Yeni yıl geldi, salonlar doldu, sosyal medya “yak, zorla, sınırları aş” çağrılarıyla kaynıyor. Ama bilim insanları tam bu noktada can sıkıcı bir cümle kuruyor...

“İnsan bedeninin yakabileceği kalori miktarının bir üst sınırı var. Ve bu sınır, en dayanıklı sporcularda bile aşılamıyor.”

Bu bilgi bir spor dergisinden değil, Wall Street Journal’da yer alan ve ABD’de üniversiteler tarafından yürütülen bilimsel bir çalışmadan geliyor.

Araştırma, ultra maraton koşan elit sporcuları izliyor. Bunlar bir günde 10 bin kaloriye yakın enerji harcayabilen insanlar. Ama sorun tam burada başlıyor. Bu tempo aylarca sürdürülemiyor. Yaklaşık altı ay sonra vücut bir duvara çarpıyor.

★★★

Bilim insanlarının tespit ettiği sınır belli.

İnsan vücudu, uzun vadede bazal metabolizma hızının ortalama 2.5 katından fazlasını sürdürülebilir biçimde yakamıyor.

Bazal metabolizma dediğimiz şey, vücut hiç hareket etmezken bile hayatta kalmak için yaktığı enerji.

Örnekle anlatırsak...

Yaklaşık 68 kilo ağırlığında bir insanın istirahat halinde günlük enerji ihtiyacı 1700 kalori. Bunun 2.5 katı, aylar boyunca her gün 4 bin kalori yakmak demek. Araştırmaya göre bu düzey, insan biyolojisinin uzun vadeli tavanı.

Çalışmada 14 üst düzey sporcu bir yıl boyunca takip edilmiş. Ölçümler sıradan tahminlerle değil; izotoplu su yöntemiyle, yani vücudun enerjiyi ne hızla tükettiği doğrudan hesaplanarak yapılmış.

★★★

Sonuçlar çarpıcı...

Sporcular kısa süreli yarışlarda bazal metabolizmanın 7 katına kadar çıkabiliyor. Günlerce, hatta haftalarca bu tempo sürdürülebiliyor. Ama aylar geçtikçe bedel başlıyor. Vücut bu açığı yağ ve protein depolarını yakarak kapatıyor. Kilo kaybı, kas erimesi ve düşen performans kaçınılmaz oluyor.

Araştırmadaki sporculardan biri yaklaşık 3 bin 500 kilometrelik bir parkuru iki aydan kısa sürede tamamlıyor. Bu süreçte metabolizması bazal hızın 4 katında çalışıyor. Ama sonrasında 4 hafta neredeyse tamamen dinlenme, kaybedilen kiloları ve gücü geri kazanma çabasıyla sürüyor.

Bu yüzden bilim insanları “İki ay çok iyi çalışan bir antrenman programı, beş ay boyunca uygulandığında vücudu çökertiyor” uyarısı yapıyor.

Köşeye taşımamızın nedeni tam olarak da bu...

Sorun irade eksikliği değil.

Sorun “daha çok yakarsam daha sağlıklı olurum” fikrinin biyolojiye aykırı olması.

İnsan bedeni borçlanabilir. Saatlerce, günlerce, haftalarca...

Ama aylar boyunca değil.

Ve o borç, er ya da geç faiziyle geri isteniyor.

Siz hangi hayvansınız: Ayı mı, Baykuş mu?

Daha erken kalkmak, daha üretken olmak, hatta “sabah 5’te hayata başlamak” sosyal medyada neredeyse bir erdem gibi sunuluyor. Oysa bilim insanları bu modaya mesafeli. Araştırma yine The Wall Street Journal’dan...

Uyku uzmanları insanları üç ana gruba ayırıyor.

Toplumun yüzde 15-20’si “tarla kuşu...” Sabah 6-6.30 gibi doğal olarak uyanıyor, erken saatlerde zihni açık. Bunların küçük bir bölümü gerçekten sabah 5 insanı.

Bir yüzde 15-20’lik kesim ise “baykuş...” Akşamları canlanan, geç yatıp geç kalkanlar.

Geriye kalan yüzde 55-65’lik büyük çoğunluk ise “ayı...” Sabah güneşiyle uyanabilen, gün ortasında, yaklaşık 10.00-14.00 arasında en verimli olanlar. Güneş batınca da yorulup uykusu gelen grup bunlar...

Sorun şu...

Ayı ya da baykuş olup tarla kuşu gibi yaşamaya çalışırsanız, vücut buna kısa sürede itiraz ediyor. Uykusuzluk; kalp sorunları, bağışıklık sisteminin zayıflaması, depresyon ve uzun vadede bunama riskini artırıyor.

ABD’de yapılan anketler de tabloyu destekliyor. Halkın yüzde 57’si daha fazla uyursa kendini daha iyi hissedeceğini söylüyor. Yüzde 20’si ise gecede beş saat ya da daha az uyuyor. Bu oran 1940’larda yalnızca yüzde 3 idi.

Kendinize şu soruları sorun...

Sabahları zor mu uyanıyorsunuz? 

Güne başlamak için kahve şart mı?

Hafta sonları daha geç mi kalkıyorsunuz?

Cevaplar “evet” ise sorun irade değil, biyoloji. Uyku, zorla dizginlenecek bir düşman değil. Hangi hayvan olduğunuzu bilmeden kurulan alarm, verim değil yorgunluk üretiyor.

Yeni yıl hedefi belki de şu olmalı...

Daha erken değil, kendinize uygun saatte uyanmak.