Seksenler gerçekten pek bi güzelmiş.Yaşarken pek fark edemedim çünkü 1980’de beş yaşımdaydım, seksenler bittiğinde 15.
İlk yarısını iyi ki çok hatırlamıyorum, ülkenin travmasından payını alamayan o nesildenim.
Ama sonra sağolası ülkemiz başka travmalarla bu açığı kapattı.
Neyse, bu yeni yıl telaşesi günlerinde pesimizm yapmayacağım.
Seksenler güzelmiş, gerçekmiş, samimiymiş yani çok bizdenmiş.
Geçenlerde Ayşe Arman’ın röportajını okurken, Burçin Orhon’un Johnny Logan ile olan aşkını anımsadım.
Burçin Orhon, o günlerin tüm toplumsal normlarını alt üst etmekten kendini alıkoyamamış.
E tabii aşk kanun, kural, mahalle baskısı dinlemez.
Şimdi bakıyorum da, çok az kadın o cesaretle hayatını şekillendirebilmiş o yıllarda.
Allah şifa versin, şimdi Alzheimer’a yakalanmış.
Tüm acı tatlı anılarını unutacak.
Ama o aşk, dönemin en büyük müzik yıldızlarından biri olan ve Eurovision’u iki kez kazanan Johnny Logan ile büyük aşkı nesiller boyu konuşulacak.
21’inci yüzyılın ilk on yılı yaşadıklarımızla ülkemiz çok değişti.
Popüler kültürümüz de payını aldı bu değişimden.
Gerçi güzel şeyler de oldu.
Mesela sinemamız iyi kötü dünyaya açıldı.
Yavaştan da olsa zaman zaman göğsümüzü kabartan başarılar yaşatıyor bize.
Mesela bugünlerde Russell Crowe’un ilk yönetmenlik denemesinde rol alan Cem Yılmaz ve Yılmaz Erdoğan’ın performansıyla gurur duyuyoruz.
Filmin ülkemizdeki hasılatı konusunda da bu iki ismi oynatarak önemli bir yol kat etmiş olan Crowe’u önceki akşam Acun Ilıcalı ile yaptıkları özel programda izledim.
Seksenlerdeki Johnny Logan ruhunu yakaladım bir an Russell abimizde.
Öylesine sevmiş ki biz Türkleri, öylesine ısınmış ki kültürümüze, hani evini barkını kurmamış olsa bir hanım kızımızın desti izdivacına talip oluverecekmiş gibi duruyor.
Tabii bunda Cem Yılmaz’ın Russell abiye Türk kültürünü en neşeli şekilde zerk edişinin payı var gibi görünüyor.
Acun’un ardından Beyaz’a da beklerdim Russell abiyi.
Hatta Beyaz’ımla “Gemilerde Talim Var” patlatsa tam içimizden biri olmaz mı?
Var var, Russell abide o potansiyel var.
Ahh, seksenlerde olsaydık kesin milli enişteydi! Kesin:)
Urfalıyam Ezelden sinemada final yapsın
Tamam ağladık, sızlandık, kahrolduk ama yapacak bir şey yok.
Son yıllarda en sevdiğim televizyon işlerinden biri olan Urfalıyam Ezelden iki ayda iki kere ve iki farklı kanalda finalsiz final yaptı.
Anlaşılan o ki yeni reyting sistemiyle eski televizyon izleyicisi ortak bir paydada buluşamayacak.
Yapılmak istenen her neyse bir şekilde başarılı oldu.
Büyük kalabalıkların sevdiği tarz yapımlar artık ulusal kanallarda tutunamayacak.

Urfalıyam Ezelden gibi, hem Total’de hem AB’de iyi reyting alabilecek bir yapımın final bölümünün AB’sinin yüksek, Total’inin hayli düşük çıkması çok ilginç.
Ama artık bunlar geride kaldı dizimiz için.
Ben derim ki bu şahane ekip bir araya gelsinler.
Televizyonların tüm o sıkıcı RTÜK engellemelerinden uzak, özgürce bir senaryo ile sinemada final yapsınlar.
Eminim ki dizinin yapımcısı Faruk Turgut böyle bir hareketi başarıyla yönetecek maddi ve fikri kaynağa sahip.
Hadi, dizinin finalini en görkemli şekliyle sinemada izleyelim!
Televizyonculuğu yüzüne gözüne bulaştıranlara da kapak olsun!
Sarı kamyonlara bu şefkatin nedeni belli oldu
Son beş yıldır adeta gizli terör yaşıyoruz.
İstanbul’un ve diğer büyük kentlerimizin yolları dev sarı hafriyat kamyonlarının istilası altında...
Ve bu istila öyle kuralsızca, öyle belalı bir şekilde yayılıyor ki, her gün en az bir kez bir kamyonun altında kalma tehlikesi geçiriyorum vallahi.
Ben kamyonların en yoğun şekilde kullandığı Göktürk tarafında yaşıyorum.
Kamyonların hız sınırlarını, yasal yükleme sınırlarını nasıl aştığına ilk elden tanığım.
Meğerse tüm bunlar İstanbul emniyetindeki bazı polislerin “şefkati” çerçevesinde oluyormuş.

Kamyonlara kesilen cezalar siliniyormuş sistemden.
Yazıklar olsun.
Edindikleri maddi kazanç bir tarafa, hepimizin can güvenliğiyle böyle fütursuzca oynadıkları için yazıklar olsun.
O paralar da haram olsun inşallah.