55'ini tek başına Kanada yapıyor. Kanada bizim için çok hazin bir örnek… Çünkü, sadece 30 yıl önce, dünyadaki tüm mercimek üretiminin yüzde 40'ını tek başına Türkiye yapıyordu, dünyadaki tüm mercimek ihracatının yüzde 70'ini tek başına Türkiye yapıyordu. Kanada'da mercimek yoktu, tohumunu Türkiye'den aldılar, bugün Kanada'dan mercimek ithal ediyoruz, hatta mercimek ithalatının yüzde 80'ini Kanada'dan yapıyoruz. Tohumunu bile biz verdik, Kanada'ya bağımlı hale geldik!

■ Benzer durum “milli yemeğimiz” kuru fasulyede var. Dünya kuru fasulye ihracatının yüzde 25'ini tek başına Myanmar yapıyor. Myanmar, Brezilya, Meksika, ABD ve Çin, kuru fasulye zengini.

■ Nohutun yüzde 80'ini Hindistan üretiyor. Dünyanın en çok nohut ihraç eden ülkesi, Rusya.

■ Bakliyata talep artınca, pandemiyle beraber üretim de azalınca, üretici ve ihracatçı ülkeler fırsatçılık yaptı, fiyatlar çok yükseldi.

■ Anuga Fuarı'na bakliyatıyla en çok yüklenen, tanıtıma en çok para harcayan ülke, ABD oldu, bakliyata büyük yatırım yapıyorlar. ABD Kuru Fasulye Konseyi, ABD Pirinç Federasyonu fuarda çok etkindi. Fuar standlarında en geniş metrekareye sahip ülke, ABD'ydi.

■ Türkiye 80'li yıllarda bakliyatta söz sahibi ülkeydi. Kuru fasulye, nohut, mercimek, iki milyon tondan fazla bakliyat üretiyorduk. Bugün maalesef bir milyon tondan az üretebiliyoruz. Bakliyatın “gen merkezi” olan Türkiye nasıl bu hale geldi? Yoksulların besin kaynağı, protein kaynağı olan bakliyat, nasıl oldu da zengin yemeği haline geldi? Artık bu sorulara kafa yormanın vakti gelmedi mi?

■ 97 ülke katıldı. Türkiye'den 300 firma vardı. Devletimiz fuara katılım bedelinin ve masrafların yüzde 50 ila 70'ini destek olarak ödüyor, güzel… Ama gücümüzü yansıtamıyoruz. Çünkü, ürünlerimizi ağırlıklı olarak ham haliyle ihraç ediyoruz. Katma değer çok az. Araştırma-geliştirmemiz yetersiz. Ürün çeşitliliğinde Avrupa'nın tamamından zenginiz ama, fersah fersah geriyiz. Onlardan çok daha güçlü potansiyelimiz varken, İtalya, Fransa, İspanya'yı kahırla izliyoruz. Tarımı “stratejik sektör” olarak ele almak zorundayız.

■ Anuga Fuarı'ndaki en önemli haber, Çin'in olmamasıydı.

■ Dünyanın en büyük tarım üreticisi, dünyanın en büyük tarım tüketicisi, dünyanın en büyük tarım ihracatçısı Çin, dünyanın en büyük gıda fuarına katılamadı.

Katılmadı değil, katılamadı!

Çünkü, Çin'in sinovac aşısı Avrupa'da geçerli kabul edilmiyor.

■ Evet… Türk milletine reva görülen Çin aşısı yüzünden, dünyanın en büyük tarım aktörü Çin, dünyanın en büyük gıda fuarının kapısından sokulmadı!

■ Çin aşısı kullanan çok sayıda Afrika ülkesi de fuara kabul edilmedi.

■ Almanya'da bu mesele o kadar ciddiyetle takip ediliyor ki, neredeyse pasaportuna bile bakmıyorlar, aşı sertifikana bakıyorlar. İnsan hayatı her şeyden önemli, aşı güvenliği söz konusu olunca, kimsenin gözünün yaşına bakmıyorlar, Çin'i bile kestirip atıyorlar.

Sağlıklı gıda olarak ne yediğine dikkat ediyorsan, yediğin aşıya da dikkat edeceksin. Yoksa, ne yersen ye!

İşte böyle…

İnsan “yiyecek bulamayan Almanya”nın haline üzülüyor değil mi.

Loading...