Tümel ilkeler ışığında İslam’ı yeniden anlamak (6)

Kıymetli okurlarım; iki hafta önce kaldığımız yerden devam edelim. Yazı dizimizin konusunu kısaca hatırlayalım: 21. yy'ın insanları olarak, İslam'ı, korunması gereken beş tümel ilke üzerinden yeniden anlamlandırmak durumundayız. Bunlar canı muhafaza, aklı muhafaza, nesli muhafaza, malı muhafaza ve dini muhafazadır. Varlık açısından faydaya yönelik hususların sağlanması (maslahat) ve bu temel beş ilkenin korunması şarttır. Bu ilkeleri tehdit eden her şey mefsedet'tir. (ifsada uğratan, bozan kötülüklerdir)

Her varlığın bir yaratılış gayesi vardır; bu gayeler varlıkla ilişki kurmamızda rol oynar. Varlıktaki gaye ve varlıklar arası ilişkilerin özellikleri farklı disiplinler tarafından ortaya konulur. Bu disiplinlerde, yazı dizimizin temel kavramı olan gayeye (makâsıd) matuf gösterilecek her çaba aynı zamanda dinidir.   “Dini ilimler” şeklindeki tasnifi doğru bulmadığımı ifade edeyim. Kur'an, varlıkta var olan her şeyi Tanrı'nın varlığına delil sayarken, belli zaman diliminde ve belli coğrafyalarda yaşamış insanların vahiyden anladıklarına ve ortaya koydukları hükümlere dini ilimler deyip Tanrısalı oraya hapsetmek sadece cehalet olmasa gerek. Zira varlık üzerinden yapılan her çalışma; astronomiden antropolojiye, zoolojiden biyolojiye, matematikten geometriye, tıptan psikolojiye, sanattan felsefeye her ilim dalı bize hakikati açar.

HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR

Küfür” örtmek, gizlemek demektir; karşıtı ise örtüyü kaldırmak, gizlenen şeyi açığa çıkarmaktır. İngilizce'de revelaition, Fransızca'da révélation olarak ifade edilen vahiy kavramı, “açıklamak, açığa çıkarmak, ifşa etmek, örtüsünü kaldırmak vb.” anlamlara gelen Latince “revelatio/revelare” kelimesinden gelmektedir. Peki, bir şey açığa nasıl çıkacak? Kuşkusuz bilim ile. Fiziksiz metafiziğin deprem, yangın, sel vb. örneklerde görüldüğü üzere bir işe yaramadığı açıktır. Bu durumun “canı muhafaza”, “nesli muhafaza”, “malı muhafaza” ilkeleri üzerinden sorgulanması gerekir. Doğada yasa işler; derenin yatağını elinden almaya kalkışan insana, tabiatın verdiği cevaba tanıklık ediyoruz. Kendi konforu için milyon dolarları harcamaktan çekinmeyen yöneticiler; yeşili, ağacı, ormanı muhafazada gerekli olanı yapmazlarsa, fay hatları dikkate almazlarsa, HES'lerle, nükleer santrallerle, atıklarla doğanın dokusunu bozarlarsa, korunması gereken yerleri üç beş zengini daha da zengin yapmak üzere peşkeş çekerlerse İslam'ın temeli olan beş tümele ihanet etmiş olurlar. Bunun hesabını ekosistem sorar. Suskun kalan ya da görmezden gelen vatandaş da ceremesini çeker.

Kavramların içeriğini yeniden yeniden kurmak zorundayız. Dinin isteği budur, kişi çağının Müslümanı olmak durumundadır. Demem o ki, küfür (hakikati örtmek) yalnızca Allah ikidir, üçtür demek değildir; varlıktaki yasaları görmezden gelmek, yanlışta ısrar etmek, varlığı hoyratça kullanmak ve böylece tüm bunların ve israf azgınlığının sonuçlarını kadere bağlamak da küfürdür. Bu noktada kadere fatura edilen her şey Allah'a iftiradır. “Allah'a iftira edenler kurtuluşa eremezler” Yunus/69. Her türlü fesada izin verip suçlu aramak da küfürdür. “İnsanların kendi elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıktı” (Rum/41)

Ezcümle, canı, insan onurunu, aklı, varlıktaki her tür nesli tehdit eden şeylerle mücadele edilmesinin adı olmalıdır din ve dindarlık. Başörtüsü konusunda cihanı ayağa kaldıranlar can, hak, hukuk, liyakat, özgürlük, hakça paylaşım denildiğinde ya lal kesiliyorlar ya da “siyaset yapma” deyip hakikatin üstünü örtüyorlar. Devam edeceğiz.