Onlar yıllarca Emniyet teşkilatının hemen her rütbesinde her bölgesinde görev yaptı. Bugün yapılan operasyonların benzerlerini onlar yapıyor, yönetiyordu. Hocalarının hemen büyük bir bölümü “Polislik ruhu”yla polis koleji, Polis Akademisi’ni bitirdikten sonra komiser yardımcısı olarak teşkilata katılmışlardı. Onlar şimdi emekli. Ayvalık’ta kadın, erkek, eski emniyet müdürleriyle bir araya gelip anılarını, bugünkü operasyon ve uygulamalarla ilgili görüşlerini sessizce dinledim. Bugün saygıyla andıkları hocalarından söz ederken, bir zamanlar hocalarının verdiği ödevlerin ne kadar anlamsız olduğunu düşünenler, mesleğe başladıklarında bunların boş olmadığını gördüler. Sınav kağıtlarında öğrencilerden memleketlerini de yazmaları istenirdi. Selahattin Toker hocanın Elazığlı olduğunu bilen öğrencileri, sınav kağıtlarına “Elazığ” yazdıkları zaman notlarının beklediklerinin de üstünde olduğunu gördükleri için Elazığlı olmayan da hep “Elazığ” diye yazıyormuş. Derste bir nişan yüzüğü takarken, bir şehit cenaze töreninde konuşacakken neler söylenmesini gerektiğini bile soruyormuş. İşte o günlerde önemsiz gibi görünenler, mesleklerinde hep karşısına çıktı. Hocalarından hep minnetle, saygıyla söz ettiler. KELEPÇELİ GÖRÜNTÜLER Ankara, İstanbul, İzmir emniyet müdürlüğü, Bursa Valiliği görevinde bulunan Orhan Taşanlar, “Polislik bir meslektir. Polis Koleji, Polis Akademisinin 15 Temmuz darbe girişiminden sonra kapatılması son derece yanlış oldu. Başka okullardan polisliğe geçenlerin mesleğe aidiyet duygusuna katkısı olmuyor. Okullarımızda, halkın kendilerine nasıl güven duyması gerektiğini, nasıl güven yaratacaklarını ve güveni nasıl sağlayacaklarını öğreniyorduk. Okullarımızın kapatılması büyük bir eksiklik yarattı ve açılmasının da elzem olduğu görüşündeyiz” dedi. Savcılığa götürülenlerin bazılarına ters kelepçe vurulurken, bazılarının koluna bile girilmiyor. İstihbarat, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlıkları görevde bulunan, “Babalar Operasyonu”nu yöneten isimlerden Emin Arslan şunları anlatıyor: KELEPÇE TAKMASI İÇİN YALVARDIM “FETÖ kumpasında iki arkadaşımla birlikte tutuklanmıştık. Sekiz ay sonra mahkemeye götürülürken cezaevinden sorumlu Jandarma Yarbay İsmail Çetinbaş’tı. Bize kelepçe vurulmayacağını çünkü kelepçe vurmanın bu sevkiyatı yapan görevlinin sorumluluğunda olduğunu, o görevlinin de kendisi olduğunu ve bizim kaçma durumumuz olmadığı için kelepçesiz göndereceğini söyledi. Kendisine sıkıntı yaratacağını, bize kelepçe vurması için adeta yalvardım. Buna rağmen kelepçe vurmadan mahkemeye götürüldük. Mahkememiz ikinci güne kalmıştı. FETÖ yanlısı gazete ve televizyonlarda benim ve iki arkadaşımın kelepçesiz getirildiğimizi, jandarmanın görevini yapmadığını yazdılar, söylediler. Bizin tüm ısrarımıza rağmen İsmail Yarbay bize kelepçe vurdurmadı, ‘kaçarsam sorumluluğun kendisine ait olduğunu, o nedenle ne yazarlarsa yazsınlar kararımdan dönmem’ dedi. Aslında mevzuata göre normali de budur.” ŞAFAK OPERASYONLARI Daha önce KOM, Güvenlik Daire Başkanlığı, Genel Müdürlük basın sözcülüğü görevinde bulunan İsmail Çalışkan, kelepçe takılması ve şafak operasyonları için şunları söyledi: “Polisin kaçma meyilli olanlara kelepçe takması normal. Ama toplumda belli bir yeri olan, kaçma eğiliminde olmadığı bilinenlere, rencide etmek için kelepçe takılması doğru değil. Bunlar, devlet adına da güzel bir görüntü değil. Emniyete davet edildiğinde gelecek kişilerin evlerine şafak baskınları da doğru değil. Kaçma şüphesi varsa savcılığın talimatı üzerine emniyete götürülür. Onları, kameralar eşliğinde getirmek hiç doğru bir yöntem değil. Bir operasyon yapılacağı zaman kimin nerede olduğu zaten önceden belirlenir. Teknik ve fiziki takip yapılır. Yani polisin elinden kaçması mümkün değil. Benim yurt içinde ve yurt dışında hukukçularla, güvenlikçilerle ve diplomatlarla hâlâ devam eden geniş bir dost çevrem var. Bunlarla görüştüğümde şu anda bizde yapılan operasyonlarda, kaçma şüphesi olmayan siyasilere ve diğer kişilere kelepçe vurulmasını ve hep iki güvenlikçi arasında götürülmesini yadırgadıklarını, bunun ülkemiz imajına büyük zarar verdiğini söylüyorlar. Ben de bunu yetkili makamlara defalarca ilettim. Ancak değişen bir şey olmadı.” SİYASET ÖNE ÇIKIYOR Yaz tatilinde geniş bir çevrede halkın, görevde olan ve olmayan meslektaşları iç içe oluyor. Konuşmalarda da eskiden istisna olan bazı konuların şimdi genel bir hal aldığı konuşuluyor. Dahası kıdem ve liyakate yeterince uyulmadığı, bir göreve gelmek için siyasi bağlantı veya bir gruba aidiyetin bulunması gerektiğini düşünüyor. Bu duygu, çalışanların motivasyonunu düşürüyor, çalışmakla terfi alamayacakları duygusuna kapılıyor. Bunun bir an önce giderilmesi müdürlerin ortak dileğiydi. Ünlü polis müdürlerinden Emin Arslan polis ve hukukçu kimliğiyle gözlemlerini şöyle anlattı: “Adalet ve güvenlik makamlarının güvenini en üst seviyeye çıkarmalıyız. Dernek başkanımız İsmail Çalışkan‘la birlikte katıldığımız Ordinaryüs Profesör Sulhi Dönmezer Hocamın düzenlediği toplantılar bizim için çok öğreticiydi. Sulhi Hoca bu toplantılarda belirli bir şey istediğimizde bizi azarlıyor ve kanuna yazılacak maddenin net, herkes tarafından anlaşılır ve farklı makamlar tarafından farklı yorumlanmaması gerektiğini söylüyordu. Özellikle ‘Yasa maddesi don lastiği gibi olmasın, her şeyi içine almasın. Kapsadığı alan belli olsun’ derdi. Sekiz bölgede emniyet, jandarma, hakim ve savcıların, avukatların katıldığı Organize Suçlarla Mücadele Yasası anlatıldı. Şu anda gözlemlediğim toplumda, bazı kanunların net olmadığı duygusu hakimdir. Yaygın operasyonlar sebebiyle insanlarda korku iklimi oluştu.” HEP BU KORKUNUN ESERİ Operasyonlarda tutuklamaların yoğunluğu fırsatçı bir kesimin doğmasına neden oldu. Bunlar genelde partili, partisiz herkese ‘Yetkili makamlarla iyi irtibatları olduğunu’ söyleyerek operasyon sırasının onlara geldiğini, ama engel olabileceklerini söyleyebiliyor. Ayrıca adli makamların ve güvenlik kuvvetlerinin aylarca titiz bir çalışmayla yürüttüğü her türlü kanıtı toplanmış operasyonlar da toplumda gerekli yerini alamıyor. Bu alanda çalışan görevliler yoğun operasyonlar içinde kendi operasyonlarının da kaynadığını ve önemsizleştiğini düşünüyor. Adli güvenlik makamlarına güvenmenin yerini, çoğunlukla korkunun aldığı gözlemleniyor. Bu korku nedeniyle yetkili bir adli makamın veya güvenlik kuvvetinin makamı, ismi kullanıldığında vatandaşlar korkudan sessiz kalabiliyor, ne denirse yapmaktadırlar. Bankaların ve yetkililerin bütün uyarılarına rağmen ‘Bir savcı aradı, bir polis aradı’ diye insanların gayrimenkullerini satmaları, banka kasasındaki altınlarını alıp dolandırıcılara teslim etmeleri benim görüştüğüm çevrelere göre hep bu korkunun eseridir. Çünkü insanlar ‘Ben bir suç işlemedim ki savcı çağırdıysa veya polis çağırdıysa giderim’ diye cesaretle dik duramıyor, ‘Aman polisle, savcıyla veya jandarmayla başım derde girmesin; ne istiyorlarsa yapayım’ diye baştan teslim olmuş vaziyettedir. Bütün görüştüğüm adli ve güvenlikçiler de bu dertten şikayetçi. En yetkili makamlarca buna bir çözüm bulunmalı.” O ŞİMDİ ZABITA DAİRE BAŞKANI İlkokullarda “Andımız”ın kaldırıldığı günlerde, dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Metin Alper, yapılan bir kaçakçılık operasyonuna “Andımız” adını vermiş, operasyon sonucu mermilerle “Andımız” yazılmış basına bu görüntüler verilmişti. Dönemin İçişlere Bakanı Süleyman Soylu, Metin Müdürü o görevden aldı. Sudan’a gönderdi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, güvenilir bir Zabıta Daire Başkanı arıyordu. Eski Bakan Sadettin Tantan’dan destek istedi. Tantan, Emin Arslan’ın önerisi üzerine Metin Alper’i önermişti. Alper, halen İstanbul Büyükşehir Belediyesi Zabıta Daire Başkanı olarak görevini yürütürken, asıl mesleğinden kopmadı. Anılarını Kırmızı Kedi Yayınlarından çıkan “Andımız” kitabında topladı. Metin Alper de görevde olduğu günlerdeki anılarını anlatırken, “Şehit Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ı Özel Harekat üniformasıyla Kars’ta tanıdığını, kendisinin de hep özel harekatçı üniforması giydiğini” övünçle anlatıyor. Emekli müdürler, yılda bir kez de olsa bir araya gelmekten mutlu. Kadın Emniyet Müdürleri de erkek meslektaşlarıyla eski günleri yad ederken duygulanıp göz yaşlarını tutamadığına tanık oldum. Onlardan birisi de gazetecilerin de “Naciye Ablası” Naciye Ekmekçibaşı’ydı...