Sözcü Plus Giriş
SİNAN MEYDAN

Atatürk’ün Bağımsızlık Yolu – 3 – İSTANBUL’DAN SAMSUN’A

20 Mayıs 2019

Atatürk'e verilen 9. Ordu Müfettişliği görevi Anadolu'daki dağıtılmamış orduları dağıtmayı, silahları toplamayı ve direniş şuralarını kapatmayı içeriyordu. Yani Osmanlı yönetimi Atatürk'ten, Anadolu'da bir direniş başlatmasını değil, İngilizlerin şikayet ettikleri direnişi bitirmesini istiyordu

İşgal İstanbul'undan vatan kurtarmanın mümkün olmadığını anlayan Atatürk, Anadolu'ya geçmeye karar verdi. Atatürk verdiği bu kararı, sonradan “Uygun bir zamanda ve fırsatta İstanbul'dan kaybolmak, basit bir tertiple Anadolu içlerine girmek, bir müddet isimsiz çalıştıktan sonra bütün Türk milletine felaketi haber vermek” olarak açıklayacaktı. Atatürk bu “gizli tertip” işini önce en güvendiği silah arkadaşlarıyla paylaştı.

ANADOLU'YA GİZLİ GEÇİŞ PLANI

Atatürk, 15 Ocak 1919'da arkadaşı İsmet Paşa'yı Şişli'deki evine çağırdı. “Hiçbir sıfat ve yetki sahibi olmaksızın Anadolu'ya geçmek ve orada milleti uyandırarak, kurtulma çarelerini aramak için en müsait mıntıka ve beni o mıntıkaya götürecek en kolay yol hangisi olabilir?” diye sordu. İsmet Paşa, “Yollar çok, mıntıkalar çok” dedi.

Atatürk, 20 Aralık 1918'de de arkadaşı Ali Fuat Cebesoy'la da Şişli'deki evinde görüştü. Ali Fuat Paşa, “Milli Mücadele Hatıralarım” alı kitabında o gece Anadolu'da bir “milli direniş hareketi” yaratmak için Atatürk'le birlikte bazı kararlar aldıklarını yazıyor. Atatürk, Ali Fuat Paşa ile 20 Şubat 1919'da Şişli'deki evinde ikinci bir görüşme daha yaptı. O görüşmede Ali Fuat Paşa'nın başında bulunduğu 20. Kolordu Karargahı'nın Ankara'ya nakline ve Ankara'nın bir “direniş merkezi” yapılmasını karar verildi. O gece geç saatlerde Rauf Orbay da Şişli'deki eve geldi. Üç arkadaş kafa kafaya verip direniş planları yaptı. Atatürk, eğer kendisini Anadolu'ya tayin ettiremezse Anadolu'da çok güvendiği bir komutanın yanına gidip işe oradan başlayacağını söyledi. Bunun üzerine Ali Fuat Paşa, “Paşam, ben ve kolordum daima emrindedir!” deyince Atatürk, “Beraber çalışacağız Fuat” karşılığını verdi.

Atatürk, 11 Nisan 1919'da Şişli'deki evinde, hasta yatağında, Kazım Karabekir Paşa'yla da görüştü. Karabekir, Erzurum'daki 15. Kolordu Komutanlığı'na tayin edilmişti. Erzurum'a gitmeden önce Atatürk'le görüşmeye geldi. Karabekir, “İstiklal Harbimizin Esasları” adlı kitabında, bu görüşmede Atatürk'ü de “Anadolu'ya çağırdığını”, bunun üzerine Atatürk'ün kendisine, “Bu da bir fikirdir! Ahval günden güne size hak verdiriyor… İyi olayım size katılmaya çalışırım!” diye cevap verdiğini yazıyor.

Atatürk, eğer resmi bir görevle Anadolu'ya tayin olmayı başaramazsa Gebze-Kocaeli üzerinden gizlice Anadolu'ya geçmek için bir plan hazırladı. Atatürk'ün Yaveri Cevat Abbas Gürer, birer mavzer ve iki el bombası ve bir yol haritası hazırladıklarını, harekete geçmek için baharın gelmesini, ağaçların yapraklanmasını beklediklerini yazıyor.

Ancak o sırada Atatürk'ün resmi bir görevle Samsun'a gönderilmesi gündeme gelince bu plandan vaz geçildi.

Atatürk'ün Anadolu'ya geçiş için kurduğu ilişkiler ağı

İstanbul'dan umudu kesen Atatürk önce resmi bir görevle Anadolu'ya geçmeyi denedi. Bunun için asker-sivil arkadaşlarını devreye sokarak Osmanlı yönetimindeki nüfuzlu kişilerle tanışıp görüştü. Onların güvenini kazanmaya çalıştı.

Atatürk, yakın arkadaşlarından Ali Fuat Cebesoy'un babası İsmail Fazıl Paşa aracılığıyla Dahiliye Nazırı Mehmet Ali Bey'le tanıştı. Birkaç kere Mehmet Ali Bey'le görüştü.

Bahriye Nazırı Avni Paşa'yla diyalog kurdu. Onunla da görüştü.

Yaveri Cevat Abbas aracılığıyla Harbiye Nazırı Şakir Paşa'yla temas kurdu.

Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım İnanç Paşa'yla da irtibata geçti. Onu daha önce değişik cephelerden iyi tanıyordu.

O sırada genelkurmaydaki güvendiği arkadaşları Fevzi Çakmak, Cevat Çobanlı Paşa ve İsmet İnönü'den de resmi görevlendirme konusunda yardım istedi.

Atatürk, İstanbul'da kurduğu bu ilişkiler ağı sayesinde 9. Ordu Müfettişliği 'ne seçilip resmi bir görevle Anadolu'ya geçmeyi başaracaktı.

İngilizlerin isteği

21 Nisan 1919'da İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, Osmanlı Harbiye Nazırlığı'na bir nota verdi. Bu notada özetle Anadolu'da silahların toplanması işinin yavaş ilerlediği, bazı yerlerde şuralar kurulduğu, bunların asker topladığı, buna karşı “gereken her türlü önlemin derhal alınması, yoksa işin ciddiyet kazanacağı” belirtiliyordu. Calthorpe ayrıca Padişah Vahdettin'e, “Yüksek yetkilere sahip askeri bir kurulun, başlarında yetenekli bir generalle 9. Ordu'yu disiplin altına almasını” söyledi.

Etekleri tutuşan Osmanlı yönetimi, çok geçmeden “yetkili bir kurulla” Anadolu'ya gönderilecek “yetenekli bir general” aramaya başladı.

Atatürk, aradığı fırsatı bulmuştu. Hem hükümette hem de genelkurmayda iyi ilişki kurduğu asker-sivil tanıdıkları vardı. İşte o tanıdıkları, “yetenekli bir general” arayan Osmanlı yönetimine Atatürk'ün adını fısıldadılar.

İstanbul'daki girişimleriyle hükümeti rahatsız eden, buna karşın İttihatçı olmayan, Alman karşıtı, Padişah Vahdettin'in fahriyaveri ve Anafartalar Kahramanı Atatürk'ün Anadolu'ya gönderilmesi düşüncesi Sadrazam Damat Ferit'in aklına yattı. Böylece bir taşla iki kuş vurulmuş olacaktı: Hem hükümeti rahatsız eden bu “yetenekli general” İstanbul'dan uzaklaştırılmış olacak, hem de Anadolu'da İngilizleri rahatsız eden bir sorun çözülmüş olacaktı.

Kendi yetkilerini kendisi genişletti

İşte Atatürk'ün “Yetkileri ben kendim yazdırdım. Hatta Harbiye Nazırı Şakir Paşa, bu talimatı okuduktan sonra imzalamaya çekinmiş, anlaşılır anlaşılmaz mührü basmıştır” dediği o talimatname. Gerçekten de talimatnamenin altında sadece Harbiye Nazırı Şakir Paşa'nın mührü var.

29 Nisan 1919'da Osmanlı yönetimi, Atatürk'ü 9. Ordu Müfettişliği'ne atadı.

Atatürk görevin detaylarını öğrenmek için Harbiye Nazırı Şakir Paşa'yla görüşmeye gitti. Oradan hemen Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Paşa'nın makamına geçti. Fevzi Paşa'nın hasta olduğu, iki gündür gelmediği söylenince hiç zaman kaybetmeden Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım İnanç Paşa'nın yanına gitti.

Kapıları kapatır mısın?” dedi. Kazım İnanç Paşa'yla birlikte kapalı kapılar ardında bir görev talimatnamesi hazırladı. Atatürk, Samsun'dan başlayarak bütün Doğu illerindeki kuvvetlerin komutanı olacak, oralardaki valilere doğrudan emir verebilecek şekilde iki madde hazırladı.

Onların arzularını bir araya topla fakat sonuna bu iki maddeyi ekle” dedi.

Kazım Paşa Atatürk'ün yüzüne baktı: “Bir şey mi yapacaksın?”

Atatürk, “Kulağını bana doğru uzat” dedi. “Evet, bir şey yapacağım. Bu maddeler olsa da olmasa da yapacağım!”

Kazım Paşa, Atatürk'ün hazırladığı müsveddeyi Harbiye Nazırı'na götürdü. Harbiye Nazırı Şakir Paşa, yeni maddeleri görünce “imzalamam” ama “mührümü basarım” dedi. Harbiye Nazırı mührünü bastıktan sonra Atatürk, iki nüshadan birini cebine koydu, diğerini Kazım İnanç Paşa'ya verip odadan ayrıldı.

Sonrasını Atatürk'ten dinleyelim:

“Tarih bana öyle müsait şartlar hazırlamış ki kendimi onların kucağında hissettiğim zaman ne kadar bahtiyarlık duydum tahmin edemem. Bakanlıktan çıkarken heyecandan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum. Kafes açılmış, önümde geniş bir alem, kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibi idim.

Böylece Atatürk, 9. Ordu Müfettişi olarak Anadolu'nun geniş bir bölümüne hükmedebilecekti. Ancak görüldüğü gibi Samsun'a giderken Atatürk'e o geniş yetkileri Osmanlı yönetimi bilerek, isteyerek vermiş değildi. Atatürk, kendi yetkilerini bizzat kendisini genişletmişti.

Atatürk, Samsun'a gönderilme konusundaki süreci Nutuk'ta şöyle özetliyor: “Hemen ifade edeyim ki onlar bu yetkiyi bana bilerek ve anlayarak vermediler. Ne pahasına olursa olsun benim İstanbul'dan uzaklaşmamı isteyenlerin buldukları gerekçe ‘Samsun ve dolaylarındaki güvenlik olaylarını yerinde görüp tedbir almak üzere Samsun'a kadar gitmek idi… O tarihlerde genelkurmayda bulunan ve beni, maksadımı bir dereceye kadar sezmiş olan kimselerle görüştüm. Müfettişlik görevini buldular. Yetki konusu ile ilgili emri de ben kendim yazdırdım. Hatta Harbiye Nazırı Şakir Paşa, bu talimatı okuduktan sonra, imzalamaya çekinmiş, anlaşılır anlaşılmaz mührü basmıştır.”

Atatürk, Samsun yolculuğuna çıkmadan önce ekibini kurdu. Son görüşmelerini yaptı. Bekirağa'da tutuklu arkadaşı Fethi Okyar'ı ziyaret etti. Süleymaniye'de İsmet İnönü'yü ziyaret etti: “Ben çağırınca Anadolu'ya gelirsin” dedi.

“Evet Paşam, bir şey yapacağım!”

14 Mayıs 1919'da Sadrazam Damat Ferit, Nişantaşı'ndaki Sadrazamlık Konağı'nda Atatürk'le son bir görüşme yaptı. Görüşmede Cevat Çobanlı Paşa da vardı. Damat Ferit, “Samsun ve havalisinde ne yapacaksınız? Nerelere kadar komuta edeceksiniz” diye sordu. Atatürk, Samsun ve civarındaki karışıklıkları önleyeceğini, küçük bir alanı kontrol edeceğini söyledi. Cevat Paşa da araya girerek Damat Ferit'in kuşkularını dağıttı.

Atatürk ile Cevat Paşa, Damat Ferit'in yanından ayrıldılar. Nişantaşı'ndan Teşvikiye'ye doğru hızlı adımlarla yürüyorlardı.

Cevat Paşa, “Bir şey mi yapacaksın Kemal?” diye sordu.

Atatürk, “Evet Paşam, bir şey yapacağım!”

Cemal Paşa, “Allah muvaffak etsin!” dedi.

Atatürk, “Mutlaka muvaffak olacağız” karşılığını verdi.

Atatürk, 15 Mayıs'ta genelkurmaya veda ziyareti yaptı. Orada Fevzi Çakmak Paşa ve Cevat Çobanlı Paşa ile görüştü. Üç paşa birlikte hareket etmeye karar verdi. Atatürk, Cevat Paşa ile bizzat haberleşmek için özel bir şifre aldı.

Atatürk-Vahdettin son görüşmesi

Bir yalanın deşifresi

Atatürk, 6 ay kaldığı işgal İstanbul'unda birkaç kez Padişah Vahdettin'le görüştü. Bu görüşmeler sonunda Vahdettin'in “gözleri yarı kapalı” biçimde İngilizlerin merhametine sığındığını gördü.

Atatürk, son olarak 15 Mayıs 1919'da Yıldız Sarayı'nda Padişah Vahdettin'le görüştü. Bu görüşmenin bütün detaylarını, Atatürk, 1926'da Falih Rıfkı Atay'a şöyle anlatacaktı:

Yıldız Sarayı'nın ufak bir salonunda Vahdettin'le adeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. (…) Vahdettin unutamayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı: ‘Paşa, Paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir. (Elini demin bahsettiğim kitabın üstüne bastı ve ilave etti), tarihe geçmiştir. Bunları unutun' dedi. ‘Asıl şimdi yapacağınız hizmet hepsinden daha önemli olabilir. Paşa, paşa, devleti kurtarabilirsin!”

Vahdettinciler, öteden beri bizzat Atatürk'ün anlattığı bu anıyı kullanarak “Bakın işte! Vahdettin Atatürk'ü devleti kurtarması için Samsun'a göndermiş!” diyorlar. Ancak Vahdettinciler, Atatürk'ün bu anısının -şimdi anlatacağım- devamını hep gizliyorlar. Bakın Atatürk, Vahdettin'in bu sözlerini doyunca neler düşünüyor:

Vahdettin demek istiyordu ki, hiçbir kuvvetimiz yoktur. Tek dayanak noktamız. İstanbul'a hâkim olanların siyasetine uymaktır. Benim memuriyetim, onların şikayet ettikleri meseleleri halletmektir. Eğer, onları memnun edebilirsem, memleketi ve halkı bu siyasetin doğruluğuna inandırabilirsem ve bu siyasete karşı gelen Türkleri tutuklarsam Veliahtın arzularını, Vahdettin'in arzularını yerine getirmiş olacağım.”

Atatürk çok haklıydı. Birincisi, Vahdettin'in “devletin kurtuluşundan” anladığı şey öncelikle “sarayın/sultanın/hilafetin” kurtuluşuydu. İkincisi, Vahdettin, bu kurtuluşun da İngilizlere rağmen bir milli direnişle değil, İngilizlerin her dediğini yaparak mümkün olacağını düşünüyordu. Bu nedenle Atatürk'e verilen 9. Ordu Müfettişliği görevi Anadolu'daki dağıtılmamış orduları dağıtmayı, silahları toplamayı ve direniş şuralarını kapatmayı içeriyordu. Yani Osmanlı yönetimi Atatürk'ten, Anadolu'da bir direniş başlatmasını değil, İngilizlerin şikayet ettikleri direnişi bitirmesini istiyordu. Atatürk, Anadolu'ya geçip de kendisine verilen görevin tam tersini yapıp direnişi körükleyince Vahdettin önce Atatürk'ü görevden aldı, sonra idam fermanını imzaladı.

19 Mayıs'ın yüzüncü yılı kutlu olsun…

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more