‘Nerede kalmıştık?’ başlıklı ilk yazımdan sonra, Galatasaray camiasından ve okurlardan gelen olumlu tepkiler;‘bana her şer’de bir hayır vardır’ diye düşündürttü. Kısa ama zorunlu bir aradan sonra yeniden hem de Sözcü gibi saygın ve etkili bir mecrada yazmak da ruhuma çok iyi geldi. Bu vesile ile bana direk ulaşanlar kadar bir şekilde iyi dileklerini ileten gönül dostlarına ve Galatasaray sevdalılarına samimi destekleri için tekrar teşekkür ederim.
Uzun yıllar içinde edindiğim deneyimler ışığında Galatasaray’ı diğerlerinden ayıran en önemli farkın ve gücün kaynağının sağlıklı ve yol gösteren muhalefet anlayışı olduğunu söyleyebilirim. Hatta kimi zaman dostlarıma, tanıdıklarıma serzenişte bulunur ve: ‘olumlu şeyler yazınca değil eleştiri yapınca mutlu oluyorsunuz. Telefonum en çok en sert tondaki yazılarımdan sonra çalıyor’ derim. Oysa ben, ‘marifet iltifata tabidir’ düsturu ile taş-taş üstüne koyanları, işini doğru ve ahlaklı yapanları takdir etmeli ve onları cesaretlendirmeliyiz diye düşünürüm. Bu sebeple bu sütunları, bu köşeyi bugüne kadar olduğu gibi ve bundan sonra da, bir denge, bir hakkaniyet ile ve sizlerin-kamuoyu adına meşgul ettiğimizin bilinci ile hareket edeceğimi özellikle belirtmek isterim.
Baştan hiç dolanmadan söyleyeyim, kanaatimce, Galatasaray’ın son dört yılın şampiyonu olmasına rağmen son zamanlarda yaşadığı türbülansın en büyük sorumlusu Galatasaray Genel Kurulu’dur. Şimdilerde daha çok gün yüzüne çıkan savrulmaların tek nedeni Dursun Özbek değildir; Özbek bir sonuçtur. O veya bu nedenlerle, Galatasaraylı üyeler, taraftarlar iyi niyetli de olsa Özbek ve bazı arkadaşları tarafından yaratılan bir ilüzyonla adeta narkoz etkisinde dört sene geçirdiler. Meşhur ‘top çizgiyi geçti’ söylemi asırlık bir camiayı esir aldı. Ard-arda gelen şampiyonluklar yapılan tüm yanlışların üstünü kadife bir örtü gibi kapattı-kararttı. Bu süreçte daha önceleri Galatasaray sisteminde çalışan iç denetim mekanizmaları çalışmadı, çalıştırılmadı. Ülkenin genel olarak yaşadığı vasatlık sorunu Galatasaray’ı da esir aldı. Bugün bunun etkilerini Galatasaray özelinde hemen her alanda, her olayda görüyoruz. Galatasaray gündeminde yaşanan olumsuz gelişmeleri, adli vakaları, plansız davranışları hep bu vasatlık üzerinden değerlendirmek gerekiyor. Bahsini ettiğim bu vasatlık yeni üye seçiminden başlayıp yönetici seçimine kadar bilinçli bir tercih olarak Galatasaray camiasında baskın bir hal alıyor. Çünkü Dursun Özbek yanında güçlü kimse olsun istemiyor. Kazara aradan sıyrılıp biraz güçleneni de kısa sürede devre dışına itiyor, tutunacak dal bırakmıyor. Tutunacak dal demişken aklıma Erden Timur geldi. Başkan Özbek etrafına Erden’in kulübe 3 milyon dolar borcu var derken Erden borcum yok diyor. Biz de bu konuda somut bilgimiz olmadığı için iki soru soruyoruz. Birincisi biz bu borcu neden kulüp bilançolarında veya Sportif de görmüyoruz, ikincisi de bu konuda neden taraflar, Özbek ve Erden bir araya gelip dar katılımlı da olsa bir masa etrafında buluşup bu konuyu sonuçlandırmıyorlar. Hodri meydan..
Diğer yandan; Özbek’in Galatasaraylılar üzerindeki ilüzyonunda kullandığı en büyük diğer manivela ise inşaat çılgınlığı. Öyle ki; projelerin çimento kokusu Galatasaraylıları adeta uyuşturdu, gerçek gündemler unutuldu.Dursun Özbek ilk göreve geldiğinde eski başkanlardan Selahattin Beyazıt zamanında alınan 1.000.000 metrekarelik Riva arsasının getirisini Galatasaray için kullandı belki ama günün sonunda oradan gelen ekmeğide sadece Özbek dönemi yönetimleri yedi ve halen de yiyor. Oysa buradan bugüne kadar ne para geldi, nerelere harcandı ve önümüzdeki süreçte daha ne kadar para gelecek net ve basit olarak kamuoyuna açıklanmış değil. Bir takım grafikler, sayfalarca raporlar arasında aslında üç rakamla anlatılacaklar tam anlaşılamadan arada kaybolup gidiyor. Bu konuda ilk genel kurulda bir özerk denetim ve durum tesbit komisyonu kurulmasında fayda var.
Riva gibi, Galatasaray’ın Florya’daki tesislerinin olduğu arazisini de önceki Galatasaray yönetimleri satın almıştı. Buradaki tesislerin yanındaki yeni arazi ise Dursun Özbek tarafından satın alındı ama bunun ödemesiMecidiyeköy’deki kulübe ait arsaya yapılan binadaki yerlerin satışından karşılandı. Oysa Mecidiyeköy deki binanın arazisi de zaten Alp Yalman döneminde Galatasaray’a kazandırılmış bir yerdi. Yani Selahattin Beyazıt’ın aldığı Riva arazisi, Ali Uras döneminde alınan Florya tesisleri arazisi, Alp Yalman döneminde alınan Mecidiyeköy’den gelen parayla alınan ek Florya arazisi, Mustafa Cengiz döneminde alınan Kemerburgaz arazileri üzerinde Dursun Özbek TOKİ öncülüğünde büyük inşaat projelerine girişti. Bunlar belki de mecburen yapılması gereken işlerdi ama yöntem yanlışları, şeffaf olmayan ihale süreçleri yanında daha da mühimi sanki tüm bu arazileri Özbek kendisi Galatasaray’a gelirken yanında getirmiş gibi bir hava yaratıldı camiada. Elbette yapılanları önemsiyorum ama 121 yıllık Galatasaray birikimini tümüyle kullanan Özbek yönetimlerinin kerameti kendinde bulmasına ve bunu emsalsiz bir başarı hikayesi olarak kullanmasına da itiraz ediyorum.. Bu gayri hakkani ve gerçeklere aykırı durumun ve tutumun Galatasaraylıları esir almasına hayır diyorum. Diğer yandan Florya arazisi inşaatında Ünal Aysal döneminde yapılan planlama ile inşaat alanı ve buna bağlı bina yükseklik hakkı projeksiyonunu, dosyaları kendisine ilgili yöneticiler tarafından teslim edildiği halde göz ardı eden ve muhtemelen o plan uygulansa elde edilecek milyar dolara yakın artı gelirden olan Galatasaray’ın-Özbek’in bu konuda kulüp kamuoyuna açıklama yapmasını bekliyorum. Belirtmek isterim ki inşaat konusunda bir ihtisasım yok. İki ayrı ve birbirinden alakasız Galatasaraylıdan böyle bir dipnot aldığım için samimi olarak bu konunun açıklamasını merakla bekliyorum.
Buraya kadar Galatasaray’ın maddi varlıkları üzerindeki tasarruflarını değerlendirdiğimiz Özbek yönetimininasıl büyük sıkıntılı icraatları, insan kaynakları yönünden daha da sorunlu tercihler, uygulamalar ve davranışlar olarak karşımıza çıkıyor.
Galatasaray’da uzun zamandır var olan Kulüp yönetimi, Sportif A.Ş. yönetimi denkleminden kaynaklanan yapısal sorunları son yıllarda katlanarak arttı. Dursun Özbek seçimle gelen kulüp yönetimine güçlü, işi ve kulüp müktesebatını bilen kimseleri zaten tercih etmiyor. Kulüp yönetimi yerine maddi olarak daha varlıklı olduğunu düşündüğü kişileri Sportif A.Ş.’ye yönetim kurulu üyesi yapıyor. Orada çok sivrilirse de tek imza ile onu evine gönderebiliyor. Bu konu zaten en başından sorunlu iken Özbek’in özensiz tercihleriyle daha da sorunlu hale geldi. Bu arada aslında çok yararlı olacak isimler de yıpranıyor, küsüyor veya kaçarak uzaklaşıyor. Kendisine ilk seçildiği döneminde Alp Yalman ve Faruk Süren’i Sportif A.Ş.’ye almasını söyledim ama dinlemedi. Zaten seçildikten sonra söylenen hiçbir şeyi dinlemedi, ben de kendisine seçildikten 10 gün sonra kızarak veda ettim, ilişkimi kestim.
Sizin anlayacağınız, son dönemde, Galatasaray’da araziler gibi insan kaynakları da Özbek yönetimleri tarafından hovardaca tüketiliyor. Bunun yanında Özbek’in bir de başkan olarak her üye alım döneminde adeta paralel sicil kurulu gibi çalışıp bir dolu yeni üyenin kulübe kaydı için sicile baskı yaptığını, denetim dışı ve bünyeye uygunluğu tartışmalı insanı da kulübe üye yaptığını düşünürsek, vay halimize..
Başta da söylediğim gibi; bugün geldiği noktada 375 milyon Euro bütçesi olan, büyük inşaat projelerine soyunan ve 300 milyonluk bir tesis yatırımı planlayan yönetime buradan soruyorum. Galatasaray’ın bunca yılda elde ettiği maddi ve beşeri tüm birikimleri kullandığınızın ve bunun karşılığında dört şampiyonluk illüzyonu ile artık Galatasaraylıları susturamayacağınızın farkında mısınız?. İnsanlar sizden tek bir sorunun cevabını bekliyor. Nereye gidiyoruz?..