Reklamsız Sözcü
BEKİR COŞKUN

İhaneti gezdim…

2 Aralık 2018

“İhanetin” kenti…

Taksim'den geçip, İstiklal Caddesi'nde yürüyüp (yıllardır ilk kez) hasret giderelim dedik, kalabalıktan sele kapılmış minibüs gibi kendiliğinden gidiyor insan…
Önümüzde giden dört gençten, saçı leylek yuvası gibi traşlı olan kuş gibi zıplayıp “uuu” diye bağırdı, durup dururken… Öbürü de öbürünün sırtına bindi o sırada, öyle gittiler bir süre… “Uuu” diye bağıran direğe sarıldı, çıkmak istedi, çıkamadı, döndü sırtı boş olana bindi…
Andree “Niye bağırıyorlar?” dedi…
“İstanbul'da olmaktan mutlular” dedim…

Adım atılacak gibi değil, bir çarşaflı kadın, tam altı çocuk…
Birisi etraflarında hızla dönüyor, ayakkabılarının arkasında renkli lamba, her adım attığında yanıyor ve çocuk durmadan koşuyor yansın diye… Kadın ne yana yönelse, öbür çocuklar arkasından kertenkele kuyruğu gibi el ele savrularak geliyorlar…
Çarşaflılar, şalvarlılar, sadece gözü gözükenler, Afrikalılar, Afganlar, Araplar… 500 bin Suriyeli, bir yıl içinde 2 milyonun daha gelmesi bekleniyor…
İşgalden beter…
Hani “Geldikleri gibi giderler” ihtimali vardı, oysa bu ihtimal şimdi yok…

Talan edilmiş, satılmış, soyulmuş bir kent… O çirkin aynalı gökdelenler, yağmacıların pisliklerine diktikleri tüyler gibi…
Betonu-demiri ileride düzeltebilirsin ama çürümüş sosyal yapıyı nasıl düzelteceksin?…
On milyonun, öbür on milyonun gözünü oymaya baktığı bir şehir…

Bir taksiye binebildik, artık kaçıyoruz…
Muhterem “Kurtulduk” dedi ki…
Şoför yandaki kamyonetçi ile dalaştı… Kamyonetçi bir süre bizi kovaladı, sonra biz onu kovalamaya başladık… “Ters tarafa gidiyorsun usta” demeye kalmadı, durdular… Bizim şoför koltuğunun arkasından bir sopa çıkartıp indi, kamyonetçi de levye ile geldi, o da leylek kafa…
Zor ayırdık…

(Bu görüntüler Sabiha Gökçen Havaalanı güzergahındaki gişelerin perşembe günkü kameralarında vardır.)

Tanınmaz haldesin…
Bir daha seni gezmeye kalkmam İstanbul…
Tepeden tırnağa ihanetsin…

Bekir Coşkun
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more