Biliyorsunuz, Konya’da ÇEDES programı kapsamında derse alınan bir imam, karşısındaki çocuklara Atatürk’ten söz ederken hakaret içeren ifadeler kullanmış ve Atatürk’ü kötülemişti.

İktidar yanlısı yargımız da “alenileşmemiş” diyerek o zehirli dili ve Atatürk’e yapılan hakareti görmezden gelmişti.

Milli Eğitim Bakanı da tarikat ve cemaatlerin okullardaki faaliyetlerine yol vererek ve ısrarla savunarak bu tür suçlara ortak olmuştu.

★★★

Ne yazık ki Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı bununla da sınırlı kalmıyor.

Bir imam var, adını anmaya değmez.

Sizin bizim vergilerimizle Diyanet tarafından ödenen maaşını ve görev yaptığı caminin cemaatini yeterli bulmuyor.

YouTube’da Tik Tok’ta -popüler tabiriyle “kanal” açıp- hem para kazanıyor hem cemaatini büyütmeye çalışıyor.

Sivri diliyle Atatürk’e de Cumhuriyet’in temel değerlerine de sallayıp duruyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı koltuğunda oturan zat da çıkıp “Kardeşim sen bana bağlı yüzbinlerce imamdan birisin. Bunları yapamazsın” diyemiyor.

Belki de korkuyor, o YouTube imamının kendisiyle ilgili bildiklerini “kanalında” anlatmasından çekiniyor.

★★★

Son konuşmasında şöyle buyurmuş o YouTube imamı:

“Öğrencileri eğitmek için okullara hemşire, doktor, polis, AFAD uzmanı hatta itfaiye eri dahi görevlendiriliyor ama Müslüman ailelerin çocuklarına dinini öğretmek için Diyanet görevlisi bir hocanın okulda görevlendirilmesine karşı çıkıyorlar.”

Hadsizliğe bakar mısınız?

A be cahil!

Okullarda “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi var. Bu zorunlu ders yetmiyormuş gibi bir de çeşitli hilelerle “zorunlu” hale getirilmiş seçmeli din dersleri var.

O derslere giren öğretmenler de sizin gibi imam hatip liselerinden, ilahiyat fakültelerinden mezun...

Çocuklara İslam dinini, Peygamberin hayatını, dinler tarihini bütün detaylarıyla, hem de sizden çok daha iyi öğretiyorlar.

★★★

Üstelik Milli Eğitim Bakanlığı, son yıllarda en çok Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni istihdam ediyor. Ders öğretmenleriyle yetinmiyor, okul ve Milli Eğitim yöneticilerinin büyük bölümünü de imam hatip ve ilahiyat fakültesi mezunları arasından seçiyor.

Oysa okullarda afetle mücadele, ilk yardım, trafik gibi alanlarda uzman öğretmenler yok. Olmadığı için de (nadir de olsa) doktorlar, hemşireler, polisler, AFAD uzmanları okula gelip çocuklara afetle mücadeleyi, trafik kurallarını, salgınla mücadeleyi anlatıyorlar.

Gelen polislerin, doktorların, AFAD görevlilerinin hiçbiri de çıkıp Atatürk’le ve Cumhuriyet’le minik çocuklar üzerinden hesaplaşma ve siyaset yapma cüretini göstermiyor.

O nedenle ÇEDES kapsamında imamların okula gitmesiyle çok spesifik konular için doktorların, polislerin, AFAD görevlilerinin okula gitmesini kıyaslamak en basit ifadesiyle cehalettir.

Bir diğer boyut da şudur:

ÇEDES projesi okullarda görev yapan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerine ve imam hatip ve ilahiyat okumuş okul yönetimlerine hakarettir.

Onlara düpedüz “Siz bu işi bilmiyorsunuz, imamlar gelsin anlatsın” demektir.

İlahiyat mezunu öğretmenler işe yaramıyor ve siz lise mezunu imamlara ihtiyaç duyuyorsanız öğretmenlerin işine son verin gitsin!

★★★

Milli Eğitim Bakanı böyle saçma şeylere geçit vererek ve tarikat/cemaat ya da karma eğitim tartışmalarını başlatarak iki şeyi başarıyor:

1- Bu tartışmaların gölgesinde/arka planında Milli Eğitim bütçesi, kimsenin ruhu duymadan kitap, yardımcı kitap, hizmet alımı, inşaat ve kıyafet gibi alanlardaki değişik ihale ve protokollerle yandaş vakıf ve derneklerle şirketlere aktarılıyor.

2- Kamuoyunda Atatürk düşmanlığına gösterilen tepkiler üzerinden, iktidarın “Bakın laikler, muhalefet partileri dinimize, dinimizin öğretilmesine karşı” mesajı verebilmesinin önünü açıyor. Milli Eğitim Bakanı’nın ÇEDES sayesinde çocukların dağa çıkmasının önlendiği gibi absürt bir görüş dile getirmesi de bu siyasi mesajın bir parçası olarak görülmelidir.

★★★

Milli Eğitim Bakanlığı, bir an önce siyaset mühendisliği yapmayı bırakıp kendi işine dönmelidir. Sayıştay da bu saçma tartışmaların arkasında yapılan Milli Eğitim ihalelerine derhal mercek tutmalı ve bu ülkenin kaynaklarıyla tüyü bitmemiş yetimlerin hakkına sahip çıkmalıdır.

Aksi takdirde hem tüyü bitmemiş yetimin hakkı holdingleşmiş tarikat ve cemaatlere akmaya devam edecek, çürüyen eğitim sistemi yüzünden ülkemizin gençleri de kararan geleceklerini başka ülkelerde aydınlatmaya çalışacak.

Benden söylemesi!