Sevgili okurlarım, son bir haftadan bu yana yazı yazmam mümkün olmamıştı çünkü Başkent Hastanesi’nde yatıyordum. Adına KOAH denilen bir hastalık...
Özellikle sigara içmekten kaynaklanan nefes darlığı... Bu iki gün içerisinde çok sevdiğim iki insanı yitirdik.
İlki Hüsamettin Cindoruk, benim halamın oğlu. Küçüklüğümden beri onların evinde çok zaman geçirmiş ve Hüsam’la hep aynı ortamları paylaşmıştım. Her zaman örnek aldığım bir büyüğümdü.
93 yaşındaydı, uzun süren bir hastalık sonucunda onu ne yazık ki yitirdik.
İkincisi ise bir gün arayla yitirdiğimiz dostum, kardeşim Timur Erkman. Dostluğumuz 1966
yılında Devlet Planlama Teşkilatı’nda başlamış ve hiç ara vermeden 60 yıl boyunca sürüp gitmişti.
Ne garip bir rastlantıdır, Timur’la aynı gece ikimiz de Başkent Hastanesi’nin yoğun bakım biriminde yatıyormuşuz ama birbirimizden doğal olarak haberimiz yoktu...
Ve çok sevdiğim iki insanın cenazelerine bile katılamadım.
★★★
Şimdi gelelim konumuza efendim...
Türkiye’de yeni bir salgın, yeni bir furya başladı. Hepimiz değil belki ama çoğunluğumuz dizi izleyicisi yapıldık.
Bu söylediğim bütün kesimler için geçerli... Kim olursak olalım büyük bir
çoğunluğumuz evine girince ister istemez dizilere dalıyoruz. O gece ve bazen de
gündüz saatlerinde bile diziler var.
Bu dizilerde ne ararsanız var!
Karşılıklı ve karşılıksız aşklar, aileler içerisinde dönen dümenler ve entrikalar, hamile kalanlar, tehdit, şantaj, görkemli davetler, para tuzakları, miras hikayeleri...
★★★
Ve bütün bu süreç içerisinde herkesin dikkatini çeken önemli bir durum daha var!
Mafyalar...
Silahlı kavgalar...
İçinde mafya babalarına, mafyalara ve onların aile bireylerine yer vermeyen hemen hiçbir dizi yok.
Peki bu diziler nasıl başlatılıyor, düğmeye nereden ve nasıl basılıyor?
Bu işlerin uzmanı değilim, fazla anlamam ama önce bir sermaye
sahibi bulunuyor.
Sonra sıra senaryo yazarının bulunmasına geliyor.
İyi bir senaryo yazılacak, senaryoda silah dahil çok hareketli sahnelere yer verilecek,
dizinin sonu bilinmeyecek falan filan...
Tabii bu arada çok önemli bir husus daha var.
Dizide oynayacak ‘iyi’ ve ‘çok kaliteli’ sanatçılarla temas kurulacak!
★★★
Her dizide, benim anladığım kadarıyla genç kadınlar, modeller, mankenler çekim yapacak.
Bunların ödemeleri yapılacak.
Kimse küçümsemesin, bu ödemeler çok büyük para gerektiriyor. Bu işin şanı ve şöhreti
piyasayı şimdiden sarmış durumda.
Dizi oyuncuları futbolculara fark atmış.
Eskiden bilirsiniz 5-6 yaşlarındaki çocuklara “Büyüyünce ne olacaksın” diye sorulduğunda hemen hemen hep aynı yanıt gelirdi:
“Futbolcu olacağım!”
Anlayabildiğim kadarıyla bu yanıt şimdi değişmiş!
“Dizi oyuncusu olacağım!”
Bir arkadaşımın torununa gırgır olsun diye bu soruyu sordum ve ufaklık aynen böyle dedi.
★★★
Evet, bizim dizilerde mafya çok önemli! Zaten sahneler de bunu gösteriyor.
Mafya babaları, fedailer, baskınlar, öldürülme kararı çıkanlar, silahlı vuruşma sahneleri...
Tabanca falan değil, o çekimlerde artık otomatik tüfekler bile kullanılıyor.
Şimdi bir düşünün, küçük çocuk aile bireyleriyle birlikte o diziyi seyrediyor. Ölümler, vurulmalar birbirini izliyor...
Kana kan, intikam!
İşin daha da matrak tarafları var!
Gözümle gördüklerimi kısaca anlatayım. Mafya toplantısı yapılıyor, bizim dizi oyuncusu
çıplak mankenler orada... Ve her zaman olduğu gibi kadın oyuncuların üzerinde
mini etekler, göğüsler fora açılmış falan filan...
★★★
Peki ama özellikle siyasi konularda astığı astık kestiği kestik olan bizim RTÜK bu toplumsal cinayetlerle ilgili olarak ne yapıyor?
Herhangi bir kınama yayınladığı, uyarıda bulunduğu oluyor mu?
Hayır, olmuyor!
Bu dizilerde mafyayı izleyen belki yüz binlerce çocuk acaba bu sahnelerden
etkileniyor mu?
Elbette etkileniyor ama iktidarın sopası RTÜK bu rezillikleri ne yazık ki görmüyor, görmek işine gelmiyor.
Sonrasında ise hep birlikte hayıflanıyoruz “Neler oluyor, kim yoldan
çıkarıyor bu çocukları” diye!
Sorumlular belli, işte orada!
RTÜK’ün sadece bir tık uzağında!