Ülkemizin Mustafa Kemal ATATÜRK güneşiyle gönendiren aydınlığı 1950’den bu yana giderek azalmış, son yıllarda karanlığa dönüşerek ulusal yapımızı derinden yaralamıştır. Günümüz iktidarının kendileri gibi düşünmeyen, kendilerinden olmayan herkesi karşısına alarak yürüttüğü köktendinci ve partizan uygulamalar ulusumuzu bölmüş, “Senden-benden” ayrımı, kutuplaşmaları artırmıştır. Öyle ki, meslek kuruluşlarının seçiminde, meslek nitelikleri, meslektaşlık ölçüleri değil, parti bağları öne çıkmış, partili grupların yarışma alanları oluşmuştur. Bir yönetim ve ulusa hizmet yarışması olan siyaset, sataşma ve dalaşma ustalığına dönüşmüştür. Karşılıklı suçlamaları, saldırıları çirkin örnekler olarak birbiriyle yarışırcasına sürdürenleri halkımız ibretle izlemektedir.
Günümüz cumhurbaşkanı, çok konuşan bir yönetici. Yansızlığını bırakıp partilerle söz düellosuna girişmekten kaçınmıyor. Hukukumuzun kaynağı ve dayanağı olan Anayasa’ya uymadığı açık. Maddelerinin çoğu değişmiş Anayasa’yı hukuk ilkelerine ters biçimde “yenileme” çabalarını sürdüren günümüz iktidarının eylemli lideri görünümünde. “Başkanlık sistemi” için her durumdan, her olaydan yararlanarak sonuç alacak oyları sağlama çabalarını her ortamda konuşarak sürdürüyor. Asıl değişmesi gereken, maddelerden yararlandıkları gibi yürürlüğe girdiği günden beri işlerine gelen kurallara da dokunmuyorlar. İktidar kesimi, güneydoğudaki savaş ortamından çok, Bay RTE’ı başkan yapmak için uğraşıyor. Başbakanının konuşmaları da ortada. Halkımız izlemekle yetiniyor, sesini çıkarmıyor. Genelde ‘’akıntıya kürek, dayansın yürek” denilen bir değişik durum yaşanıyor. Şimdi de “Partili başkan” tamtamları çalmaya başladı. AKP iktidarının yeni biçimi, Saray gölgesindeki yapısı ve yolu 2023 hedeflerine yönelik Anayasa değişikliği çabaları gelecek günlerin karabulutlarıdır. RTE baskısı ve dayatmaları Türkiye’nin ufkunu karartmaktadır. Kimi yargı başkanlarının eleştirilen birlikteliğine karşı Bay Erdoğan’ın “Alışırlar” sözüyle kendi yönelişini benimsetme çabası bunun bir kanıtıdır.

SÖYLEMLER-EYLEMLER

Medya, büyük ölçüde iktidar gücüne boyun eğdi. Kimi gazetelerin sahibi, yönetimi, yazarları değişti. Önceki duruşlarıyla şimdiki yandaşlıklarının ağır çelişkileri, hele kimilerinin kişiliksizlikleri ibretle izleniyor. Çizgisini değiştirmeyen bir-iki ad olmasa, insan yağdanlığa dönüşen yayınları eline almak istemiyor. Son yılların saldırı haberleri zaten yetiyor. Dindarlık taslamak, ilgi çekmek, daha güzel ya da yakışıklı göründüğünü sanmak, dinci iktidara destek olmak için açıkça inancı sömürenler dışında sarığı, sıkmabaşı beyninde, vicdanında taşıyan nice çıkarcı var. İnanç temizliğine aykırı tutum ve davranışlarıyla insanlığa, kardeşliğe, iyiliğe değil ayrımcılığa katkı verdiklerinin bilincinde değiller.
Kimisi de ekranlara çıkıp dönekliğinin ilginç görüntüleriyle kişilik bozukluklarını sergiliyor. “Abdülhamitçiyim, devrim yaptık” diyenin yanında lâikleri ayrımcılık yapmakla suçlayan devşirme aydın da var. Lâikler asla ayrımcılık, inanca saygısızlık yapmadı. Karşıtlarının cumhuriyete direnişi, lâikliğe ve lâiklere saldırıları, dinsizlik suçlamaları ortamı gerdi. Kavgaya, öldürmeye, siyasal kargaşaya neden olan gericilerdi. Bugün de öyle. Yalanla, karalamayla yol aldığını sanan yandaşlar, kötülüklerinin karanlığında debelenmektedir.
17-25 Aralık 2013 olaylarını unutturmaya çalışıyorlar. Deniz Feneri dâvasını da. Kumpas suçlamalarıyla 28 Şubat, Poyrazköy, Ergenekon ve öbür amaçlı dâvalarla yüzleri büsbütün karadır. “Paralelin öbür dalı nerde?” demeye yürekleri yetmiyor. Hendekler kazılırken, duvarlar örülürken, sokaklar deşilip patlayıcı yerleştirilirken, konutların duvarları delinip tüneller oluşturulup dağdan gelenler kentlere yerleşirken, konutlarda siperler kurulurken, savaş araç gereçleriyle silâhlar ve malzemeler taşınırken hiçbir yurttaş, belediye görevlisi, asker, savcı, kaymakam, vali, memur, öğretmen, veli, hekim, sağlık memuru, muhtar görmedi mi? Aldatıldığını söyleyen iktidardakiler, tutumlarıyla, suçlara ortak olmadı mı, destek verme durumuna düşmedi mi? Şehitlerin sorumluları kimlerdir? Paralelin öbür dalı iktidarda değil midir? Ona ne yapılıyor? HİÇ. Akıntıya kürek, yolculuk sürüyor. Bakalım nereye ve ne zamana kadar. “PKK hedefleri imha edildi, yerle bir oldu” sözleri aralıklarla yineleniyor. Kamuoyunun kanıksaması büyük tehlikedir.

ANMA

Yarın 27 Mayıs 1960 Devrimi’nin 56. yıldönümü. 19 Mayıs’ı geçiştirmeye ve unutturmaya çalışanların yönetimde olduğu dönemde siyasal bozulmaya ve diktaya karşı girişilen olayda yitirdiklerimizi anıyor, kazandırdıklarını korumaya çalıştığımızı yineliyoruz.