Sözcü Plus Giriş
DENİZ ZEYREK

Binde yirmi bir

15 Nisan 2020

10 Nisan 2020 Cuma günü sokağa çıkma yasağı duyurulduğunda on binlerce insan, gecenin bir yarısında alışveriş için marketlere, fırınlara akın etti. Oluşan kalabalık, “kara Cuma” diye anılan indirimli alışveriş günlerini aratmadı. Haliyle “sosyal mesafe” de unutuldu.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, birçok ülkenin uygulamalarını inceleyip bu kararı aldıklarını, ama böyle bir sonucun yaşanacağını öngöremediklerini söyledi. Peki böyle olacağı neden öngörülemedi?

HaberTürk TV'de katıldığımız bir programda bu soruya yanıt ararken Psikolog Prof. Acar Baltaş'ın anlattıklarından şunu anladım:

Kriz durumlarında vatandaşı, bilgiden çok “belirsizlik” yönlendiriyor.

O nedenle krizlerin üstesinden gelmek için vatandaş açısından üç konu öne çıkıyor:

– Bilim insanına inanmak

– Devlete güvenmek.

– Medyaya güvenmek.

Peki bu üç başlıkta tablo nedir? Tek tek bakalım!

BİLİM İNSANLARINA İNANMAK: Vatandaşın bilim konusunda en önemli referansı Bilim Kurulu. Yaptıklarına birkaç örnek vereyim. Önce “Maske gereksiz, hatta zararlı. Sadece hasta olanlar taksın” dediler. Bugün itibariyle dışarı çıkan herkes için “maske zorunlu”.

Salgın başladığında ölümlerin genellikle 60 yaş üzerinde olduğu bilgisini öne çıkardılar. Gençlere adeta “siz endişe etmeyin” mesajı verdiler. Gerçekleşen genç ölümler için “kronik hastalıkları, bağışıklık sistemi sorunları var” dediler. Bugün, hiçbir kronik hastalığı olmadığı halde ölen gençlerin sayısı hayli fazla.

Birçok bilim insanı salgının kontrol altına alınabilmesi için sokağa çıkma yasağı getirilmesini istiyor, “hafta sonu sokağa çıkma yasağı yetersiz” diyor. Bizim Bilim Kurulu'ndan bu yönde bir karar çıkmadı (Çıkmış olsa da siyasiler uygulamadığı için biz bilmiyoruz).

Bir de televizyon ekranlarında birinin ak dediğine diğeri kara diyen bilim insanları var. Bilime inancımız var ama bu koşullarda vatandaş bilim insanlarının çelişkileriyle nasıl baş edecek?

DEVLETE GÜVENMEK: Salgın konusunun devlet açısından iki ayağı var. Biri salgının engellenmesi, diğeri hastalığa yakalananların tedavisi. Tedavi konusunda sağlık sistemimizin ve sağlık çalışanlarımızın hakkını teslim etmek lazım. Canla başla çalışıyor, iyi iş çıkarıyorlar.

Ancak, salgının tespiti ve önlenmesi için alındığı söylenen önlemler ile açıklanan rakamlar konusunda aynısını söyleyebilir miyiz?

Yetkililer, liderler açıklama yaptığında sanıyorsunuz ki maskeler herkese tıkır tıkır ulaştırılıyor, riskli durumdaki herkese test yapılıyor, durumu şüpheli herkes tek tek takip ediliyor.

Gerçekte ise parasıyla bile maske alamayan, yaşadığı evde pozitif vaka olduğu halde belirti göstermedikçe test yaptıramayan insanlar çıkıyor karşınıza. Bir sağlık çalışanı, korona için test yaptığı vatandaşla bir gün sonra markette karşılaştığında yaşadığı şoku aktardığında nedense hiç şaşırmamıştım.

Bir de hastanelerde korona şüphesiyle tedavi gördüğü halde testler gerekçe gösterilerek kayıtlara geçmeyen vakalar ve ölümler var.

Bakın AB ülkelerinde, Japonya, ABD ve Güney Kore gibi ülkelerde vaka sayısına göre ölüm oranı  Hindistan, Pakistan, Irak, Mısır, Fas, Cezayir, Malezya gibi ülkelerdeki ve bizdekinin iki, hatta üç katı kadar.  Bunun gerekçesi ne olabilir? Zengin ülkelerin sağlık sistemi mi bitik? Bizim genlerimiz daha mı dirençli? Yoksa vaka ve ölüm sayılarının bildirilmesi ve istatistikler konusunda bizlerde mi bir sorun var?

Türkiye'de son 10 günde ölüm oranının “binde 21”de sabitlenmesi mucize gibi bir durum değil mi? (Bu detay sosyal medyaya düştükten sonra çıkacak rakam değişirse şaşırmayacağım).

İnsan elbette devlete sonsuz güven duymak istiyor ama kafasını kurcalayan bu sorulardan da kaçamıyor!

MEDYAYA İNANMAK: Hükümeti destekleyen medyanın sanki vatandaşa haber ulaştırma derdi yok. Sokağa çıkma yasağı sırasında gazeteleri dağıtma konusunda azıcık çaba göstermediler. Gerçi, yayınlarına baktığınızda da virüse karşı mücadelenin zaferle sonuçlandığını sanıyorsunuz. Muhalif medya ise durumu felaket gibi gösteriyor. Kesin olan şu: Hükümet destekçisi iyimserler rehavete, muhalif kötümserler paniğe neden oluyor. Oysa, SÖZCÜ'nün yaptığı gibi sadece gerçeğin aktarılması, vatandaşın medyaya güvenmesi için yetecek.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more