Ne zaman diyete başlasam daha çok acıkıyorum. Normalde sevmediğim şeyleri bile canım çekiyor. Ya da para harcamamam gerektiğinde her şeyi almak geliyor içimden…

Küçükken de böyleydi. Annem dışarı çıkmama izin vermeyince aklım fikrim dışarıda olurdu…

Oysa izin verse belki biraz oynayıp eve dönecektim. Ya da canım hiç dışarı çıkmak istemeyecekti. Ama çıkamayınca dışarıda hayatımın en güzel eğlencesini kaçırdığımı zannediyordum. Sanki bütün arkadaşlarım o gün her zamankinden daha çok eğleniyordu.

Büyüyünce de bu değişmedi. Sadece artık yasakları annem koymuyor. Çoğunu kendi kendime koyuyorum. Sonra da kendi koyduğum kurallara yine kendim itiraz ediyorum.

***

Mesela mutfakta günlerdir duran çikolata hiç ilgimi çekmiyor. Ama “Bugün tatlı yemeyeceğim” dediğim anda aklıma o çikolata geliyor. Birden tadını hatırlıyorum. Kahvenin yanında ne kadar güzel gideceğini düşünüyorum. Sonunda kendimi mutfak dolabının önünde buluyorum.

Alışverişte de durum farklı değil. Bir şeye ihtiyacım olmadığında vitrinlerin önünden rahatça geçiyorum. Tasarruf etmeye karar verdiğim gün ise her mağazada tam aradığım şeyi görüyorum. Üstelik hepsi sanki bir daha karşıma çıkmayacak kadar güzel geliyor.

İnsanın kendisiyle uğraşması gerçekten zor. Burada kuralı koyan da sensin, pazarlığa oturan da, ilk fırsatta kuralı bozan da…

Bazen bu pazarlıkların ne kadar komik olduğunu sonradan fark ediyorum. “Bugün alayım, bu ay başka hiçbir şey almam” diyorum. Yarınki kendime hiç danışmadan söz veriyorum. Oysa onun da vitrinde bir şey beğeneceğini gayet iyi biliyorum.

Kaynak olarak ekle

Çikolata için de aynı şey geçerli. Bugün yediğimi yarın yemeyerek telafi edeceğim zannediyorum ama yarın gelince zaten yeni bir anlaşma yapıyorum.

***

Bu pazarlıkların psikolojide de bir karşılığı var. İnsan bir şeyi düşünmemeye çalıştıkça onu daha çok düşünüyor. İşte bu yüzden kendimize “Çikolatayı aklına getirme” derken bile çikolatayı hatırlatıyoruz.

Ayrıca insan seçim özgürlüğünün elinden alındığını hissettiğinde onu geri kazanmak istiyor. Bu da yasaklanan şeyi daha çekici hale getiriyor.

Bir de keyfi bugün yaşayıp fedakârlığı yarına bırakma eğilimimiz var. Çikolatayı bugün yiyip alışverişi bugün yapıp kendimizi yarın tutalım istiyoruz. Sanki yarın daha az canımız çekecek, daha az hevesleneceğiz gibi…

***

Bir de başkalarının koyduğu yasaklar var.

“Onunla görüşme” denince o kişi daha çok merak ediliyor. “Bu konuyu açma” denince insanın soracakları artıyor. “Bunu okuma” denince insan kitabın içinde ne yazdığını öğrenmek istiyor.

Bir şeye yapma denince insanın illa onu yapası geliyor. Belki biraz çocukluk, belki biraz inat. Ama o duyguyu iyi tanıyorum.

Aslında mesele yasaklanan şey değil onu yapabileceğini bilmek. Kendi kararını verebilmek. İnsan bir şeyi yapmayacak olsa bile yapıp yapmamayı kendisi seçmek istiyor.

Ben şimdilik kendime büyük yasaklar koymamaya karar verdim. Zaten içimde, dışarı çıkmasına izin verilmediği için pencerenin önünde bekleyen o çocuk hâlâ duruyor.

Onunla da her gün kavga etmek istemiyorum.