Sevgili okurlarım, bugün 50. yılına ulaştığımız 20 Temmuz 1974 harekâtı Cumhuriyet tarihimizin önemli günlerinden biridir.

Türk toplumu Kıbrıs’ta Rumlar tarafından eziliyor, horlanıyor ve hatta öldürülüyordu.

İngiltere ve Yunanistan’la yapılan ve yıllarca süren siyasi görüşmelerden hiçbir sonuç alınamayınca Türkiye kararını verdi:

Kıbrıs’a asker çıkarılacak, Ada’nın bir bölümü ele geçirilecek ve Kıbrıs Türkleri kurtarılacaktı.

Cesur bir karardı, belki bütün dünyayı karşımıza alacaktık.

Nitekim öyle oldu.

Aradan 50 yıl geçmiş olmasına karşın Kıbrıs Türkleri ambargolardan kurtulamadı.

★★★

Harekât başladığında Başbakan Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar.

Şunu iyi bilelim ve aklımızdan çıkarmayalım...

Türk Silahlı Kuvvetleri 1974 yılında bugünkü gücünün yarısına bile sahip değildi.

İlk aşamada görev yapacak çıkarma gemilerimiz bile
sayıca yetersizdi.

★★★

Savaş filomuz 20 Temmuz 1974 günü sabaha karşı Mersin’den hareket etti.

Çıkarma yeri olarak Rumların hiç ummadığı Girne yakınlarında bir plaj belirlenmişti. Çıkarma gemilerimiz o plaja demir attı ve Mehmetçik çıkmaya başladı.

İlk şehidimizi orada verdik.

Alay Komutanı Albay İbrahim Karaoğlanoğlu bir Rum mermisiyle şehit oldu.

Askerimiz ilerlemeye çalışıyordu ama daracık bir alana sıkışıp kalmıştık.

Öbür yanda ise paraşütçülerimiz çıkarma bölgesinin arka taraflarına indiriliyordu.

Paraşütçülerimizi taşıyan uçaklar, ABD yardımından yıllar önce sağlanan babadan kalma C-47 tipi pervaneli nakliye uçaklarıydı.

★★★

Savaş olanca hızıyla sürerken kötü haber geldi.

Baf Limanını ve yaklaşmakta olduğu bildirilen ‘hayali’ Yunan konvoyunu imha etmekle görevli jetlerimiz yanlışlıkla kendi gemilerimize saldırmış, bombalanan Kocatepe muhribi batmış, Mareşal Çakmak ve Adatepe ağır yaralar alarak Anadolu sahillerine doğru kaçmaya başlamıştı.                             

Kıbrıs’ta karada, denizde ve havada askeri üstünlük elimizde idi.

Bir avantajımız daha vardı. Yunanistan’dan kalkacak uçakların menzili Kıbrıs’a yetmiyordu.

★★★

Türk askeri ile Ada’daki Yunan ve Rum birlikleri arasında kanlı çarpışmalar oldu. Seçmece askerlerden ve komandolardan oluşan 900 kişilik Yunan alayını imha ettik.

Ancak bunlar olurken dar bir alana sıkışmıştık ve acele bir çıkış bulmamız gerekiyordu.

Batı dünyası bizi ateşkes imzalayıp ilerlemeyi durdurmaya zorluyordu.

Ankara’da yeni bir karar alındı:

“Ateşkes öncesinde ikinci bir harekât yapılacak ve Magosa’ya kadar olan bölgeler ele geçirilecektir.”

Ve ağustos ayında gerçekleşen ikinci harekatta Magosa dahil pek çok yeri ele geçirdik.

Önümüz artık açılmış ve pazarlık gücümüz artmıştı.

İlginç bir gerçek harekât sırasında ve sonrasında ortaya çıkmıştı...

Savaş boyunca askerimizin en büyük sorunu susuzluk idi.

Temmuz ayında ortalığı cayır cayır yakan Kıbrıs sıcağı savaş gücümüzü ciddi biçimde etkilemişti.

★★★

Aradan epeyce zaman geçmişti...

Kıbrıs Harekatı’nda cephede bire bir görev yapan Ordu Komutanı Orgeneral Bedrettin Demirel’e yıllar sonra sormuştum:

“Paşam karşımızdaki düşman nasıldı, nasıl savaştı?”

“Yaktık yıktık mahvettik, kovaladık kaçtılar” falan demedi.

Verdiği yanıt ilginçti:

“Cesurca savaştılar, iyi savaştılar.”

Bunu da aynen yazmıştım.

★★★

Sonuçta Kıbrıs’ın önemli bir bölümünü ele geçirdik ve bir süre sonra KKTC’yi ayrı bir devlet olarak kurduk.

KKTC şimdi bizim 82. vilayetimiz gibi ama gelin görün ki dünya üzerinde (Türkiye dışında!) bir tek tanıyan ülke bile yok.

Türkiye’nin gönderdiği büyükelçi orada adeta bir genel vali olarak görev yapıyor.

KKTC’yi tanımaktan korkanlar arasında Azerbaycan, İslam ülkeleri ve sözüm ona Türkî cumhuriyetleri de var.

Sahte dostlar.

KKTC ise bizim devlet bütçesinden pompalanan paralarımızı yiyor!

Orası bir kumarhaneler cennetine dönüştü.

Tek başına Türkiye’nin gölgesinde, Türkiye’nin yardımı ve desteği ile yaşıyor.

★★★

Sevgili okurlarım, aradan uzun yıllar geçti, Türkiye Cumhuriyeti olarak bunca güçlüklere göğüs gerdik. Akla şu soru gelebilir:

Peki kardeşim biz kanlı savaşlar verip Kıbrıs’ı aldık. Tamam da bunlar olurken kaç askerimiz şehit düştü?

Yanıtını da hemen (resmi rakamlardan) vereyim:

-Karacı asker 411.

-Jandarma 13.

-Deniz piyadesi 13.

-Havacı 5.

Buna yanlışlıkla batırdığımız Kocatepe muhribindeki 55 denizci askerimizi de ekleyince toplam şehit sayımız 497 oluyor.

Ne acıdır, Türkiye’de onlar adına dikilmiş bir anıtımız bile yok.

Unutulup gittiler.

Gazamız mübarek olsun, Allah hepsine rahmet eylesin.