Genç bir kızın ümidi Atatürk Cumhuriyeti

Bugün Cumhuriyet Bayramı… Cumhuriyetimiz 98 yaşında…

Ulusun, egemenliğini kendi elinde tuttuğu devlet biçimidir Cumhuriyet… Cumhuriyet senden sonra gelecekler insan gibi yaşasınlar diye ölmektir, Cumhuriyet savaştır ama herkesle barışmaktır, tarihi değiştirmektir, Cumhuriyet devrimdir, Cumhuriyet laikliktir, Cumhuriyet özgürlüktür, hukuktur, şeffaflıktır, hesap vermektir, Cumhuriyet adalettir, Cumhuriyet kadınların insan sayılmasıdır, Cumhuriyet Çoban Sülü'nün, İETT'nin ‘geçici işçisi' Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olabildiği fırsat eşitliğidir… Bütün bunlar Atatürk'ün Cumhuriyetidir ama, Atatürk Cumhuriyeti en çok da eğitimdir!

***

O henüz Viyana'da annesinin karnında doğmak için beklerken, Ankara'da takvim yaprağında 13 Temmuz 1921 yazıyordu… Yunan saldırısının en azgın günleriydi ve Mustafa Kemal cephede değildi! Zafer kadar önemli bir toplantı vardı çünkü, Maarif Kongresi! 250'den fazla kadın ve erkek öğretmen, dönemin eğitim bakanı ile yeni Türkiye'nin geleceğini planlayacaktı. Atatürk orada olabilmek için koşa koşa gelmişti cepheden!

Öyleyse, onun öyküsünü anlatırken Atatürk Cumhuriyeti'ni anlamaya çalışalım!

***

18 Eylül 1921'de Viyana'da doğdu. El bebek gül bebek 14 yaşına kadar gelmişti. Babası İzmir'in Bosna asıllı ihracatçılarından Mustafa Suley, annesi Macar boronesi Elfriede Karwinsky'di. Fakat, babasının ölümü ile başlayan ekonomik çöküş yüzünden yaşamında inanılmaz değişim oldu. Annesi ablasıyla birlikte onu Budapeşte'ye götürdü. Burada bir okula başladı. Fakat, Alman Nazi despotluğu canına yetti! Annesi, okulu bırakıp steno öğrenip çalışmak zorunda olduğunu söyledi. İzmir'deki amcasına mektup yazdı, okumak için para istedi. Yanıt gelmedi.

Aklına parlak bir fikir geldi sonra. Türk Büyükelçiliği'ne gitti! Elçiliğin kapısında görevli adamdan rica edip oranın en önemli kişisinden randevu istedi. O dönemde Macaristan Büyükelçisi Atatürk'ün yakın arkadaşı Behiç Erkin'di. Erkin'e, “Benim babam Türk'tü. Ben Türkçe bilmiyorum. Türkiye'de okumak istiyorum. Param yok. Beni Türkiye'ye gönderin” dedi. Büyükelçi onu dinledi ve “Salı günü yanıma gel” dedi. Salı oldu gitti. Erkin, Orient Ekspres üçüncü mevkii bileti ve yolda karnını doyurması için yemek kuponu verdi!

Eve döndü. Annesine, ablasına, “Ben Türkiye'ye gidiyorum” dedi! Önce karşı çıktılar. Ama o kararlıydı. 5 Kasım 1936'da tek kelime Türkçe bilmeden ve henüz 14 yaşındayken trene bindi. Annesini bir daha göremedi.

Trenden indi, kendisini İstanbul polis müdürü karşıladı. Tuttu elinden, İzmir gemisine bindirdi. Böylece hiç görmediği İzmir'e gitti. Amcasının evine götürdüler onu. Fakat, yengesi ‘emrivaki' yapıldığını sanıp hır çıkardı. Orada duramazdı. Yabancı dil bilmeyen halasının evine gönderildi. O da olmadı! Sonra çok uzak bir akrabası ona kol kanat gerdi.

Gündüz Almanca dersi verdi, akşamları da Türkçe dersi aldı! Böylece 1937'de İzmir Kız Lisesi'ne kabul edildi. İlk yıl bocaladı. İkinci yıl arkadaşları sayesinde Türkçesini düzeltmek için memleketin en ünlü yazarlarının kitaplarını okudu. Son sınıfı kendi kazandığı para ile yatılı okudu. 1940'ta 25 kişilik fen bölümünden ileride profesör olacak dört pırıl pırıl kızla birlikte mezun oldu.

İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Ankara'da Ulus gazetesinde çalıştı. Gazeteciliğin yanında avukatlık yaptı. Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde asistan olarak çalışmaya başladı. Burs kazanıp ABD'ye gitti. Yurda döndü, öğretim üyeliği yaptı. Siyaset bilimi dalında doçent oldu. 1966'da profesör oldu. Asistanı olduğu SBF'de Siyasal Davranışlar Kürsüsü'nü kurdu. Günümüzün meşhur terimi, halkla ilişkiler sözcüğünü literatürde ilk kez o kullandı. Türk Toplumunda Kadın adlı kitabı ve diğer kitapları, makaleleri sayısız dile çevrildi. Asla emekli olup köşesine çekilmedi.

Uluslararası Siyasi İlimler Derneği Başkan Yardımcılığı, Avrupa Konseyi Kadın-Erkek Eşitlik Komisyonu Başkan Yardımcılığı, Cumhuriyet Senatosu'nda senatörlük yaptı. Vehbi Koç Ödülü aldı, yurt dışındaki Türk işçilerle ilgili çalışmaları nedeniyle Alman Devlet Liyakat Nişanı aldı.

Siyaset sosyoloğu ve Türkiye'de iletişim biliminin en önemli öncülerinden biri, bilinen tüm yararlı ve aydınlık hocaların hocası oldu. Türkiye'de siyasal alanda ilk ‘bilimsel kamuoyu yoklamalarını' o yaptı.

17 Ağustos 2021… Boğaziçi Üniversitesi'ne atanan kayyum için öğretim görevlileri her gün eylem yapıyor. Allah uzun ömürler versin, onun aydınlığını memleketin üzerinden esirgemesin 100 yaşındaydı. 22 yıl ders verdiği okulun bahçesine gitti. Direnenlerin yanında çelik gibi durdu, “Sakın yılmayın” dedi! Simgeseldi ama kayyum rektör utancından camdan bile bakamadı! 

***

Tek kelime Türkçe bilmeden, dergilerde, gazetelerde okuyup izlediği Atatürk'e inanıp 14 yaşında Türkiye'ye gelen bir genç kızın filmlere konu olacak ‘eğitim' yaşamı, Yunan saldırılarının en yoğun anlarında cepheyi bırakıp ‘cumhuriyet döneminin lokomotifi olacak eğitim' için öğretmenlerle bir araya gelen Mustafa Kemal Atatürk… Türkiye Cumhuriyeti'nin mükemmel bir kesişmesi! 

Nermin dilini, milletini, yurdunu kendi seçti… Kendi yaşamını kendi çabasıyla kurdu. Macarca, Almanca, İngilizce, Fransızca konuştu ama sonradan öğrendiği Türkçe anadili oldu.

Nermin kendi adıydı, Abadan evlendiği Yavuz Abadan'dan, Unat ise ikinci evliliğini yaptığı İlhan Unat'tan yadigardı… Yavuz Abadan ile evliliklerinden bir oğulları oldu. Oğlunun adını, Mustafa Kemal koydu!

“Atatürk Cumhuriyeti olmasaydı ben okuyamazdım” diyen, 100 yaşında Boğaziçi Direnişi'ne bizzat katılan Nermin Abadan Unat, Atatürk Cumhuriyeti neslinin ‘mücadeleci ruhunu'  röportajlarından birinde şöyle dile getirdi:

“Türkçe bilmediğim dönemlerde ‘ne mutlu bu ülkenin çocuklarına' diye içimden geçiriyordum. Benim yolumu, Atatürk'ün kız ve erkek çocuklarına sağladığı parasız karma eğitim olanakları belirlemiştir. Atatürk Cumhuriyeti, çocuklara okuma hakkı vermiştir. Bunu hep aklınızda tutmanızı isterim. Bugün eğitim görmüş genç kadın ve erkeklerin ilgi alanına uygun çalışma olanağı bulmaları çok zor. Eğitim ve adalet başta olmak üzere derinleşen bir yozlaşma içindeyiz! Ama ben ümidimi kaybetmedim! Bir noktadan sonra bu genç kuşaklar baş eğmeyecekler!” 

Bugüne kadar yapılanlara bakıp, ‘daha neler yapacaklar acaba' dememe rağmen; Cumhuriyetin 98. yılında ister iyimserlik deyin, ister saflık… “Atatürk Cumhuriyeti olmasaydı okuyamazdım” diyen ve tıpkı Atatürk gibi gençlerden umudunu hiç kesmeyen 100 yaşındaki Cumhuriyet Çınarı'na inanıyorum… Bayramımız kutlu olsun…

Loading...