ASUMAN ARANCA/ANKARA
Şule Nazlıoğlu Erol, 36 yıllık bir ceza avukatı. Balyoz Davasında Anayasa Mahkemesi kararını açıklayana kadar mahkeme karşısında günlerce adalet nöbeti tuttu.

AYM’nin yeniden yargılama kararını ve dava sürecini anlatan Erol, “Adalet Nöbetine, Adalet Bakanının yeniden yargılama paketi hazırlayacaklarını söyleyip girişimde bulunulmaması üzerine başladım. AYM’nin nöbetten etkilendiğini asla düşünmüyorum. Amacım geçen her gün bu kararın geciktiğini hatırlatmaktı. Tahliyeler olmasa nöbet bitmeyecekti. Mahkemenin bu kararından sonra, Yargıtay da dahil olmak üzere, davaya bakan tüm hakim ve savcıların istifa etmesi gerekir” dedi.

Kaza yapsın diye sıkıştırdılar

Avukat Erol’un, Balyoz davasıyla ilk tanışmasından, Adalet nöbeti tutmasına kadar geçen süreyi ve yaşananları Sözcü’ye anlattı. Davaya bakmaya başladıktan sonra, tehditler aldığını, para teklif edildiğini, ofisine korkutma amacıyla hırsız girdiğini, bir yolculuk sırasında, 2 araç tarafından sıkıştırılarak kazaya zorlandığını söyleyen Erol, yeniden yargılanma süreci için ise “Biz yeniden yargılamadan korkmuyoruz. Biz adil, tarafsız, vicdanlı bir mahkemede aynı delillerin değerlendirilip adil biçimde karara bağlanılmasını istiyoruz” dedi. Erol Sözcü’ye şunları anlattı:

Balyoz davasıyla tanışmam, 2009 senesinde kızım Dicle ve benim de yakın dostum olan Engin Gürdeniz’in kardeşi Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Plan Prensipler Daire Başkanı Cem Gürdeniz hakkında çıkan haberlere tekzip göndermekle başladı. Ancak 2010’a geldiğimizde bu yazılar giderek arttıkça ve iftira dozajı ağırlaştıkça ben işin arkasında başka şeyler olduğundan şüphelenmeye başladım.

“Cem’e hazırlıklı ol’ dedim”

Hatta Cem’e ‘artık hazırlıklı olalım, bu başka bir yere doğru gidiyor, her an bizi çağırabilir bir soruşturmanın düğmesine basabilirler, başımıza her şey gelebilir. Bu yapılan yayınlar hiç de hayra alamet değil’ dedim. Nihayet 2010’un başında savcılık ifadeye çağırdı. Gittik, orada saatlerce ayakta bekletildik. Neden bekliyoruz diye sorunca, savcının işi var dediler, sonra içeriye bir girdim ki, savcı biriyle sohbet ediyor. Sırf manevi işkence için tutuyordu bizi. Çok üzüldüm. Üzüldüm çünkü adaleti düşmanını yargılarken bile uygulamak zorundasın. Bizi orda kesinlikle tutuklamaya sevk edeceğinin anladım. İlk kırılmam orda oldu. Sonra tutuklama istendi mahkemeye gönderildi. Hakim Ali Efendi Peksak’tı. Orada da bekledik uzunca bir süre, biz beklerken hakim yandaki otelde gidip Adalet Bakanlığı Müsteşarıyla görüşmüş, gazeteciler görüntülemişler o anı. Müsteşardan talimat almış anladığım kadarıyla. Sonra geldi ifadeler alındı. Sabaha karşı mübaşirin eline tutuşturmuş tutuklama kararını. Bize tutuklama kararını mübaşir okudu. Etrafımızı sardılar sonra Hasdal’a götürdüler. Süreç başladı.

Tutuklama delilleri çöpe döndü
Ben daha tutuklamanın ertesi günü televizyonda anlattım ‘bu orduya karşı siber bir savaştır sahte deliller vardır bunu bir çete yapıyor’ dedim. Yani biz daha o tarihte cemaat yapılanmasını duyuyor ve biliyorduk. Sonrasında iddianame çıktı dava açıldı, nihayet duruşma günü geldi Aralık ayında. Salona girdim, heyete bakıyorum vaziyet nasıl diye. Asla tek bir mimik yok hiç birinde, ben ilk defa bu kadar ifadesiz yüzler gördüm hayatımda. Sanki sinirleri alınmış karşımızda robot var. Duruşma yeri zaten sakattı. İstanbul’un 100 km dışında. Cezaevi kampusu içinde. Gözden gönülden ırak, modern bir engizisyon gibi. İddianamenin okunması bitti, 362 sanık her gün duruşmaya geldiği halde mahkeme tutuklanmalarına karar verdi. Akabinde duruşmalar başladı. Duruşmalarda 11, 16, 17 numaralı cdlerdeki rezaletler dökülmeye başladı. İsimler rütbeler yerler zamanlar her şey yanlış. Tutuklama gerekçesi yapılan tüm deliller çöp oldu ilk başta.

Sanık lehine olan dosyayı bizden sakladılar

“Bu arada avukat Celal Ülgen’in tespitiyle bir klasörün bize verilmediğini fark ettik. 3 ay duruşmalarda o klasörlerin getirilmesini istedik. İçinden ne çıktı biliyor musunuz? Soruşturma aşamasında dosyadaki belgeler ve içeriklerinin doğru olup olmadığını sormuşlar. Ve doğru olmadığı yanıtı gelmiş. Bizden sanık lehine olan bu dosyayı resmen saklamışlar. Buna rağmen devam ettiler davaya. Bir sonraki şoku Ali Türkşen’in savunmasında yaşadım. Ben o gün dehşete düştüm. Türkşen, kalktı bir CD verdi. İçerisinde suç tarihinde TRT’de sunum yaptığını gösteren görüntüler vardı. Bunu görünce, artık bu kadar somut delil varken adam tahliye olur dedim ama hayır etmediler. İnanamadım. Duymadılar bile.”

Orada askerliği de öğrendik
Davalar sürerken tabi biz de askerliğin ne olduğunu öğrendik. Oradaki sanık kadrosu müthiş bir kadroydu. Resmen seçilmişlerdi. Son derece vakur insanlardı. Mahkeme özel görevlendirildiği için bu insanları dinlemedi bile. 2. TÜBİTAK raporu sanık lehine olduğu halde buna rağmen insanların hayatlarını kaydırdılar. 947 talepte bulunmuşuz avukatlar olarak, sadece 3’ü kabul olmuş. Savcının 348 talebinden 345’i kabul, 3’ü ret. Nerede silahların eşitliği? Savcı iddiasını ispatla meşgul olacağına sürekli bilgisayarla oynuyordu. Biz niye bu kadar bilgisayarla oynuyor diye düşünürken, öğrendik ki savcı, daha sanık savunmalarının yarısı alınmadan duruşmada mütalaa yazıyormuş. Savcılar hakkında sanık lehine delilleri sakladığı için defalarca şikayette bulunduk. Bu bir suç dediğimiz halde soruşturmaya gerek görmediler. HSYK 1. Dairesi Başkanı İbrahim Okur hala orda. Soruyorum ona, Vicdanı rahat mı? Kendimizi yırttık o zaman. Asla izin vermediler. Biz ağzımızı açtığımızda hepimize dava açtılar.

Yargıtay’da hakim “ben onlardan değilim” dedi
Yargıtay’da duruşmalar sırasında olan çok ilginç bir şey söyleyeceğim size. İsim vermeyeceğim, ben savunmamda sürekli dosyanın incelenmeden karar verileceği yönünde korkularım olduğuna vurgu yaptım. Hatta başkan, ‘sürekli dosyanın incelenmemesinden korktuğunuzu söylüyorsunuz, dilekçenizi baştan sona okuyacağım’ dedi. Ara verildi. Heyetten biri, kürsüye doğru eğilerek bana, “beni onlardan sayma, ben onlar gibi değilim” dedi. Sonra ne oldu? Karar oy birliğiyle çıktı. İnanabiliyor musunuz? Bunu söyleyen o hakim kendisini biliyor. Nitekim AYM ne dedi, “yeniden yargılama yapılacak kadar ağır ihlal var” dedi. Bu karardan sonra, bu davaya bakan tüm hakim ve savcıların Yargıtay da dahil olmak üzere istifa etmeleri gerekiyor. Çünkü insanların hayatlarından çok uzun süreler çaldılar. İnsanlar içerdeyken annelerini babalarını eşlerini çocuklarını kaybetti. Talimatla adalet olur mu?

Nöbete yeniden yargılama paketi çıkmayınca başladım
17 Aralık’tan sonra orduya da kumpas kuruldu dendi ama kendi başlarına gelen kumpası 2 ayda bitirenler bizim başımıza gelen kumpası AYM’nin kucağına attı. Adalet bakanı, 17 Aralık’tan sonra, ‘yeniden yargılama paketi hazırlıyoruz seçimden sonra açıklayacağız’ dedi, ama hiçbir şey olmadı. Nerde adalet? Bu insanlar kumpasa uğradıysa 17 Aralık’tan 18 Haziran’a kadar neden tutuklu kalmalarına müsaade edildi? Adalet nöbetine başlamış olma sebebim bakanın bu sözleridir. Yeniden yargılama paketi hazırlıyoruz diyip hiçbir şey yapılmayınca nöbete karar verdim. Naci Beştepe’yi aradım, ‘ben nöbete başlıyorum destek verin, bu bir gece gündüz nöbeti insanlar cezaevinden çıkana kadar elimizde bayrakla nöbet tutacağız, adalet herkese lazım herkes için nöbet tutacağız’ dedim. Uyumadan günlerce nöbet tuttu insanlar. Destek çıkan insan da çok oldu. Çaldığı korna yüzünden aldığı cezayı bir onur olarak bize gösteren insanlar oldu. bu haklı direnişe sahip çıkan bir sürü meslektaş, vatandaş yanımda oldu. Bu davadan hiç kimse kendine bir nema çıkarmasın. Bu bir ülke meselesiydi. Kim ne yaptıysa ülkesi için yaptı. Ortada bir hukuk cinayeti vardı buna seyirci kalamazdık. Balyoz avukatları birer birer hepsi elinden geleni yaptı. Herkes tüm avukatlar çabaladı.

Tahliyeler çıkınca sırtımdan öyle bir yük kalktı ki. Öyle bir hafifledim ki. Anlatamam bunu. Aklıma ilk gelen, denizi çok özledim diyen denizcilerin denize kavuşacakları oldu. Bu karar 2 ay önce açıklanmış olsa Murat Özenalp de hayatta olacaktı. Ben AYM üyeleri ve başkanına böyle adil bir karar verdikleri için teşekkür ediyorum. Geç kaldılar, zaten benim nöbetimin bir amacı da her gün geç kaldıklarını hatırlatmaktı, ama teşekkür ediyorum bu karar için hepsine. Bu ülkenin halkı iftira davalarını hak etmiyor. Bir daha böyle şeylerin yaşanmaması lazım. Bu çok derin yaralar açıyor

Davaya bakanlara soruşturma açılmalı
Biz yeniden yargılamadan korkmuyoruz. Biz adil tarafsız vicdanlı bir mahkemede aynı delillerin değerlendirilip karara bağlanılmasını istiyoruz. Sahte delillerle insanların nasıl mağdur edildiği ortaya çıkacak. Aymnin kararı aslında bu dosyaya karışan hem kolluk hem de yargı üyeleri hakkında soruşturmayı gerektiriyor. Türkiye’de hukuk devleti ciddi zarar görmüştür. Sadece bu davalar değil casusluk davaları var mesela. Bir orduda 500 tane casus olur mu? O orduyu bitmiş say öyleyse.

Ofisimde 3 yıldır arkadaşım nöbetçi kalıyor
“Bu dosyayı aldıktan sonra benim ve diğer avukatların başımıza gelmeyen hiç bir şey kalmadı. Ofisime hırsız girdi. O kadar profesyoneldi ki girdiği ayak izinin üstünden dönerek çıktı aynı şekilde. O günden beri 3 yıldır bir yakın arkadaşım her gece ofiste nöbetçi kalıyor. Bir defasında mahkemeden dönüyoruz Ankara’ya, 2 araç bizi kaza yapalım diye çapraza aldı. 3 saat mola verdik araçlardan kurtulalım diye. Eski yoldan dönmek zorunda kaldık, 4 saatlik yolu 7 saatte geldik. Mahkemede yaptığım savunma yüzünden davalar açıldı. Ben savcıya ‘ordudan nefret ediyorsunuz bunu başından beri anladık’ dediğim için hakaret suçundan ceza aldım.

Böyle adalet olur mu?
Adalet ciddi sıkıntıda. Kimse adil yargılandığına inanmıyor bu ülkede. Bütün hakim savcıların kendilerini sorgulaması gerekiyor. Herkesin yargıdan aldığı bir yara var. Sonra dönüp Yargıyı yeniden dizayn ediyorlar. Yargıda, ehliyet, liyakat, terfi hiçbir şey kalmadı. Sen yandaşsın, gel yanıma. Böyle adalet olur mu? Uygulama olur mu?

Siyasi ahlak kalmadı
Şunu söylemek lazım. Bir toplum bu kadar ağır bir yükü kaldıramaz. Bu toplum gıdım gıdım adaleti, gıdım gıdım özgürlüğü hak etmiyor. Türkiye’de siyasi ahlak diye bir şey kalmadı. İmam cemaat işidir bu. Siyasiler ne kadar ahlaklı davranırsa, aşağıdaki adam da o kadar ahlaklı davranır. Nerde siyasi ahlak? Oylarını veren insanlara soruyorum. 5 kilo nohut, üç kilo fasulyeye oy satılır mı? Verdiğin yetkiyi seni ezsinler diye mi verdin?