Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Güneş Tiyatrosu özgürlüğe ve hümanizme destan yazıyor
Güneş Tiyatrosu özgürlüğe ve hümanizme destan yazıyor
Avrupa Tiyatrosunun en önemli isimlerinden biri olan, yetmiş yedi yaşındaki Ariane Mnouchkine, Güneş Tiyatrosunu (Theatre Du Soleil) kurmak için 1964 yılında Paris'i mesken tuttu
Tilda TEZMAN
Kültür Sanat 8 Aralık 2016 - 12:21

Paris’e yarım saat uzaklıktaki Chateau De Vincennes’de bulunan eski bir asker fişek fabrikası olan Cartoucherie’de özel mabedini kurdu. Seyirci, oyundan yarım saat önce bu mabede gelir. Güneş Tiyatrosu Kumpanyası’nın aktörlerinin, özenle hazırladığı çorbayı içer. Oyuncuların makyaj odalarından, onlarla sohbet ederek geçer. Bizzat Mnouchkine’in gösterdiği sıralara yerleşirken, fuayede topladıkları broşürleri karıştırıp, izleyecekleri şölenin ön keyfini çıkarır.

g2

Bu yıl Mnouchkine, “Hindistan’da Bir Oda” (Une chambre en İnde) oyunuyla seyirciye merhaba diyor. Dört saat süren bu oyun 5 Kasım 2016’da , seksen kişilik kadrosuyla prömiyer yaptı. 10 Şubat 2017’ye kadar devam edecek. Mnouchkine, bu büyük prodüksyonunda, terörizm karşısında kriz yaşayan bir toplumun portresini çiziyor. Politik duruşuyla dünyayı sorgulayan Mnouchkine, sahneye; Shakespeare, Çehov, Daesh ve Charlie Chaplin’i konuk ediyor. Paris’teki terör saldırılarından çok etkilenen Mnouchkine, geçen kış, kumpanyasıyla Hindistan’a gitti ve orada bu projesini hayata geçirdi.

Adından da anlaşılacağı gibi,her şey Hindistan’da Pondichery’de büyük ve aydınlık bir odada geçiyor. Bir tiyatro grubu burada bir oyun sahneleyecek. Fakat Japon yönetmenin, terör saldırıları karşısında aklını aniden yitirmesiyle proje dibe vurur. Hiçbir artistik vizyonu olmayan Cordelia adında bir kadın bu projeyi sahiplenir. Beyaz geceliği içinde bu kadın, bu zor işin üstesinden nasıl geleceğini kara kara düşünmeye ve kabus görmeye başlar. Oyunun konusu ne olmalı? Terör saldırıları mı? İslam mı? Daesh terör örgütü mü? Hindistan’da kadınlar mı? Atmosferin ısınması mı? Bir hafta önce Paris’te terör saldırısı olmuş, kumpanyadaki oyuncular tedirgin ve yakınlarını merak ediyorlar. Ama dışarıda Hindistan yaşamaya devam ediyor. “Her şeye gülebilmek en iyi ilaç” Elimizdeki en büyük silah bu değil mi? Mnouchkine de oyunda bu yolu seçiyor. Panik ve dehşet anlarına gülerek meydan okumayı hedefliyor. Bu yöntemle Mnouchkine, tiyatronun hayati gücünü net bir şekilde ortaya koyuyor.

g3

Geçmişe özlem, bizi toplum olarak bir yere götüremez. Aksine bizi, günden güne daha kırılgan ve zayıf kılar. Sıkıntılarımızı bir nebze hafifletebilmek için Mnouchkine gülmeyi amaçlıyor. Komik unsur, yaşanan dehşete bir antibiyotik niteliğinde. Bu oyunda kendimize, başarısızlıklarımıza, korkularımıza gülüyoruz. Bugün artık korkularımızla yaşamayı ve onları tedavi etmeyi öğrenmeliyiz. Nitekim trajik durum kabuk değiştirip güldürüyor. Felaketlerden, tiyatral komik bir durum ortaya çıkıyor. Zaten oyunun akışında felaketler zinciri mevcut. Mnouchkine’in dediği gibi, “Aslında hiç birimizin içinden gülüp eğlenmek gelmiyor” İşte O da bunun için, içimizi ısıtmak için böyle bir gösteriyi sahneye koymuş.

g4

Gösteri, Hindistan’da bir odada geçiyor. Bu odada Cordelia oturuyor. Tiyatro grubunun yönetmeni Constantin Lear (Çehov ve Shakespeare ‘in birleşmesi), Paris’teki 13 Kasım terör saldırılarından sonra aklını yitirip kaçmış. Polis, deliren yönetmeni Mahatma Gandhi’nin heykeline çırılçıplak tırmanırken bulmuş. Yönetmenin yerine geçen Cordelia (Helene Cinque) panik içinde, kolit sancıları çeken (devamlı sahne arkasındaki tuvalete koşturup güldürüyor) ve oyunun hikayesini bir türlü bulamayan Cordelia, dünya bu kadar kötü giderken, tiyatronun fayda etmeyeceğini düşünüyor. Mağduriyetin aynası mı? Kızgınlığın çığlığı mı? Savaşıp karşı koymaya teşvik mi? Uykuya daldığı anda kabuslar başlıyor… Terör saldırıları, içme suyunun tükenmesi, Suriyeli mülteciler, Daesh’in beynini yıkadığı gençler, canlı bombalar, Trump’ın seçimi kazanması, Suudi Arabistan’dan gelen üç Emir (bunlar kadın-erkek eşitliği konusunda yapılan sıralamada, İran’a göre daha iyi bir yere sahip olmayı hak ettiklerini iddia ediyorlar), Mahabarrata ve destanları, Kral Lear Shakespeare, Çehov, Chaplin, Daesh maskesi takmış Cihad örgütler, para için küçük kızlarını satan Hintli babalar, mitolojiden fırlayan maymunlar, kadın haklarına sahip çıkan zengin Araplar, bombalanan Halep şehrinde prova yapan bir tiyatro grubu… Dünyada olup bitenlere çarpıcı referanslarla dolu bu odada yakıcı bir aktüalite yaşanıyor. Ve Cordelia,yeni projesini doğurmak üzere, kapıdan ya da pencereden giren bütün bu kabuslarla baş etmeye çalışıyor. Bir yandan bilgisayar ve skype’nin sinyalleri ile dünyadan haberler gelmeye devam ediyor. Cordelia, yatağında uyuyup dinlenmeye çalışıyor ama nafile, kabusları ona rahat vermiyor.

g5

Güneş Tiyatrosu, bu projelerini Ocak 2016’da bir Hindistan yolculuğu sırasında Theru Koothu’yu (Tamoul geleneksel Tiyatrosu) keşfedip üzerinde çalışmaya başlamalarıyla hayata geçirdi. Bu geleneksel Tiyatro, Mahabharatha ve Ramayana destanlarından bahseder. Bu tiyatronun enerjisi ve içsel zenginliği muhteşemdir.

Oyunda Cordelia’yı çok sevilen iki karakter ziyaret ediyor. Elinde kalemiyle kötülüğe savaş açmış William Shakespeare(Maurice Durozier) ve üç kızkardeşi İrina-Macha-Olga ile gelen yazar-doktor Anton Çehov(Arman Sarıbekyan). Pencereden giren rüzgar, kuşlar, yere düşen Vanya Dayı ve Platonov oyunları… Bu geniş oda adeta bütün evreni kucaklıyor. Shakespeare’in “Mock The Villains”(Alçaklarla Alay Et) komutuyla Mnouchkine gerekeni yapıyor ve ekibiyle harikalar yaratıp, biz seyirciyi sınırları olmayan bir yolculuğa, Jean-Jaques Lemetre’in duygusal müziği eşliğinde çıkarıyor. Sanatın ne denli önemli olduğunu kanıtlıyor. Bütün mütevaziliğiyle Sanat bir panzehir, bir açılım, özgürlüğe bir çağrı… Oyunu Chaplin’in “Diktatördeki “söylemiyle bitirirken, Doğu ile batıyı bir ceviz kabuğunun içine koyup, barışlardan ve felaketlerden sihirli bir iksir yapmaya çalışıyor.

Son güncelleme: 18:18 - 08.12.2016