Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Devlet sırrıysa şimdi niye açıklandı değilse gazeteciler niye hapse girdi?

12 Eylül 2019

ŞAŞIRDIM

Devlet sırrıysa şimdi niye açıklandı değilse gazeteciler niye hapse girdi

Ünlü MİT TIR'ları davası dün yine gündeme geldi.
Çünkü Yargıtay'ın gerekçeli kararı açıklandı. Bu kararla cemaatçilerin, FETÖ yapılanması içinde MİT'i ve hükümeti hedef aldığı, bunun planlı bir organizasyon olduğu vurgulandı. Söyleyecek hiçbir şey yok tabii.
Ancak anlamadığım, hatta ilk günden beri anlamadığım bir şey var.
Öncelikle şunu belirtmeliyim.
Cemaat, hükümeti devirmek için çeşitli operasyonlara başvurdu. Bu hepimizin bildiği bir gerçek.
Örneğin 17-25 Aralık skandalı bunun tipik örneklerinden biridir.
Kimse “17-25 Aralık operasyonu, polisin ve savcıların tamamen yasalara, hukuka bağlı kalması nedeniyle yapılmıştır” diyemez. Çok net ve açıktır ki, iktidarla çıkar çatışmasına giren ve menfaatleri paylaşmakta geri kalan cemaat, hükümeti devirmek istemiştir.
Ancak bir gerçek daha var ki, o da şu; cemaatin hükümeti devirmek için başlattığı bu operasyonda iddia edilenler gerçek.
Yanisi şu: Operasyon art niyetli ama çok ciddi suçlar işlendiği gerçek.
Bu durumda ne yapacağız?
Operasyonu cemaat yaptı diye suçu görmezden mi geleceğiz?
Hayır, hem ortaya saçılan suçun üzerine gidilecek, hem de bunu hükümeti devirmek için komploya çeviren cemaatin canına okunacak. Bunlardan sadece biri yapıldı, cemaatin canına okundu, suç ise “şimdilik” sümen altı edildi.
Benzer bir durum dün gerekçeli kararı açıklanan MİT TIR'ları davasında da var. Gerek mahkeme, gerekse Yargıtay; aslında MİT TIR'larında silah ve mühimmat olduğunu itiraf ediyor. Bunun bizim tuttuğumuz bir örgüte gittiği de saklanmıyor.
Aynı 17-25 Aralık skandalı gibi.
Silah konusu doğru, ama cemaat bunu hükümeti devirmek için komploya çevirmiş.
Bunu da anlayalım peki.
Ancak bu olay nedeniyle hapse giren CHP Milletvekili Enis Berberoğlu'nu ve yurt dışında yaşamak zorunda bırakılan Can Dündar'ı ne yapacağız?
Bu iki gazeteci de “devlet sırrını açıklamak ve casusluk yapmakla” suçlanmadılar mı?
Oysa mahkeme kararları ile ortada devlet sırrı falan kalmadı.
Yargıtay'ın gerekçeli kararında “Bunun doğrudan hükümeti ve MİT'i hedef aldığı, FETÖ'nün planlı bir örgütsel organizasyonu olduğu” vurgulandıktan sonra “Örgüt, hükümetin uluslararası arenada zor duruma düşmesi için, Suriye faaliyetlerini deşifre etme kararı aldı” deniliyor.
Gerekçeli kararda TIR'larda silah olduğu kabul edilirken, “Suriye'de yaşananlar nedeniyle meşru savunma durumunda kalan devletin, orantılı ve önleyici tedbirleri alma hakkına sahiptir. Hiçbir devlet, felaketlerin gelip çatmasını bekleyemez” denildi.
Çok güzel. O halde cemaati ne yaparlar bilemem ama haksız yere suçlanan ve ağır biçimde mağdur edilen gazetecilere itibarları iade edilmelidir.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

CHP'li bir belediye, sokak karikatüristlerinden ne ister?

Ortayaköy'e yolu düşenler, meydanda kendi şövaleleri üzerinde karikatür çizen sanatçılara mutlaka rastlamıştır.
Bunlardan Mithat Solmaz'la ben de yanılmıyorsam iki kez ayaküstü sohbet etmiştim.
Mithat Solmaz'dan dün canımı çok sıkan bir mesaj aldım.
4 yıldır Ortaköy'deki bir ağacın altında karikatür çizdiğini söyleyen Solmaz, “Siz de birkaç defa seçimler öncesinde gelip oturmuş bankta arkadaşlarla sohbet etmiştiniz.. Her şey güzel olsun diye bir karikatürist olarak ha bire meslektaşlarımın mahkemelerde süründürülmesinden, karikatüristlerin cezaevine atılmasından anti-demokratik bir yığın uygulamadan dolayı iktidar zihniyetinden kurtulmak için CHP'yi desteklemeyi bir borç bildik” dedikten sonra öyle devam etmiş; “Ne yazık ki Beşiktaş zabıtası, burada resim ve karikatür çizmenin yasak olduğunu ileri sürerek beni ve ressam bir arkadaşıma engel oldu. Devam etmemiz halinde sanat için kullandığımız malzemelerimize de el konacağını belirtti.”
Şu anda karikatürist Mithat Solmaz ve portre ressamı Duran Külen Ortaköy Meydanı'nda resim ve karikatür çizememekte.
Neden?
Sabit bir stantları yok, yer işgal etmiyorlar, kimseyi de rahatsız edip para dilenmiyorlar.
Ortaköy gibi sanatın ve sanatçının buluştuğu bir mekandaki bu “nadanlık” acaba neden yapılıyor?

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Arınç'ın açıklamaları sarayı hayli tedirgin etmiş

AKP Genel Başkanı tarafından sarayın Yüksek İstişare Kurulu'na alınan Bülent Arınç çok ilginç bir açıklama yaptı önceki gün.
Önce Canan Kaftancıoğlu'na verilen 9 yıl 8 aylık cezanın aşırı olduğunu dile getirdi.
Sonra da sarayın görevden aldırdığı Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk için şunları söyledi; “Ben sadece Ahmet Türk'ü tanıyorum ve ona saygı duyuyorum. Ahmet Türk'ün benim üzerimdeki hakkı şudur. Bu kişinin terörle alakası yoktur. Ahmet Türk'ün terörle alakası yoktur. Barış olsun isteyen biridir.”
Saray Sözcüsü İbrahim Kalın, bu açıklama üzerine bir açıklama yapılması gereğinin doğduğunu belirtti.
Kalın, “Sayın Arınç, tecrübeli bir siyasetçidir. Büyüğümüzdür. Yaptığı bu açıklamalar şahsi fikirleridir. Cumhurbaşkanlığı'nı bağlamaz” dedi. Bu tedirginlik, bu telaş niye acaba?
Bülent Arınç biraz başına buyruk siyasetçidir.
Erdoğan'dan izin alarak konuştuğunu zannetmem.
Ama son görevi gereği bile bile Erdoğan'ı sıkıntıya sokacak bir açıklama yapmasını da beklemem açıkçası.
Yüksek tepelerde garip şeyler oluyor gibi geliyor bana.
Sanki sanıldığı gibi her şey kontrol altında değil mi ne?

BUNU YAZMAK GEREK

Dilerim başkanlar dertlerini anlatmışlardır

AKP Genel Başkanı Erdoğan, 30 büyükşehir belediye başkanını saraya çağırdı dün biliyorsunuz.
Yurt dışında olan biri hariç, belediye başkanları huzura çıktılar.
Yandaşı-muhalifi bu toplantıyı “Özlenen tablo” olarak sundu kamuoyuna.
Ev sahibi Erdoğan da karşısına çağırdığı başkanlara üstü kapalı fırça çekmeyi de ihmal etmedi.
Özellikle CHP'lilere bakarak işten atmaların vicdansızlık olduğunu söyledi. İstanbul Başkanı için de adını vermeden “Biz İBB'ye geldiğimizde 2-3 dönem öncesinden kalma personeller vardı. Kaldığı yeri hak eden insanlara dokunmadım. Ne personelle, ne araçlarla uğraştık. Vaktimizi ve imkanlarımızı şehrin sıkıntılarına ayırdık” sözlerini sarf etti.
CHP'liler “koşa koşa” gittiklerine göre söylenecek söz yok demektir.
Ancak AKP Genel Başkanı, bazı bakanları da toplantıya çağırmış ve “Bakanlar burada, ne derdiniz varsa onlara söyleyin” demiş.
İnşallah başkanlar kuyruğa girip dertlerini anlatmışlardır.
Hoş o bakanlar dert dinlese bile, neyi çözebilecekler ki. Sonuçta yine genel başkanlarına soracaklar, artık her şey onun insafına kalmış.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Bir suçluyu yakalamak için hastanedeki herkesin kaydı istenmez

Önceki gün BirGün gazetesinde yayımlanan bir haber ortalığı karıştırtmıştı.
Habere göre; İstanbul Emniyet Müdürlüğü, İl Sağlık Müdürlüğü'ne gönderdiği “gizli ibareli” bir yazı ile tüm hastanelerdeki “polikistik over sendromu” olan ve “kürtaj yaptıran” 30 ile 40 yaş aralığındaki kadınların listesini istemişti.
Haberin hayli yankı yapması üzerine savcılık bu talebi doğruladı.
Yani tüm hastanelerden “Kimler bu operasyonları yaptırdı?” bilgisi gerçekten istenmiş.
Akıl alır gibi değil.
Kişilerin en mahrem bilgilerinden biri olarak kabul edilen sağlık kayıtlarının böyle istenmesi hiçbir medeni ülkede olmaz.
İşin tuhafı bu kayıtların istenme gerekçesi de korkunç.
Çünkü cemaatçilerle ilgili bir soruşturma yürütülüyormuş, bir ihbarcıya bir türlü ulaşılamıyormuş, bu kişinin 2017-2019 yılları arasında İstanbul ilinde ‘polikistik over sendromu' tanısıyla tedavi gördüğü tespit edilmiş, bu nedenle söz konusu tarihler arasında bu tanıyla tedavi gören herkesin ismi istenmiş.
Pes yani. Bir kişi için tüm kadınların listesi emniyete gidiyor.
Nasıl bir ülkede yaşıyoruz böyle?
Demek ki artık hiçbirimizin mahrem bilgisi diye bir şeyi olamayacak.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more