“Berat Albayrak’ın ne yaptığı ileride çok daha iyi anlaşılacak.”

Dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, 10 Ağustos 2020’de bir televizyon programında kurmuştu bu cümleyi.

Aradan 5,5 yıl geçti.

Gelin hep birlikte bir mukayese yapalım..

*

Berat Albayrak, Hazine ve Maliye Bakanı olarak göreve geldiğinde tarih Temmuz 2018’di.
Enflasyon yüzde 15,85.

Görevi bıraktığı Kasım 2020’de yüzde 14,03.

Hatta 2019’un Eylül ve Ekim aylarında enflasyon tek haneyi görmüştü.

Merkezi yönetim borç stoku 969 milyar TL idi.
O günün kuruyla 206 milyar dolar.

Görevi devrettiğinde borç
1,87 trilyon TL, yani yaklaşık 227 milyar dolar oldu.

Dolar bazında artış?
Sadece yüzde 10.

Kurumlar vergisi yüzde 23’tü.
KDV sistemi 1-8-18 idi.

Hayatımızda;
#Dijital Hizmet Vergisi,
#Konaklama Vergisi,
#Değerli Konut Vergisi,
henüz yoktu.

2019’da Türkiye 1,7 milyar dolar cari fazla verdi. İhracatın ithalatı karşılama oranı, 1957’den bu yana ilk kez yüzde 86’ya çıktı.

Bütçe açığının milli gelire oranı ise, 2018-2019-2020 döneminde sırasıyla:

%1,9 – %2,9 – %3,5

Bir başka önemli başlık…

Türkiye’nin yurtdışındaki altınlarının ülkeye transfer edilmesi.
Sessiz ama stratejik bir operasyondu.

Peki bugün?

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 4 Haziran 2023’te görevi devraldı.

Ve meşhur cümleyi kurdu:

“Rasyonel zemine dönüş.”

Önceki bölümde yer alan aynı parametrelerden devam edelim.

Göreve geldiğinde enflasyon %39,59 idi.
Bugün  %30,65 seviyesinde.

Ama arada ne oldu?

Mayıs 2024’te %75,45.

Ve enflasyon hâlâ 30’un altına inemedi.

Merkezi yönetim borcu devralındığında
4,74 trilyon TL
(yaklaşık 229 milyar dolar).

Bugün:

14,26 trilyon TL
yaklaşık 329 milyar dolar.

Yani 2,5 yılda:

👉 100 milyar dolar ek borç
👉 TL bazında %200,
👉 dolar bazında %44 artış.

Vergi cephesine bakalım.

Kurumlar vergisi %25’e çıktı.
Finans sektöründe %30.

KDV oranları 8-18’den 10-20’ye yükseldi.

Akaryakıt, tütün ve alkollü içkilerde ÖTV,
altı ayda bir ÜFE’ye endekslenerek otomatiğe bağlandı.

Mevduat stopajı arttı. 6 aya kadar olanlar 17,50’ye kadar yükseldi.
Yurt dışı çıkış harcı 150 TL’den 1.250 TL’ye çıktı.

Birçok vergi istisnaları kaldırıldı.
Küresel asgari kurumlar vergisi beklerken piyangodan yüzde 10 yurt içi asgari kurumlar vergisi geldi.

Dördüncü geçici vergi geri döndü.
Taksici esnafı başta olmak üzere birçok basit usul esnaf gerçek usule alındı ve KDV/Gelir Vergisi mükellefi yapıldı.

En manasız vergi olan damga vergisi bile Eylül/2025’de nasibini aldı ve artırıldı.

Almanlar TOGG’u daha ucuza aldı. Araç ÖTV’leri artırıldı.

2025 yılında emlak vergileri üç kat arttı.
Araç alım satımına yeni vergi geldi.

Sadece 2025’te
30’dan fazla vergi düzenlemesi yapıldı.

(Usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları başta olmak üzere tapu harçlarında vergi ziyaı cezası artışları gibi daha uzun uzun sayacağım liste var ama ben yazarken yoruldum.)

Cari açık verilmeye devam etti.
Bütçe açığının milli gelire oranı ise:

%5,2 – %4,9 – %4,2

*

Kamu maliyesi, vergi politikası ve temel ekonomik göstergeler yan yana konulduğunda…

Tartışması zor bir gerçek ortaya çıkıyor:

Rakamlar,
Albayrak döneminin
bugünkü tabloya kıyasla
daha dengeli ve verimli olduğunu gösteriyor.

Şimşek döneminin iki temel sorunu var.

Birincisi, sonuç üretmeyen enflasyon mücadelesi.

İkincisi…

Vatandaşın hayatına atom bombası gibi düşen
bitmeyen vergi yağmuru.

Görünen o ki mevcut ekonomi yönetimi görevde kaldığı sürece vergi düzenlemeleri de bitmeyecek.

Nasıl ki Trump sahnedeyken altının düşme ihtimalinin olmaması gibi…

Türkiye’de de maliye politikası artık
“vergiyle nefes alma” dönemine girmiş durumda.

*

Başa dönelim.

Berat Albayrak’ın sözüne…

Muhteşem bir dönem miydi?
Hayır.

Hatasız mıydı?
Elbette değil.

Ancak bir gerçek var:

Neredeyse tüm ekonomik veriler daha iyiydi.

Maliye Bakanlığı’nda müfettiş olarak görev yaptığım yıllardan da biliyorum…

Albayrak’ın en büyük eksikliği, yardımcılarının hazine ve maliye geleneğinden gelmemesiydi.
Köklü maliye bürokrasisini geç tanıdı.

Bir de yeni yönetim sistemi içinde
Cumhurbaşkanı’nın damadı olması nedeniyle
ekonomi tartışması çoğu zaman siyasal baskıya dönüştü.

Bugün geriye dönüp baktığımda…

Kendisini sert biçimde eleştirmiş biri olarak şunu söylemekten kaçınmıyorum:

Bazı dönemler,
ancak sonrakiler gelince anlaşılır.

Ve evet…

Galiba o cümlenin altına bugün ben de imza atıyorum.

Peki şimdi asıl soru şu:

2009-2015 arasındaki ilk
Mehmet Şimşek döneminden sonra ikinci Şimşek dönemini gördük.

Acaba…

Türkiye yeniden ikinci Albayrak dönemini de görecek mi?