Aranan şeytan bulundu

Bundan kısa bir süre önce zincir marketler “fahiş fiyatla mücadele” kapsamında Ticaret Bakanlığı elemanları tarafından denetlenmişti. Ben de “serbest piyasa” sistemi ile devletin fiyat denetimi yapmasının bağdaşmayacağı üzerine bir yazı yazmıştım. Neyse. Bu denetimler, Başkan Erdoğan'ın Kısıklı'daki Tarım Kredi Kooperatifi Marketi'nden alışveriş edip fiyatları normal bulmasından sonra durmuştu. Derken, geçen hafta Rekabet Kurulu, BİM, A101, Migros, ŞOK, Carrefoursa isimli market zincirlerine ve onlarla işbirliği yapan yağ tedarikçisi Savola firmasına, “kartel” mahiyetinde anlaşmalar yaparak yemeklik yağ fiyatlarını yapay olarak yükselttikleri suçlamasıyla, toplam 2.7 milyar lira ceza verdiğini ilan etti. Kamuoyunda, bu cezaların, bir ay kadar önce yürütülen “fahiş fiyatla mücadele” denetimleri sonucunda verildiği izlenimi oluşturuldu. Halbuki bu cezalar, firmaların 2020 yılında işlendiği iddia edilen “rekabeti ortadan kaldırma” suçuyla ilgiliydi. Soruşturmayı yapan raportörler, bir yıl önce adı geçen firmalar arasında yapılan haberleşme kayıtlarını ele geçirmiş, incelemiş ve suçun işlendiğine kanaat getirmiştir. Durum şu: Kendilerine fahiş tutarda “idari para cezası” kesilen sanık firmalar, Ankara İdare Mahkemesi'nde dava açarak, verilmiş karara itiraz edecek ve cezaların iptalini isteyecekmiş.

SERBEST PİYASA SİSTEMİNİN AHLAKI REKABETTİR

Rekabet Kurulu yabancım değildir. İlk yıllarında birkaç kez oraya davet edilmiş ve “Rekabetin Kırılganlığı” konulu sunumlar yapmıştım. Serbest piyasa sistemi (kapitalizm diye okuyun) birbirinin rakibi olan tüzel ve gerçek kişiler arasında bir yarışmadır. Bu yarışmayı kazanmak için insanlar daha çalışkan olur. Ülkede “toplam faktör verimliliği” planlı ekonomilere kıyasla daha yüksek oranda artar. Bu nedenle komünist Çin bile kapitalist ekonomi modelini tercih etmiştir. Serbest girişim en temel “özgürlüktür.” Özgürlük, insanın içindeki şeytanı uyandırır. Bireylere, şahsi çıkarını toplumsal çıkardan önde tutma alanı yaratır. Bu sistemde en başarılı olan uluslar, yurttaşlarının “bireysel sorumluluk bilinci” en yüksek olanlardır. Oralarda bile “kişinin dürüstlüğüne güven ama denetimi elden bırakma” ilkesi geçerlidir. Firmaların rakipleriyle iletişim içinde olması doğaldır. Ancak bu firmalar, birbirinin hısmı değil hasmıdır. Birbirlerine acımazlar. Nadiren işbirliği yaparlar. Birinin öne çıkması diğerinin geri kalması demektir. Adı geçen firmaların, aralarında kurdukları diyalogla isnat edilen suçu işleyip işlemediklerini bilemem. İşlemiş olabilirler. Ama şurası kesin ki; verilen cezalar isnat edilen suçla orantısızdır. Kantarın topuzu kaçmıştır.

SÜPERMARKETLER PİYASA FİYATINI TANZİM EDER

Zincir mağazalar ile internetten satış yapan “modern perakendeciler” gıda ve ihtiyaç maddelerinin, “üretimden-tüketime” kadar uzanan tedarik zincirinin iyi işlemesinde yaşamsal katkı yapmaktadır. Bu firmaların, satış ciroları yüksek olmakla birlikte, satış üzerinden net kâr oranları çok düşüktür. Bu tüm dünyada da böyledir. Ancak bu firmaların ekonomik kârlılığı yüksektir. Sebebi, “sıfır hatta eksi işletme sermayesi” ile işlerini büyütme imkânına sahip olmalarıdır. Perakende sektöründe devlete “vergi geliri” yaratan tek yapılanma zincir mağaza düzenidir. Perakendeyi esnafa ve pazarcılara kaydırmak “kayıt dışılığı büyütmek, vergi tahsilatını azaltmak” demektir.

Son söz: Yola getir, ama sakatlama.

Loading...