Sözcü Plus Giriş
YILMAZ ÖZDİL

Al sana tezkere!

10 Ocak 2020

3 Kasım 2002.

Sandıklar açıldı.

Ampul çıktı.

Asrın liderimiz siyasi yasaklıydı.

Başbakan filan olmasını boşver, milletvekili bile değildi.

Ama, Washington'a davet edildi.

Beyaz Saray'da Bush tarafından ağırlandı, poz vererek el sıkıştılar.

İngiliz haber ajansı Reuters, bu tarihi ziyareti şu cümlelerle dünyaya servis etti: “Eskiden Washington'da konuşacak adam bile bulamayan Tayyip Erdoğan, şimdi film yıldızları gibi limuzinlerle karşılandı!”

Gerisini Amerikan basını yazdı…

“Ankara'yla Washington el sıkıştı, Irak harekatı için 60 bin Amerikan askeriyle 350 Amerikan savaş uçağı Türkiye'de konuşlanacak.”

Sayın ahalimizin henüz haberi yoktu…

Tank taşıyabilen dev kargo uçakları İncirlik'e inip kalkmaya başlamıştı.

Abdullah Gül başbakandı.

Zart diye çıktı, “Türkiye'nin çıkarlarını düşünmek zorundayız, bugünden itibaren stratejik ortağımızın yanındayız” dedi.

O günden itibaren sayın haysiyetsiz basınımıza adeta sihirli değnek değdi…

Koro halinde “Irak'ta kitle imha silahları var” manşetleri atıldı.

ABD gazeteleri yazıyor, bizim gazeteler Türkçe'ye çevirip, birebir manşet yapıyordu.

Bir gün kimyasal silah olduğunu yazıyorlar, ertesi gün biyolojik silah olduğunu yazıyorlar, “maazallah bu Saddam çok fena adam” korkusunu pompalıyorlardı.

Her an kafamıza düşebilirmiş gibi, dumanı tüten füze rampası fotoğrafları yayınlıyorlardı.

“Bizim ahali dünya yansa okumaz, ama magazin haberlerini mutlaka okur” diye düşündükleri için, işin o tarafını da ihmal etmiyorlardı…

Mesela şu başlığı hiç unutmam:

“Saddam'da dünyaya yetecek kadar botoks var!”

Yani… Haysiyetsiz basınımız, sayın hükümetimizle birlikte, ABD'nin Türkiye'ye asker indirmesi için elinden geleni yapıyordu.

İncirlik'e peşpeşe Awacs uçakları geliyordu.

“Türkiye'ye Awacs uçakları hibe edilecek” diye yazan yalaka arkadaşlar vardı.

Mersin'e savaş gemileriyle malzeme yığıyorlardı.

İskenderun limanına helikopterler yığıyorlardı.

Batman-Mardin, Amerikan askeri kaynıyordu.

El sıkışılan tezkereye göre…

Türkiye'de dokuz üs kuracaklardı.

12 havalimanımızı kullanacaklardı.

60 bin Amerikan askeri gelecekti.

Bunların 23 bini Irak'a geçecek, 37 bini bizim topraklarımızda kalacaktı.

Peki, Türkiye'yi ne zaman terkedeceklerdi?

Orası belirsizdi.

“Altı ay sonra çıkarız” filan diyorlardı.

Altı ay lafına inanmak için, elbette gerizekalı olmak gerekiyordu.

Kore savaşı teee 1953 yılında sona ermişti ama, 23 bin Amerikan askeri hâlâ Kore'deydi.

İkinci Dünya Savaşı'nda Almanya'ya girmişlerdi, 33 bin Amerikan askeri hâlâ Almanya'daydı.

İkinci Dünya Savaşı'nda Japonya'ya asker göndermişlerdi, 50 bin Amerikan askeri hâlâ Japonya'daydı.

ABD'nin girdiği yerden çıktığı görülmemişti.

Tam o günlerde, Amerikan uçak gemisi USS Harry Truman, Antalya açıklarına demirlemişti.

ABD'nin Ankara büyükelçiliği organize etti, Akp milletvekillerinden oluşan bir heyeti uçak gemisine gezmeye götürdüler.

Pilot gözlüğü hediye ettiler.

Şapka hediye ettiler.

Güvertede poz verdirdiler.

Öğle namazı vakti geldi…

Akp milletvekilleri namaz kılmak istedi.

Amerikalılar hazırlıklıydı.

Şak… Seccadeler serildi.

Kıbleyi pusulayla buldular.

Allah kabul etsin dediler.

Akp milletvekilleri, Irak'ta taş üstünde taş bırakmayacak olan Amerikan uçak gemisinde namaz kıldı.

Tam adı “Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması için hükümete yetki verilmesi” olan “1 Mart tezkeresi”nin oylanmasına saatler kalmıştı.

Amerikan ve İngiliz gazeteleri açık açık “ABD'nin 27 milyar dolar verdiğini, Akp hükümetinin dört milyar dolar daha istediğini” yazıyordu.

ABD başkanı Bush “Türkler at pazarlığı yapıyor” diyordu.

Akp tarafından pek yakında onur konuğu yapılacak olan, Türkiye seninle gurur duyuyor diye alkışlanacak olan Barzani… Resmi internet sitesinde “Türkiye pahalı fahişe rolünü oynuyor” diye manşet atıyordu!

Asrın liderimiz “evet” çıkması için bastırıyordu, “hayırda hayır yok” filan diyordu.

Genelkurmay başkanımız, kasaptaki ete soğan doğramayan Hilmi efendi'ydi… Evet çıkması için çırpınıyordu.

Varlığıyla onur duyduğumuz Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer'i ikna etmeye çalıştılar, destek vermesini istediler, kestirdi attı, kabul etmedi.

CHP zaten komple direniyordu.

Türkiye nefesini tuttu.

Tbmm'de oylama yapıldı.

1 Mart Tezkeresi'ni geçiremediler!

Evet'ler fazlaydı ama, salt çoğunluk sağlanamamıştı.

O dakikaya kadar aslansın koçumsun diye sırtımızı sıvazlayan Amerikan basınında hava dönüverdi.

Türkiye'yi “dansöz” kıyafetiyle tasvir eden karikatürler yayınlandı.

Peki niye bu kadar öfkelenmişlerdi?

ABD büyükelçisi Pearson açık açık anlattı…

“Türk hükümeti kuzey cephesi için bize garanti vermişti” dedi.

Yani, sayın Akp hükümetimiz, tezkereyi henüz meclis'ten geçirmeden, Beyaz Saray'a “hallederiz” demişti!

Bugün?

İranlı general Süleymani öldürülünce, Irak parlamentosu olağanüstü toplandı, ABD askerlerinin Irak'ı derhal terketmesini istedi.

Trump ne dedi?

“Irak'ta pahalı üsler inşa ettik, milyarlarca dolara maloldu, harcamalarımız için geri ödeme yapılmadığı sürece çıkmayız, çıkmamızı isteyenlere daha önce hiç görmedikleri ağır yaptırımlar uygularız, İran yaptırımları bile bunun yanında hafif kalır” dedi!

Hiç düşündünüz mü…

Amerikan uçak gemisinde tezkere namazı kılan Akp milletvekillerinin duası kabul olsaydı, Türkiye'nin hali ne olacaktı?

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more