GÜNÜMÜZDE VE BİZDE
Dünyanın gerçek demokrasiyle yönetilen ülkelerinde kuşkusuz ve tartışmasız yargı, ulusal egemenlik bağlamındaki üç erkten biriyken ve tam bağımsızken (Başkanlık sistemindeki ABD’nde Başkanı’nı bile görevden alan etkinlik gözetilirse) ülkemizde günümüz iktidarının başkanlık hevesiyle ayranları kabaran ilgilileri, tutum ve davranışlarıyla tersini gerçekleştirme çabasındadır. Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesine, kurucularının konum ve uygulamalarına, yürürlükteki Anayasa’nın kurallarına bakınca yargıya yönelik çabaların ne ölçüde haksız, dayanaksız ve sakıncalı olduğu saptanmaktadır.
Bağımsız olmayan yargı, yargı değildir. Bu durumun sorumluluğu, yargıyı ele geçirmek ve etkilemek isteyen hukuk tanımazlardan daha çok, olumsuz çabalara açık kalan, bağımsızlığın gereklerini yerine getirmeyen yargı ilgililerinindir. Bu konuda barolara da çok görev düşmektedir. Üniversitelere ve özellikle muhalefet partilerine. Avrupa Birliği Komisyonu’ nun 2015 Türkiye Raporu’ nda “Yargı bağımsızlığı ve erkler ayrılığı ilkeleri çiğnenmiş, yargıçlar ve savcılar ağır siyasal baskı altında bırakılmıştır” eleştirisi üzücüdür. Günümüz cumhurbaşkanının Avukatlar Günü nedeniyle muhtarlar gibi saptanıp, köşküne çağırdığı AKP’li yandaş olduğu söylenen meslek örgütlerini temsil yetkisi bulunmayan avukatlara yaptığı konuşmada, hukuk dışı ve demokrasiyle bağdaşmayan gözdağları da böyledir.
KURALLAR
Yürürlükteki Anayasa’nın “Milletlerarası antlaşmaları uygun bulma” başlıklı 90. maddesinin son fıkrasında “Usûlüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkacak uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır” açıklığı vardır.
Devletimizin de imzalayarak benimsediği İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (Roma 1950) 10. maddesi “İfade Özgürlüğü” başlığını taşımaktadır. Anlatım özgürlüğü hakkının güvencesini oluşturan düzenleme, haber ve düşünce almak ve vermek özgürlüklerine ilişkindir. Kuralda yargı üstünlüğünün ve yansızlığının sağlanmasına özel önem verilmiştir.
Anayasa’nın “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138. maddesinin ikinci fıkrasında “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz” denilmektedir.
Türk Ceza Kanunu’nun 277.maddesi de “Yargı görevi yapanı, bilirkişi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” başlığı altında yargı görevi yapanları etkilemeye girişen kişinin iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına çarptırılacağını öngörmektedir.
DURUM
Anayasa’nın 103. maddesindeki andı içerek hukukun üstünlüğüne, adalet anlayışına bağlı kalacağına, görevini tarafsızlıkla yapacağına namusu ve şerefi üzerine andiçen günümüz cumhurbaşkanı, yargı organının elindeki kimi işlere ilişkin görüş açıklamakta, yanlı sözleri bir yana yargıyı etkileyici sözler etmektedir. Olayın yanıymış gibi (Cumhuriyet Gazetesi yöneticileriyle ilgili dâvada) katılma isteminde bulunmakta, ağır suç nitelemelerine girişmektedir. Böylece yansızlığını koruyamadığı gibi Anayasa’nın 104. maddesinde öngörülen “Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışması” ilkesine de aykırı düşmektedir. Her konuda, her yönüyle iyi örnek olmak durumunda bulunan cumhurbaşkanı yargıya tavsiye ve telkini aşan, emir ve talimat sayılacak davranışlardan kaçınmalıdır. Bunlara son vermesini istemek ve beklemek her yurttaşın en doğal hakkıdır. Siyasal düzey, özlenen ve beklenen çizgiye gelmedikçe, Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerinden yargıyla ilgili olanların aşırılığı zarar verecek, Adalet Bakanı’ nın Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanlığı da yargı bağımsızlığını koyu biçimde gölgelemeyi sürdürecektir. İçtenlikli kanımız budur. Yargının içindekiler açıklasa, kurullarda, genel kurullarda neler konuşulduğu, nasıl tartışıldığı, neler yapıldığı anlatılsa, neler neler duyulur. Unutmayalım, adalet devletin temeli, ulusun da güvencesidir.