Futbol sadece futbol değildir. Bazen tarih, bazen hayatın kendisi, bazen inandıklarının yansıması... Yüzlerce farklı biçimde de olsa futbol, sosyolojik tezlerin parçasıdır. Bazısının hayatı, bazısının da hayatının bir parçası. Bunları neden mi söylüyorum? Futbolu oynayanların, paydaşlarının da insan olduğunu ve yeşil saha dışında da bir hayatları olduğunu unutturmamak için...

Süper Lig'de takım fark etmeksizin sezon başından bu yana sosyal medya zorbaları ve eleştiri ile hakareti karıştıranların sayısı inanılmaz derecede arttı. Sezon başında Beşiktaşlı oyuncular sosyal medya hesaplarını askıya aldı, yetmedi kulüp açıklama yaptı ve pankart açarak taraftarına seslendi. Baskıya dayanamayıp takımdan ayrılan, formu dipleri gören isimler de oldu.

Üç kulvarda yarışan, dışarıdan bakınca bahar tablosu çizen Galatasaray'da da oyuncular yine haddini aşan tepkilerin hedefi oldu. Uğurcan Çakır, hayati kurtarışlar yaptığı maçların ardından şarkılı gönderme yapmak zorunda kalırken Beşiktaş maçında gününde olmayan Gabriel Sara, maç sonunda sosyal medya hesaplarını askıya aldı.

Fenerbahçe'de ise En Nesyri'nin yorumlardan ve stattaki tepkilerden ötürü gemileri yaktığını bizzat Sayın Sadettin Saran dile getirdi. Asıl bardağı taşıran nokta ise, oyuncu ailelerinin bu zehirli dile maruz kalması oldu.

Fenerbahçe'nin Samsunspor ile oynadığı maçta tepkilerin hedefi olan Mert Müldür de sosyal medya zorbalarından nasibini aldı. Sahadaki performansını eleştirmekle yetinmeyenler oyuncunun nişanlısına da hakaretlerde bulundu. Ederson'un eşi ise sosyal medyada taraftarlarla girdiği ikili münakaşalar sebebiyle sürekli gündemde.

Şampiyonluk beklentisi içinde olan taraftar, bu emel için mücadele eden futbolcunun değer verdiklerini hedef alırsa, performansını iyileştirmesini nasıl bekleyebilir ki? Madalyonun bir de farklı bir yüzü var. Süper Lig'de en az bir maç kötü oynamış hemen her yabancı futbolcunun sosyal medyalarında yüzlerce yorum var. Ailelerine, eşlerine, kendilerine yöneltilen hakaretler, tehdide varan ifadeler... Sosyal çürümenin futbol ayağı ülke imajına da, ligin marka değerine de akıl almayacak düzeyde hasar veriyor.

Delinin biri kuyuya taş atar da kırk akıllı çıkaramaz ya işte tam da öyle büyüyen bir tavır ve bu sosyal medya zorbalarına dahil olan kitleler var. Futbol tutku işi, burada hemfikiriz ancak bu tutku, destek veya taraftarlık değil. Saygı çizgisinin çoktan aşıldığı noktada yetkililerin duruma el koyma vakti çoktan geldi de geçiyor. Yetkili merciler gerekeni yapmazsa tıpkı En Nesyri gibi Süper Lig'den kaçmak isteyen oyuncular artacak ve hatta sanki yeterince sorun yokmuş gibi yeni isimler getirmek daha da zorlaşacak.

Futbolcuların aileleri, futbolun bir parçası değil. Taraftarın bunu aklından çıkarmaması, kulüplerin de kangren haline gelen durumun üzerine düşmesi şart. Süper Lig'e transfer edecek oyuncu bulamayacak hale gelmeden bu konuya çözüm aranmazsa bataklığın dibi ile aradaki mesafe iyiden iyiye daralacak.