Bun­dan bir sü­re ön­ce New Yor­k‘­un kla­sik lo­kan­ta­sı Balt­ha­za­r‘­ın ol­du­ğu so­ka­ğı Ame­ri­kan giz­li ser­vi­si baş­tan ba­şa ka­pat­mış­tı. Et­le­ri ve so­ğuk de­niz ürün­le­riy­le meş­hur bu lo­kan­ta­da o cu­mar­te­si sa­ba­hı bel­li ki önem­li bi­ri­le­ri ye­mek yi­yor­du. Me­ğer­se şeh­re Bir­le­miş Mil­let­ler top­lan­tı­sı için ge­len Ab­dul­lah Gül ve ai­le­siy­miş.
Gül Ai­le­si git­tik­le­ri yer­ler­de meş­hur lo­kan­ta­la­rı da de­ni­yor­lar. Bu hal­le­ri bi­le An­ka­ra­’nın ken­di içi­ne ka­pa­nık dün­ya­sın­da baş­lı ba­şı­na bir fark­lı­lık. Di­ğer renk­siz si­ya­set­çi­le­re de ör­nek ol­sun. Sa­nı­rım bu il­gi bir­kaç se­ne ön­ce Was­hing­ton DC’­de­ki Ca­fe Mi­la­no­‘da Hay­rün­ni­sa Gü­l‘­ün ye­mek ye­me­siy­le baş­la­dı.
First lady Gü­l‘­ün git­ti­ği yer­le­rin de­ko­ras­yo­nuy­la da özel­lik­le il­gi­len­diğ­ini tah­min et­mek güç de­ğil. Bi­lin­di­ği gi­bi Çan­ka­ya Köş­kü­‘nün re­no­vas­yo­nunu üst­len­miş­ti Hay­rün­ni­sa Ha­nım. Ki­mi­le­ri­ne gö­re zev­ki tar­tış­ma­lı ol­sa da ar­tık çer­çe­ve­le­ri çü­rü­yen, dö­kül­mek­te olan Köş­k’­ün Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti­‘nin dev­let baş­ka­nı­na ya­kı­şır bir hal al­ma­sı ge­re­ki­yor­du.
Dı­şiş­le­ri Ko­nu­tu­‘nu el­de­ki mal­ze­me­ler­le ye­ni­le­miş­ti; Fa­tih Al­tay­lı be­ğen­me­di­ği­ni yaz­mış­tı.
Hay­rün­ni­sa Ha­nı­m‘­ın Ta­rab­ya­’da­ki
Köş­k’­te yap­tı­ğı ye­ni­lik­ler­se gi­den­ler ta­ra­fın­dan be­ğe­nil­miş.
Geç­ti­ği­miz haf­ta, ses­siz sa­kin bir İs­tan­bul ge­ce­sin­de Hay­rün­ni­sa Gül kim­se­le­re gö­rün­me­den şeh­re gel­miş­ti. Bel­li ki met­hi­ni duy­muş ol­ma­lı ki he­men so­lu­ğu Eti­le­r‘­de ye­ni açı­lan bir lo­kan­ta­da al­dı.
Bu ara­lar he­men her­kes Eti­le­r‘­de­ki
Fe­ni­x‘­te ma­sa kap­mak, ora­da gö­rün­mek için bir­bi­riy­le ya­rı­şı­yor. He­men her ge­ce do­lu ve İs­tan­bul ser­ma­ye­si­nin es­ki ve ye­ni pa­ra­la­rı ora­da kay­na­şı­yor. De­ko­ras­yo­nu da mu­az­zam; za­ten bu ko­nu­da ulus­la­ra­ra­sı şöh­reti olan Zey­nep Fa­dıl­lı­oğ­lu­‘nun im­za­sı­nı ta­şı­yor. An­drew Mar­tin iç mi­ma­ri ödü­lü sa­hi­bi ve Ağa Han ödü­lü için fi­na­list olan Fa­dıl­lı­oğ­lu tam bir va­ha ya­rat­mış Eti­le­r’­in or­ta­sın­da. Ha­ki­ka­ten içe­ri­ye gir­di­ği­niz­de göz­le­ri­ni­zi ala­mı­yor­su­nuz.
De­ko­ras­yo­na ne­re­dey­se bir pro­fes­yo­nel ka­dar il­gi­li Hay­rün­ni­sa Gül de Fe­ni­x‘­i de­tay­lı bir şe­kil­de in­ce­le­di.
Bu zi­ya­re­tin bir baş­ka an­la­mı da­ha var ta­bi­i ki. Bir sü­re­dir An­ka­ra­’da cid­di bir yol ay­rı­mı gö­ze çar­pı­yor: Tür­ki­ye kar­puz gi­bi iki­ye bö­lün­dü­ğün­den be­ri bir ta­raf ku­tup­laş­ma­yı art­ır­mak için uğ­ra­şı­yor, Çan­ka­ya Köş­kü ise di­ya­lo­ğa da­ha açık bir me­saj ve­ri­yor.
Bu açı­dan Be­yaz Türk­le­r‘­in bir nu­ma­ra­lı ma­be­di olan Fe­ni­x‘­e Hay­rün­ni­sa Gü­l‘­ün zi­ya­re­ti, son gün­le­rin mo­da ta­bi­riy­le söy­le­mek ge­re­kir­se, ga­yet ma­ni­dar.

Pensilvanya’ya uyarı

Bİr­kaç se­ne ön­ce­si­ne gi­de­lim. Tur­gay Ci­ner o za­man­lar Sa­ba­h‘­ın sa­hi­bi ve şir­ke­ti hal­ka aç­mak is­ti­yor. Ya­vuz Se­mer­ci ise Va­tan ga­ze­te­sin­de kö­şe ya­zar­lı­ğı ya­pı­yor. Va­tan gü­ya ba­ğım­sız ama Do­ğan ta­ra­fın­dan des­tek­len­di­ği bi­li­ni­yor, za­ten bir sü­re son­ra da Do­ğan Gru­bu­‘na sa­tı­lı­yor.
Tur­gay Ci­ner eğer Sa­ba­h‘­ı hal­ka aç­sa bü­yük ge­lir el­de ede­cek. Bu da do­ğal ola­rak en bü­yük ra­ki­bi Do­ğan Gru­bu­‘nu zor­la­ya­cak.
Dev­re­ye her dö­ne­min kul­la­nış­lı eko­no­mi ga­ze­te­ci­si Ya­vuz Se­mer­ci gi­ri­yor ve Ci­ne­r‘­e sa­vaş açı­yor, ar­ka ar­ka­ya ya­zı­lar ya­zı­yor Sa­ba­h‘­ın hal­ka açıl­ma­sıy­la il­gi­li. Va­tan da o ya­zı­la­rı ga­yet gü­zel su­nu­yor ve Sa­ba­h‘­ın hal­ka açıl­ma­sı ip­tal edi­li­yor. Şim­di Tur­gay Ci­ner Ha­ber­tür­k’­ün sa­hi­bi, Ya­vuz Se­mer­ci de o ga­ze­te­nin kö­şe ya­za­rı.
Ci­ner ik­ti­dar­la ara­sı­nı dü­zelt­mek için her şe­yi ya­pı­yor, hat­ta sü­per­mar­ket­çi Alo Fa­ti­h‘­i ya­ni Fa­tih Sa­ra­ç‘­ı bi­le med­ya ku­ru­mu­nun te­pe­si­ne atı­yor. Baş­ba­kan sık sık Alo Fa­ti­h‘­i arı­yor, fır­ça­lı­yor, ta­li­mat ve­ri­yor. 17 Ara­lık son­ra­sı ya­yın­la­nan ta­pe­ler­de Alo Fa­ti­h‘­in med­ya­yı teh­dit un­su­ru ola­rak kul­lan­dı­ğı­nı da öğ­re­ni­yo­ruz. Me­se­la Türk Te­le­ko­m‘­un Di­gi­turk iha­le­si­ne gir­mek is­te­di­ği, Alo Fa­ti­h‘­in de Te­le­kom yö­ne­ti­ci­le­ri­ni teh­dit et­ti­ği de ka­yıt­lar­da. “E­ğer bu iha­le­le­re gi­rer­se­niz ben de Te­le­kom por­no­cu ol­du di­ye ha­ber yap­tı­rı­rı­m” di­ye teh­dit edi­yor Alo Fa­tih. Ha­ki­ka­ten de o ha­ber ya­pı­lı­yor. Ha­ber­tür­k‘­ün in­ter­net si­te­sin­de­ki ha­be­ri tık­lı­yo­rum, için­de bir lin­k’­e yön­len­di­ri­li-­yo­rum: Ga­ze­te­por­t‘­un özel ha­be­ri için tık­la­yın. Ga­ze­te­por­t‘­un sa­hi­bi ise... Evet... Ya­vuz Se­mer­ci.
İs­ter is­te­mez dü­şü­nü­yo­rum, Alo Fa­tih bir ta­li­ma­tı da Ya­vuz Se­mer­ci­‘ye mi ver­miş. So­nuç­ta Se­mer­ci­‘yi bi­li­yo­rum, o ara­lar kim işi­ne ge­lir­se onun bo­ru­su­nu öt­tü­rür.
17 Ara­lı­k’­tan son­ra Er­do­ğan, an­la­dık ki Ci­ne­r‘­i sil­di, ta­pe­le­re bi­le yan­sı­dı. İşin acık­lı ta­ra­fı kim­se­nin cid­di­ye al­ma­yıp umur­sa­ma­dı­ğı Ya­vuz Se­mer­ci­‘yi de oku­yup şi­ka­yet edi­yor­muş Er­do­ğan, bu da ka­yıt­lar­da var.  Ve geç­ti­ği­miz gün­ler, se­çim er­te­si... Ya­vuz Se­mer­ci ani­den Pen­sil­van­ya­‘ya zi­ya­re­te git­ti, Fet­hul­lah Gü­le­n‘­le ko­nuş­tu, fo­toğ­raf pay­laş­tı. ‘Off the re­cor­d’­muş, ga­ze­te­ci Se­mer­ci ora­dan ga­ze­te­ci­lik ya­pa­ma­dan dön­dü.
Son za­man­lar­da Ce­ma­at‘­te­ki dost­lar­dan çok du­yu-yo­rum: Hep­si bi­zim içi­miz­de ye­tiş­ti, dost bil­dik, bi­zi ar­ka­dan vur­du­lar. Me­se­la Ni­hal Ben­gi­su Ka­ra­ca­‘dan sık sık şi­ka­yet edi­yor­lar. Ga­li­ba Ce­ma­at pek adam seç­me­yi bil­mi­yor. Şim­di de Ya­vuz Se­mer­ci­‘ye bel bağ­la­dık­la­rı­na gö­re. Ney­se, ben ha­tır­lat­mış ola­yım.

Rastgele sohbetler

Taksici bana anlatıyor: “Tayyip Erdoğan 17 bin kilometre yol yaptı, havalimanları yaptı, Ortadoğu’nun lideri oldu Türkiye.” Hiç uçağa binmemiş, hiç yurtdışına çıkmamış, gününü İstanbul trafiğinde geçiriyor.

Bebek’te yürüyüş denen şey: Eşofmanlar giyilmiş, koşu ayakkabıları seçilmiş, güneş gözlükleri takılmış ve Bebek’te eski Ab’bas’la Hisar arasında salına salına yürünüyor. Üzgünüm ama bu dediğiniz şey yürüyüş değil.
Siyaset orucu: Seçim öncesi Beyaz Türk mekanlarında sadece ama sadece siyaset konuşulu-yordu. Şimdi 17 Aralık hiç yaşanmamış, hatta seçimler hiç olmamış gibi bir hava. Yaz tatili planları, restoranlar, alışveriş. Bir arkadaşımın dediği gibi “Fuat Avni’yi de takibi bıraktım, oh be rahatladım, yeter artık.”
Doğu Perinçek’le telefon: Haksız yere yıllarca hapiste tutulduktan sonra geçenlerde özgürlüğe kavuşan Doğu Perinçek‘e bir geçmiş olsun telefonu açtım. Perinçek içeri girdiğinde bambaşka bir dünya vardı: Sosyal medya, Arap Baharı, yol-
suzluk iddiaları öncesi, Mandela’nın yaşadığı bir dünya. Perinçek‘e hapisten çıktığındaki Türkiye’yi nasıl bulduğunu sordum, “Değişmiş mi” dedim. Bir an duraksadı, sonra “Türkiye değişecek, iki yıl içinde değişecek hem de, göreceksin” dedi. Yıllar siyasetçiliğinden hiçbir şey götürmemiş belli ki.

MODA'YA GÖÇ BAŞLADI

İstanbul’da bir ada

Mo­da­’da Bu­ket Uzu­ne­r‘­le bir öğ­le­den son­ra. Haf­ta ­içi gün­düz vak­ti so­kak­lar­da hiç ha­re­ket yok, sem­tin es­ki sa­kin­le­ri­nin ya­nı­sı­ra ye­ni ye­ni bu­ra­yı keş­fe­den genç­ler, özel­lik­le de Türk hips­te­r’­la­rı tek tük gö­rü­nü­yor.
Mo­da­’nın za­man za­man dur­muş gi­bi bir ha­va­sı var­dı, şim­di tam an­la­mıy­la İs­tan­bu­l’­un için­de bir ada ol­muş. Bu ha­liy­le bü­yü­le­yi­ci. Gi­de­rek da­ha faz­la in­san­dan “kar­şı­”ya ta­şın­ma fik­ri­ni du­yu­yo­rum ve bu soh­bet­ler­de sık sık Mo­da gün­de­me ge­li­yor. Ha­yat tar­zı­na mü­da­ha­le edi­le­me­ye­cek öz­gür bir alan ara­yı­şı­nı an­la­ya­bi­li­yo­rum. Son dört-beş yıl­dır Mo­da­‘ya yo­ğun bir göç baş­la­dı. Bu­ket Uzu­ner bir yan­dan ye­ni ro­ma­nı “Top­ra­k”­ı bi­tir­-me­ye ça­lı­şı­yor, di­ğer yan­dan ye­ni kay­bet­ti­ği an­ne­si­nin ar­dın­dan ya­ra­la­rı sa­rı­yor. Gün­de­li­ğin da­yat­ma­sı­nı her za­man­ki gi­bi ya­za­rak aş­ma­ya ça­lı­şı­yor, ama bu se­fer sar­sın­tı -an­ne kay­bı- çok sert vur­muş.
Ve ye­rel si­ya­set­te de Bu­ket Uzu­ne­r‘­in adı­nı gö­rü­yo­rum. Ka­dı­kö­y’­de­ki Ca­fe­ra­ğa Ma­hal­le­si­’n­de ih­ti­yar he­ye­ti­ne se­çil­miş, kar­şı kom­şu­su Enis Fos­fo­roğ­lu­‘y­la bir­lik­te. Muh­tar Zey­nep Ay­ma­n‘­ın lis­te­sin­de­ki bir baş­ka ya­zar da Ana­is Mar­tin.
İh­ti­yar he­ye­ti ay­da bir top­la­nıp ma­hal­le üze­ri­ne tar­tı­şa­cak.

KONU THY

Bir tebrik, bir eleştiri

Türk Ha­va Yol­la­rı­’nın Ata­türk Ha­va­li­ma­nı dış hat­lar­da­ki ye­ni CIP sa­lo­nu­nu an­cak ge­ze­bil­dim. Ni­ha­yet yol­cu­luk ön­ce­si üs­tüs­te otur­mak­tan kur­tul­duk, alt kat­ta kos­ko­ca­man bir alan da­ha ya­pıl­mış. Ta­bi­i bu ara­da ye­mek­ler de art­mış. Ar­tık lo­un­ge­‘da ta­ze si­mit bi­le ya­pı­lı­yor.
Ben he­men man­tı­yı de­ne­dim. El ya­pı­mı. Ha­mu­ru gö­zü­nü­zün önün­de açı­lı­yor. Mü­kem­mel­di. Bir gün ön­ce Tür­ki­ye­’nin en iyi lo­kan­ta­la­rın­dan Bor­sa­‘da de­ne­miş­tim, ya­rat­tı­ğı ha­yal kı­rık­lı­ğı kar­şı­sın­da ade­ta üzül­müş­tüm.
Keş­ke THY lo­un­ge­’un­da­ki man­tı­yı dı­şa­rı­da da yi­ye­bi­le­ce­ği­miz bir yer ol­sa... Sa­lon­da man­tı yi­yin­ce uçak­ta da bir gü­zel uyu­dum, ha­va­da ik­ram edi­len man­tı­yı ise yi­ye­cek hal­de de­ğil­dim ar­tık.
Bu işin teb­rik kıs­mıy­dı, bir de eleş­ti­rim var.
Fark et­tim ki, uçak­lar­da­ki ye­mek tep­si­le­ri yi­ne de­ğiş­miş. O pe­ri ba­ca­la­rı şek­lin­de­ki tuz­luk-bi­ber­lik ye­ni­den göz­den ge­çi­ril­me­li. Hem ge­lir­ken, hem gi­der­ken bu tuz­luk­la­rın na­sıl ak­tı­ğı­nı çöz­me­ye ça­lı­şan yol­cu­lar gör­düm. Da­ha­sı, akı­şı ayar­la­na­mı­yor da. Ya hiç ak­mı­yor,
ya çok akı­yor.