Reklamsız Sözcü
CAN ATAKLI

Erdoğan, Süleyman Soylu’yu derhal görevden azletmeli

30 Haziran 2018

BUNU YAZMAK GEREK

Erdoğan, Süleyman Soylu'yu derhal görevden azletmeli

İçişleri Bakanı makamında oturuyor adam aslında.
Görevi bu ülkedeki tüm insanların güvenlik, huzur ve sükun içinde yaşamasını sağlamak.
Ama o ne yapıyor?
Tüm insanların güvenliğini, huzurunu bozmak için akıl almaz bir provokasyona soyunuyor.
“Şunları camiye almayacaksınız” diye talimat veriyor.
Bir siyasi partinin tamamını “terörist olarak” niteliyor.
Bu partinin genel başkanına telefon edip” sizi yaşatmayacağız” diyebiliyor.
Her söylediği suç.
Üstelik sadece kanunlara hukuka göre değil bu suç, görülmemiş bir insanlık suçu.
Soylu'nun görev süresi bitti.
Muhtemelen artık içişleri bakanı olmayacak.
Elbette Erdoğan'ın tercihini bilemem, Soylu'yu milletvekili olmasına rağmen bakan yapar mı bunu kısa süre sonra öğreneceğiz.
Ancak şunu söylemeliyim; eğer Erdoğan balkon konuşmasındaki gibi tüm halkın cumhurbaşkanı olacaksa, Türkiye'de demokrasi, hukuk, özgürlükler konusunda şaha kalkacağımız, ekonomik olarak uçacağımız, dünya siyasetinde en ağırlıklı ülke olacağımız bir dönemi başlatacaksa Süleyman Soylu'yu derhal görevinden almalı ve söylediklerinden ötürü bütün milletten özür dilemelidir.
Soylu söyledikleri nedeniyle cezasız kalırsa bu bizzat Erdoğan'ın Türkiye'deki bir karışıklıktan, iç çatışmalardan medet umduğu kuşkusunu doğuracaktır.
Sonuçta bakanlarının yaptıklarından da kendisi sorumludur.
Bugüne kadar hiçbir bakanın, parti yöneticisinin ve hatta bürokratın Erdoğan'dan izin almadan konuşma yapabildiğini, herhangi bir konuda karar verebildiğini görmedik.
Zaten buna yeltenenlerin akıbetini de hepimiz biliyoruz.
Dileğim, Soylu'nun yaptığı korkunç açıklamaların “Erdoğan'a rağmen” yapılmış olmasıdır.
Bu konuda Erdoğan'ın haberinin olmaması ve en az bizler kadar öfkelenerek gereğini yapması en azından içimizi rahatlatacak, millete bir teselli olacaktır.
Soylu'nun görevden alınmasıyla bu millet muhtemel bir iç çatışmanın olmayacağını, buna asla izin verilmeyeceğini yeniden düşünmeye başlayacaktır.
Söylediği sözler Süleyman Soylu'nun yanına kâr kalırsa bu milletin zihnindeki kuşku ve korkunun giderilmesi de mümkün olmayacaktır.
Kendi milletini şiddetle, dehşetle, öldürmekle tehdit eden bir iktidar, belki bir süre egemenliğini sürdürür, ama tarih boyunca biliyoruz ki bu zihniyetler asla sonsuz olmamışlardır.
Üstelik yine tarih bilgimiz bize gösteriyor ki bu zihniyet kendi ülkesine ve halkına çok ağır hasar verdikten sonra olabilecek en kötü biçimde tarihin çöplüğüne atılmıştır.
Bu konuda Erdoğan'a güvenmek istiyorum.
Bu ülkenin iyiliği, bu ülkenin huzur ve mutluluğu için Soylu olayına mutlaka gerektiği biçimde müdahale etmelidir Erdoğan.

ŞAŞIRDIM

İslam dininde “protokol” olmaz

İslam dininin en önemli özelliklerinden biri, kim olursa olsun herkesin eşit muamele görmesidir.
Camide saflar oluşturulurken “Şu kişi itibarlı, bu kişi makam sahibi; bu zengin” diye ayırım yapılmaz.
Saflarda “protokol” sırası yoktur.
Sadece imamın tam arkasında saf tutan kişinin, imama bir şey olursa namazı devam ettirecek dini bilgiye ve belagate sahip olmasına dikkat edilir.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu dinimizin bu en önemli ve üstün kuralını yok sayıyor.
Hesapta “çok inanmış bir Müslüman” kendisi ama camide protokol uygulatıyor.
Biz bilmiyorduk, demek AKP'liler camilere gittiklerinde protokola uyuyorlarmış.
Ramazan ayı boyunca hepimize “dini telkinlerde” bulunan ünlü hocalara sormak istiyorum.
Süleyman Soylu'nun camide protokol tanımı dinimize göre uygun mudur değil midir?
Camideki protokol neye göre uygulanır, kim protokoldedir kim değildir?
Cenaze namazı kılınan kişinin ailesi protokol mensubu sayılmakta mıdır?
Şehit olan bir kişi CHP'li ise CHP'lilerin protokole alınması dinimizce gerekli midir yoksa her durumda protokol dışında kalmaları mı uygundur?
Şehit olan kişi Alevi olduğunda bir cenaze töreninin de camide düzenlenmesi AKP'li protokolün törene katılması için mi yapılmaktadır, bu dinimizce uygun mudur?

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Yandaşlar için “CHP yazmayı bırakırlar herhalde” diyordum ki

Yeni rejime geçme seçimi bitti, Erdoğan tek adam oldu.
Bundan sonrası artık sadece ve sadece Erdoğan'ın arzuladığı biçimde yaşanacak.
Ne parlamentonun, ne milletvekillerinin, ne bürokratların, ne medyanın, ne yargının, ne polisin, ne askerin bir önemi yok artık.
Erdoğan isteyecek, o olacak.
Erdoğan'ın medyaya da eskisi kadar ihtiyacı yok.
Hele yandaş yalakalara hiç ihtiyacı yok.
Hatta onlar artık ayak bağı bile olabilir.
Benim merakım yandaş kalemlerin ve tetikçi sözcülerin bundan sonra ne yapacaklarıdır.
Erdoğan'ı tek adam yapabilmek için çok çırpındılar. Bu nedenle hep düşman yaratıp onlara saldırdılar. 16 yıldır sadece muhalefeti eleştirdiler.
Çünkü yazacak başka konuları yoktu.
Oysa artık muhalefetin de bir önemi kalmadı. Muhalefete çakmanın cazibesi ise hiç yok.
Erdoğan eskisi gibi artık “Bu muhalefet yüzünden işler yürümüyor” deme şansına sahip değil.
Dış güçlerden, faiz lobisinden, Gezi zihniyetinden de söz edemez.
Bunlar geçti gitti. Artık Erdoğan'ın şikâyet edeceği konu da kişi de kalmadı.
Böyle düşünerek ardık yandaşların ellerini muhalefetten özellikle CHP'den çekeceklerini düşünüyordum.
Yanılmışım. Tam tersine muhalefete daha da sarıldılar. Şimdi hepsinin sanki işi gücü yokmuş gibi CHP'ye yeni başkan ve yeni yöneticiler aramaya başladılar.
Seçim kampanyası boyunca CHP'den söz etmeyen yandaş medyanın manşetleri ve ilk haberleri sadece muhalefetle ilgili.
Oysa şimdi bütün gözler Erdoğan'da olmalı.
Süper bir güç olarak bakalım Türkiye'yi nasıl şaha kaldıracak?
Yeniden dirilişin temel direkleri neler olacak?
Bir Anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğan Türkiye önümüzdeki günlerde neler yaşayacak?
Dünya devi, süper ülke Türkiye Ortadoğu'da hangi konularda öncülük edecek?
İsrail'e haddi ne zaman bildirilecek, Amerika'nın Kudüs'teki elçiliği ne zaman boşaltılacak?
Yunanistan'ın işgal ettiği adalar geri alınacak mı, Kıbrıs'ta petrol ve doğal gaz aramalarına ne zaman başlanacak?
Yandaşların bu sorulara cevap araması ve iktidarı bu yönden irdeleyerek kamuoyu oluşturması gerekmiyor mu?
Hayır, sanıyorum bunlara pek akılları ermediği için yine muhalefete bulaşmayı tercih ediyorlar.

SOSYAL MEDYA

Günün anlamına en uygun tweetlerden biri

Sosyal medya seçim akşamından beri çalkalanıyor.
Hayal kırıklığına uğrayanlar bir taraftan ağlaşırken bir kesim de işi gırgıra vurdu.
Bana göre de doğrusu bu aslında.
Erdoğan'ın bu seçimde kesin gideceğine inanan hatta benim temkinli yaklaşımlarıma bile tepki gösteren bir dostuma seçimden sonra “Ne olacak şimdi?” diye sordum.
Yüzüme baktı, muzip bir gülüşle “Önümüzdeki maçlara bakacağız artık” dedi. İkimiz de bastık kahkahayı.
Geçenlerde sosyal medyada gördüğüm bir mesajı da kopyalamışım. Benim çok hoşuma gitti. Bakalım siz ne diyeceksiniz:
“Dostlar arıyor:
-N'oldi, rengin soldi?
-Doğru, gerçekten de rengimiz soldi.
-Yedi ay önce kurduğumuz iYi Parti ilk girdiğimiz erken-baskın OHAL seçimde %10 aldık üzülüyoruz. 50 yıllık eski partimiz %11 aldı kutlama yapıyor çılgınlar gibi. Aklım karıştı vallahi. Ne diyeyim bilemedim ki.”

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

YSK kesin sonuç açıklamayı neden bu kadar geç bırakıyor

Seçimler bitti.
Sonuçlar “AA” marifeti ile jet gibi alındı ve Tayyip Erdoğan'ın ilk turda yüzde 50'yi geçerek cumhurbaşkanı seçildiği açıklandı.
Yüksek Seçim Kurulu'nun başındaki kişi tıpkı referandumda olduğu gibi yine gece yarısı kameraların önüne çıkıp “Henüz bütün sonuçlar gelmedi ama görünüşe göre Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı seçilmiştir” dedi.
Zaten isterse bu açıklamayı yapmasın, Erdoğan cephesi bundan yarım saat önce kazandığını açıklamıştı bile.
Ona bile gerek kalmadı, havanın kararmasıyla ellerinde silahlar on binlerce kişi sokaklara dökülüp kutlamalar yapmaya başlamışlardı.
Seçimden bir gün sonra YSK başkanı bir açıklama daha yaptı.
Dedi ki “Kesin sonuçları 5 Temmuz'da açıklayacağız.”
Niye o kadar geç?
Yasa gereği yeni Meclis yemin töreni için kesin sonuçlarını açıklanmasını beklemek durumunda.
Kesin sonuçlar 5 Temmuz'da açıklanınca Meclis de 8 Temmuz günü toplanacak, aynı gün hem Erdoğan ilk “tek adam” olarak yemin edecek hem de 600 milletvekilinin yemin töreni yapılacak.
Partiler 15 Temmuz'a kadar Meclis Başkanlığı için adaylarını bildirecekler.
Ancak bu seçim yapıldıktan sonra her şey bitmiş olacak.
Oysa YSK kesin sonuçları çok daha erken açıklayabilirdi.
Sonuçlar seçimden 10 gün sonra açıklanıyor. Bunun bir anlamı olabilir mi?
Bilemiyorum ama muhtemelen Erdoğan biraz zaman kazanmak istiyor.
Sistemin resmileşmesi için 20 gün daha var.
Bu süre içinde eski hükümet görevine devam edecek. Bazı KHK'lar yeni başkanla değil belki de eski hükümet eliyle çıkarılmak istenecektir. Yeni sistemin önemli yapı taşları, daha sonra hukukiliği tartışmalı KHK'larla yürürlüğe sokulacaktır.
Bilemiyoruz gecikmenin nedenini bekleyeceğiz.

sozcu-banner-1

Merakla beklenen Yılmaz Özdil'in son kitabı "Mustafa Kemal" Plus abonelerine hediye.

Can Ataklı
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more