Dönemin Başbakanı Erdoğan, 17-25 Aralık’ta hükümeti ‘yargı aktivizmi’ ile devirmeye kalkışan yargıçlara seslenerek, “Siyaset yapmak isteyen koltuğundan kalkar, cübbesini çıkarır. Bazı cübbelerde siyaset yapılmaz” demişti.

Dokuz yıl geçti.

Bugün yargıya ‘ak’ cübbeliler hakim.

15 Temmuz’dan sonra siyasi yargılamalarda Beştepe’nin gündemine ve gözettiği faydaya göre karar vererek, özerk ve olağanüstü güce kavuşan partizan yargı Anayasa’yı tanımıyor ve TBMM’ye posta koyuyor. ‘Ak’ cübbelilerin kazan kaldırması, yargısal aktivizmin feriştahıdır.

YETKİ KAVGASI

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’a dair Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına direnen Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nden söz ediyorum elbette.

AYM ve Yargıtay’ın karşı karşıya geldiği kavganın bir hukuki gerekçesi var, bir de hakimiyet mücadelesini içeren siyasi perde arkası.

İlkinden başlarsak...

Atalay, 14 Mayıs’ta seçildiğinde Gezi Parkı Davası’nda tutuklu sanıktı. Tahliye edilmediği gibi, Atalay’a verilen ceza Yargıtay’da onandı.

Anayasa’nın 83. maddesi milletvekilliği dokunulmazlığında iki istisna getirmiş.

-Ağır cezalık suçüstü hali.

-Soruşturması seçimden önce başlamak kaydıyla Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar.

Bu maddede “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri devletin bölünmez bütünlüğünü bozmayı, Cumhuriyet’i ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz” deniyor.

AYM, 14. maddede, Türk Ceza Kanunu’ndaki (TCK) belirli maddelerin işaret edilmediğini savunuyor. Yargının, kanun koyucunun yerine geçerek, içtihatla maddenin altını dolduramayacağını vurguluyor.

Bu gerekçelerle Gezi Parkı Davası’nın bozulmasına, Atalay’ın salıverilmesine, yeniden yargılama kararı alınmasına ve davanın durdurulmasına hükmetti.

Ancak Yargıtay’a göre Terörle Mücadele Kanunu’nda TCK’daki 10 madde terör suçu olarak tanımlanıyor. Dolayısıyla 14. maddedeki ‘durum’ bu maddelerle dolduruluyor.

Yargıtay, AYM’nin mahkemelerin takdir yetkisine müdahalede bulanamayacağını ve ‘süper temyiz mercii’ olmadığını savunuyor.

İki kurum arasındaki kavganın diğer nedeni de şu: AYM, geçen ay Yargıtay ve Danıştay üyelerinin zamlarını iptal etti.

BEŞTEPE HUKUK BÜROSU

Dediğim gibi, bir de hakimiyet mücadelesini içeren siyasi arka planı var.

FETÖ’cülerin tasfiyesi sonrası partizan ve mürit yargıçlar sulh ceza hakimlikleri ve ağır ceza mahkemelerine getirildi.

İstanbul’da Çağlayan Adliyesi, siyasi davalarda laboratuvar gibi çalıştı.

Başta FETÖ, Selahattin Demirtaş, Gezi Parkı ve Cumhuriyet davaları olmak üzere Beştepe’nin siyasi perspektifine göre iddianameler hazırlandı, tutuklamalara imza atıldı, tahliyeler engellendi ve mahkumiyetler verildi.

Delil-melil hak getire...

Tek ölçüt, kanaatti.

Her hukuk cinayeti işlendi.

Hakimlerin cübbesi, bir kasabın kanlı önlüğünü andırıyor.

YENİ VESAYET

Birinci Gezi Parkı Davası’nda olduğu üzere beraat ve tahliyeye hükmeden heyetler dağıtıldı, hakimler sürüldü.

Talimatı yerine getirenler ödüllendirildi.

Kimi Yargıtay’a...

Kimi AYM’ye...

Kimi Adalet Bakan yardımcılığına terfi ettirildi.

Nasıl FETÖ’cüler askeri vesayeti tasfiye ettikleri iddiasıyla yargıyı ele geçirdilerse bugün de MHP’nin desteğini alan partizanlar devleti uçurumdan aldıkları gerekçesiyle vesayetlerini inşa ediyor.

Hükümlerle içtihat oluşturarak, demokratik alanın sınırlarını belirleme hakkını istiyorlar.

Hangi davranışın suç, hangisinin yasal hak olduğunu...

Kimin terörist, kimin vatandaş olduğunu tespit etme hakkı!

Böylelikle Türkiye’yi muhalifler için açık cezaevine çeviriyorlar.

BEŞ HAKİM KARAR VERDİ

İddia o ki...

Daire’nin 12 üyesi “AYM’nin yetki alanına giremeyiz” diyerek itiraz etti.

Daire Başkanı Muhsin Şentürk, mesaiden sonra kararı yazdı ve dört hakime imzalattı.

Daire, bu cesareti nereden buluyor?

Tabi ki Beştepe’den!

Yargıdaki partizan klik, Beştepe’nin Hukuk Politikaları Kurulu  Başkanvekili Mehmet Uçum tarafından destekleniyor.

Uçum’un Yargıtay kararını arkalaması, Daire’yi milli ilan edip Erdoğan tarafından atanan AYM’yi neo liberal diye suçlaması, acı fakat gülünç bir sahiplenme.

TBMM’YE POSTA

Hem 3. Ceza Dairesi...

Hem Uçum...

Hem MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, koro halinde AYM’yi yargısal aktivizm ile suçluyor.

Oysa Daire’nin kararı, bir siyasi bildiri ve muhtıradan farksız.

AYM’nin kararı Atalay değil, bir Hizbullah ya da Sivas katliamı sanığı hakkında olsaydı Yargıtay aynı kararı verir miydi?

Vermezdi!

Ancak Atalay tahliye edildiği takdirde Fetullah Gülen ve Murat Karayılan’ın TBMM’ye girmesine kapı aralanacağı yazılarak, hem spekülasyon yapılıyor hem de AYM üyeleri ihanetle suçlanıyor.

Daire sırtını Beştepe’ye dayamanın özgüveniyle TBMM’ye, Atalay’ın milletvekilliğini düşürmediği için posta koyuyor.

Anayasa’nın 153. maddesinde “Anayasa Mahkemesi’nin kararları kesindir ve bağlayıcıdır” diye açıkça yazıyor. Buna rağmen Daire, “Hukuki değer ve geçerlilik izafi edilemeyeceği cihetle” Anayasa’yı tanımıyor.

Ve aslında teknik olarak soruşturulamayacaklarını bilerek, hak ihlaline karar veren AYM üyeleri hakkında “Anayasa hükümlerini ihlal ettikleri, yetki sınırlarını aştıkları iddiasıyla suç duyurusunda bulunuyorlar.

Kim bilir...

Belki bu suç duyurusu, yarın AYM’nin kapatılması ya da yetkilerinin sınırlandırılması için kullanılabilir.

İKTİDAR BÖLÜNDÜ

‘Ak’ cübbelilerin muhtırası, AK Parti’yi böldü. Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, kararı eleştirdi.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, CHP lideri Özgür Özel’in çağrısı üzerine Danışma Kurulu’nu toplama fikrinden son dakikada vazgeçti.

İhtimal, Beştepe’den telefon geldi.

Kulaklarımda Erdoğan’ın dokuz yıl önceki sözleri var:

“Bugün o cübbe sizleri güçlü gösterebilir ama bilesiniz ki bu ülkeye, bu millete zarar verir.”

Polat’ın müşaviri, kızına sahte fatura şirketi kurdurmuş


Dilan ve Engin Polat soruşturmasında tutuklananlardan biri de mali müşavirleri Ahmet Gün’dü.

Gün, Polatların sahte fatura temin ettiği üç şirketin kurucusu ya da mali müşaviri.

19 yaşındaki kızı Beyza Nur Gün’e ait Byzgun Güzellik Kozmetik İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, bunlar arasında...

Byzgun Güzellik Kozmetik’ten Polatlara ait Rise And Shine firmasına 25.337.753 TL’lik sahte fatura kesildi.

Gün, kızları Beyza Nur ve ikizi Ceyda Nur’u hem bu şirkette hem diğer iki şirkette tasfiye memuru olarak gösterdi.

Gün tutuklanırken, iki kızı serbest bırakıldı.

Ahmet Gün, ifadesinde şöyle dedi:

“Kızım adına kurulan şirkettir. Muhasebesi tarafımca yapılmaktayken kızımın hukuk fakültesinde öğrenci olması, bu işlerle uğraşamayacağından yabancı uyruklu şahsa 2022’de devredildi. Faaliyet süresi 20 gündür. Bu firmadan düzenlenen faturalar müşavirlik hizmeti vermediğim zamanlarda düzenlenmiştir.”

Kızı Beyza Nur Gün ise şöyle konuştu:

“Güzellik sektörüne ilgi duyduğumdan kurdum, aynı yıl içinde kapattım. Ticaret yapılmadan kapanmıştır.”

İFADE EZBERLETMEK İSTEDİLER

Gün’ün ofisinde çalışan Songül Kılıç, nasıl ifade vermesi gerektiğine ilişkin kendisiyle görüşme yapıldığını itiraf etti.

Kılıç, şöyle dedi:

“Engin Polat’ı bir ay önce Gün’ün bürosunda gördüm. Polat’la yüz yüze gelmemi engelleyip beni başka odaya aldılar. ‘Polis ifade için çağırabilir. Seni ne söylemen konusunda hazırlayacağız’ dediler.”

Birkaç gün sonra Gün’ün aradığını ifade eden Kılıç, şunları söyledi:

“Stresli ve tedirgin olduğumu, haberlerde Engin ve Dilan Polat’ın şirketlerinin yayınlandığını, Fekpen, Byzgun ve Tekbaşer’in müşavirliğini yaptığımı ifade ederek, ‘Beni nasıl bir ateşe attınız! Neden bana Polat’la alakalı olduğunu söylemediniz?’ dedim. Gün de ‘Korkma, dediklerimi yap. Dediklerimin dışına çıkarsan yanarsın. Merak etme, Polatlar özür videosu çekecek. Bir iki gün daha konuşulur, her şey unutulur. Tedbirli olalım. Birbirimizi ele vermeden konuşulanın dışına çıkmayalım’ dedi.”

Kılıç, olası bir gözaltıda vereceği ifadenin kendisine anlatıldığını kaydetti.

Gün, Kılıç’ın suçlamalarını reddetti.