“En başarılı” iki bürokrat

Haziran 1815'te Belçika'da Waterloo kasaba-sında Napolyon liderliğin-deki Fransızlar, İngiltere-Prusya ittifakına karşı savaşır. Sonuç Napolyon için ağır bir yenilgidir.

İşte bu savaşın da geçtiği ünlü bir fıkra vardır.

Fıkra bu ya Napolyon bir şekilde günümüze gelir.

Fıkranın ilk bölümünde ABD Başkanı'yla sohbet eder ve der ki: “Sizdeki savaş gücü bende olsa Waterloo Savaşı'nı kaybetmezdim.”

İkinci bölümde muhatabı Rusya Devlet Başkanı'dır. Napolyon Rus istihbaratına hayranlığını anlattıktan sonra şöyle der: “Sizdeki bu istihbarat bende olsa Waterloo Savaşı'nı kaybetmezdim.”

Ve son bölüm Türkiye'de geçer. Napolyon, Türkiye Cumhurbaşkanı'na şöyle seslenir: “Sizdeki bu medya bende olsa Waterloo Savaşı'nı kaybettiğimi hiçbir Fransız duymazdı.”

★★★

Türkiye'de birbirini izleyen, ağır can ve mal kayıplarına neden olan büyük yangın ve sel felaketlerinden sonra şuna karar verdim:

Türkiye'de görevini “layıkıyla” yapan iki bürokrat var.

Biri Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun.

Diğeri RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin.

Neden mi?

Hafızaları da tazeleyerek anlatayım:

– Yangınlar sürerken binlerce ormancı, binlerce köylü, binlerce tatilci cansiperane çalıştı.

Ancak karadan ulaşılamayan yerlerde havadan müdahale gerekti. Ülkenin yangın söndürme uçaklarının kullanılmaz halde hangarda beklediği ya da satıldığı ortaya çıktı. Kiralık uçaklar yetersiz kaldı. Ne yazık ki sonuç büyük bir felaket oldu. On binlerce hektar orman kül oldu.

Peki Tarım ve Orman Bakanı ne yaptı? Başarısızlığa gerekçe üretmeye çalıştı. Artık yangınların nasıl başladığını bilmesek de neden söndürülemediğini biliyoruz.

– Aynı şekilde Artvin'de, Giresun'da, Kastamonu'da, Ordu'da, Bartın'da sel felaketi yaşandı. Bu kentlerde dere yataklarındaki vahşi yapılaşma yüzünden ağır can ve mal kayıpları oldu. Selin vurduğu Bozkurt'ta 2002'den 2020'ye dek gerçekleşen çarpık yapılaşmanın uydu fotoğrafları çarşaf çarşaf önümüze döküldü. Ne Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ne belediye çıkıp “Bu binalara izin vermemeliydik, kesinlikle bizim hatamız” dedi.

★★★

İşte dananın kuyruğu tam da burada koptu.

Tarım ve Orman Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı (kısaca hükümet) ve belediyeler doğal olarak eleştirilerin hedefi oldu. Eleştirilere verecek yanıt yoktu. İletişim Başkanlığı, hemen bir medya stratejisi oluşturdu. Hükümeti eleştirenler, başka ülkelerden yardım isteyenler, “hesabı sorulmalı” diyenlere karşı saldırıya geçildi. “Hesap sormak ne demek? Darbe mi istiyorsunuz” tarzı abuk sabuk açıklamalar yapılmaya başlandı. Peşi sıra RTÜK devreye sokuldu. Felaket haberlerini verenlere ağır para cezaları kesildi.

Peki hedef neydi?

Tam da Napolyon'un dediği gibi:

Hektarlarca ormanın yandığını, göz göre göre dere yataklarında kurulmuş kentlerin sele kapıldığını, büyük can ve mal kaybı yaşandığını, yeterli uçak olmadığını, Somali'de hükümetten alacaklı olan yandaş müteahhitleri kurtarmak için o ülkeye 30 milyon dolar yardım gönderen devletin, Türkiye'de IBAN numarası vererek 4.5 milyon TL ve 5 milyon dolar yardım topladığını kimse duymasın!

Evet, bakanlar, belediye başkanları görevlerini layıkıyla yapmadı. Ancak medya ile ilgili kuruluşların başındaki isimler, sansür uygulamak da dahil, üzerlerine düşen görevi layıkıyla yapmak için ellerinden geleni yaptılar.

O nedenle Türkiye'nin “en başarılı” bürokratları unvanını hak ettiler.

Kendilerini tebrik ediyorum!

Arınç: Söz tükendi

14 Ağustos 2021 günü yazdığım yazıda AK Parti'nin 20 yıllık serüvenini anlatmıştım. Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Abdüllatif Şener'in “kurucu eşitler” olduğunu anlatıp, AK Parti'de Erdoğan dışında kimse kalmadığını, en son Arınç'ın Yüksek İstişare Kurulu'ndan “atıldığını” yazmıştım. Sayın Arınç, bir mesaj gönderdi ve YİK'den kendisinin istifa ettiğini, bu nedenle “atıldı” sözcüğünün fevkalade “incitici” olduğunu ifade etti. Ben ayrılma sürecini bildiğim için o sözcüğü tercih etmiştim ama Arınç açısından düşününce “atıldı” sözcüğünün kastı aştığını fark ettim. O nedenle o sözü “ayrıldı” olarak değiştirmek istiyorum. Bu arada Arınç'ın mesajındaki şu cümleyi de aktarmak isterim: “Sessiz kalmak benim tercihimdir. Mevcut durum sözün tükendiğini de gösteriyor.”