Bir yandan Dünya Kupası bütün hızıyla devam ederken, Süper Lig ekiplerinin de transfer telaşı sürüyor.
Fenerbahçe'de Başkan Aziz Yıldırım'ın seçilmeden önceki vaadini aynen aktarıyorum öncelikle:
"İki santrfor dahil toplam 6 transferle kadroda ana iskeleti oluşturacağız. Bu oyuncuların hepsi 20-25 Haziran civarındaki sezon açılışına yetişecek. Sonra durup bakacağız, giden olursa ihtiyaca göre yeniden elden geçireceğiz."
Elbette bu sözlerin bir vaatten öteye geçmeyeceğini Türkiye spor gündemini takip eden bir çocuk bile bilirdi. Öyle de oldu.
Gelinen noktada Vedat Muriqi ve Nathan Ake'den başka gelen olmadı.
Fenerbahçe'nin Górnik Zabrze ile oynayacağı UEFA Şampiyonlar Ligi ikinci eleme turu maçı 21 Temmuz'da. Rakip kolay lokma gibi görünebilir. Ancak takımın durumu hakkında herhangi bir fikrimiz olamadığı için sarı-lacivertliler de hiç 'zor' görünmüyor.
'Transferler kampa yetişecek' cümlesi de kadim bir ninni gibi. Ne de tatlı uyutuyor.
GAZETECİYE HABER YAPTI DİYE KIZMAK
Gelelim bir başka konuya. Spor muhabirleri sosyal medya sayesinde taraftarla o kadar iç içe geçti ki, artık neredeyse birer amigodan farksızlar. Transfer dönemlerinde ise iyiden iyiye artık şamar oğlanına dönüyorlar.
Elbette bu duruma zemin hazırlayan, manipülasyona açık paylaşımlarla kendilerini o amigo ikliminin bir parçası haline getiren habercilerin bizzat kendisi. Mesleki omurgayı ve mesafeyi koruyamayan her muhabir, bu ekosistemin sert eleştirilerine de açık hale geliyor.
Ancak, gazeteciye de haber yaptı diye kızılmaz. Sıklıkla duyduğumuz "Haber erkenden çıktı, o yüzden transfer yattı" ya da "Fiyatı yükselttiler" argümanları, profesyonel yönetim anlayışıyla bağdaşmaz. Eğer milyon avroların havada uçuştuğu, haftalarca süren kurumsal bir transfer süreci, bir gazetecinin haberi kamuoyuna duyurmasıyla bir anda suya düşecek kadar pamuk ipliğine bağlıysa, o transfer zaten en başından beri sakattır ve bırakın düşsün.
Not: Ayrıca, Deniz Göktaş serbest bırakılsın.